- Kategori
- Gündelik Yaşam
Güzelyalı'da Sarı Saatler

Kaprisli makinayla çektim...
Dün O kadar güzel bir hava vardı ki, anlatamam. Aslında çok sıkı klasik bir edebiyatçı olup süslü betimlemelerle anlatmak isterdim. Ama betimlemeler yerine size yaşamı anlatmak istiyorum. Yaşamdan içime sinenleri, bana verdiği coşkuyu anlatmak istiyorum.
Kesin olarak inanıyorum ki; bahar ve yaz insanıyım. Sarı tutkuyla sevdiğim bir renk. (Her ne kadar deliliğin rengi olsa da) Oksitinden okrasına kadar. Sarı güneşin rengi, hayatın rengi. Güneş olmayınca soluyorum resmen. Dün de güneş o kadar güzel ısıtıyordu ki… Saatler ileri alınmış ve kış ayları boyunca yetmeyen zamanlar, şimdi geniş zamanlar oldu birden.
Bu geniş zamanlarda neler yaptım? Ooo da oooo neler neler yaptım. Size yaptığım evişini, bilgisayar başı işlerini, alışverişi anlatmayacağım. Anlatmayacağım derken aslında size bunlar için vakit harcadığımı da anlatıyorum, aslında. Pe pe pe peeee. Bütün bu işlerden sonra kendimi sokaklara vurdum.
Eski ismi Kokaryalı, şimdiki ismi Güzelyalı olan güzergâhıma doğru yol aldım. Tabii yol almaya başlamadan önce harley botları mı giysem diye aklımdan geçirmedim değil. Ama ayakkabılıkta sarı spor ayakkablarım bana göz kırptı ve onları giydim. Allahım ne büyük özgürlükmüş bu! Hani 19 Mayıslarda ayağımıza “pisi pisi” denen babetler giyerdik ya, onlardan da hafif geldi bana. O koca çizmelerden fenalık gelmiş meğerse. Neyse şimdi giyim kuşam sorunsalı ile kafanızı şişirmek istemiyorum.
Elime de zamanla kaprisli bi insana dönüşen fotoğraf makinamı aldım. Fotoğraf makinem kaprisli çünkü zaman içinde, keyfine göre davranır oldu. Canı isterse açılıyor, canı istemezse açılmıyor. Açıldığı zamanlarda fotoğraf çekebildim.
Aslında size bu Güzelyalı var ya, ne şahane bi yerdir edebiyatı yapmayacağım. Zira pek de öyle değildir. Sağlı sollu apartmanların ortasında dar bir cadde vardır ve insan orada bunalır, doğrusu. Onun için sahilden yürümek her zaman için çok iyidir. Orada gökyüzüne, bulutlara, denize özgürce bakabilirsiniz. Ayrıca apartman duvarlarında sprey boyalarla fanatiklerin yazdığı “inadına Göztepe” “
İsmi Güzelyalı ama “yalı” sadece Vali Konağının yanında var. O da pek ahım şahım bi yalı değil. İstanbul’daki Boğazdaki yalıların yanında müştemilat gibi kalıyor. Aslında bir güzel yalı var ama o kadar perperişan bir haldeki, onun o haldeki fotoğrafını çekmeye içim dayanmıyor. Yalının kayıkhanesi, üstünde kameriyesi her şeyi varda, aynı zamanda mirasçıları da çok var, herhalde. Aslında böyle yerlerin mutlaka yapılmasını şart koşan bir yasa olması gerekir, diye düşünüyorum. Ama düşünmesi gerekenler düşünmüyor galiba, diye de düşünüyorum.
Ben böyle düşünürken Güzelyalı’nın en şahane ve keyif yeri olan Sanita, Tuana Kafe, Göztepe’n Kafe, Elhamra kafelerin oraya kadar geldim. Seyyar kitapçıya baktım. Sarı kapaklı bir kitap aldım!!! Kitabı, kapak rengine bakarak almıyorum. Sadece okumak istediğim kitap sarı kapaklı çıktı. İyi! İnci Aral – Safran Sarı! Allahın n’oluyo böyle? Kitabımı alıp, kafeye oturdum, güzel bi de çay söyledim. Çayımı fırtlatarak, kitabımı okudum.
İnanılmaz huzurlu saatler geçirdim.
Dönüşte fotoğraf çekmek istedim, ama yine kapris yaptı. Pis!!!