- Kategori
- Haber
Haftanın getirdikleri 19 Ağustos 2007
Türkiye: Geçen haftayı Sayın Erdoğan'ın Abdullah Gül'ü kurtlara atma sorusuyla kapatmıştık. Bu hafta başbakanın AKP'nin tek adayının Abdullah Gül olduğunu açıklaması ile başladı. Tamam da ben geçen haftalardaki "cumhurbaşkanlığı seçimi için tansiyonu yükseltmeyeceğiz", "aday arkadaşlar parti başkanlarını ziyaret edebilirler" lafları ne oldu?? Bu kadar rahat cumhurbaşkanı seçebilecek bir parti başkanının böylesi hedef şaşırtmalara gitmesinin arkasında yatan sebebin ne olduğunu sanırım sadece bize zaman gösterebilir.
Abdullah Gül muhalefet liderleri turu yaptı, hepsine de "laik cumhuriyete bağlı olduğu" mesajını verdi. Peki başka ne mesaj verecekti?? "İlk işim laik cumhuriyetin altına taş koymak olacaktır" mı? Ben bir kez daha Sayın Baykal'ın Abdullah Gül'e randevu vermemesini ayıpladım. Randevu verirsin, karşılıklı oturursun ve adamı ikna etmeye çalışırsın, ama bu puan kazandıran bir politika olurdu, CHP politikası değil yani.
Bu hafta 1999 depreminin sekizinci yıldönümü ve şimdiye kadarki çalışmaları değerlendiren bir çalışma daha yayınlandı. Artık hepimiz "birşey olmaz" diye yaşamaya alıştık, böylesi haberler de bizi ürkütmüyor. Ama söylenen temelde hep aynı, İstanbul'da yaşayan pekçoğumuz en az 7 büyüklükte bir deprem yaşayacağız. 7 büyüklükte bir deprem İstanbul'da en az 500.000 ölü demektir. Bunu unutmadan yaşayalım hepimiz ve hergün bu gerçekliğe hazırlıklı olalım. Tsunami ise saçmalıktır üzerinde vakit kaybetmeye bile gerek yok.
"Dikkati dağılan" kaptan deniz otobüsünü demirli yük gemisine çarptı. Ben en azından cep telefonu ile konuşan yolculara suç atmaya çalışırlar sanmıştım ama kaptan suçu yük gemisine attı, üzerinde demirli olduğuna dair bir işaret yokmuş. Ancak yolcular kazadan önce kaptanın yanına genç bayanların girip çıktığını söylüyorlar, kim olduklarını sorunca "nişanlısı" demiş görevliler.
Başbakan Erdoğan yeni hükümet listesini Cumhurbaşkanı'na sunmaya çıktı, ancak Sezer listeye bakmadan geri çevirdi ve listenin yeni cumhurbaşkanına sunulmasını istedi. Ankara kulislerinde bu davranışın bir jest mi yoksa rest mi olduğu konuşuluyor. Ancak bu olaydan birkaç saat sonra düzenlenen resepsiyonda Cumhurbaşkanı-Başbakan-Yeni Cumhurbaşkanı adayı-Genelkurmay Başkanı arasındaki soğukluk da ilgi çekti. Gene de Genelkurmay Başkanı'nın gazetecilere bir serzenişine kulak misafiri olan Başbakan'ın olayın aslını hemen gazetecilerden öğrenip eyleme geçmesi de benim gözümde pozitif bir puan oldu. Hafta içerisinde Kıbrıs Rum Kesimi Dısişleri Bakanı'nın "Büyükanıt'ın sözleri Türkiye'yi ikiyüz yıl geriye götürdü" sözlerine hükümet kanadından hiçbir tepki gelmemesini eleştiren Büyükanıt'a serzenişin ertesi gün bizim Dışişleri Bakanlığı'ndan destek geldi.
Bir de bu haftanın "risotto" hikayesi var. Ben kimden çıktı bu iş derken altından gene Fatih Altaylı çıktı. İçişleri bakanı Muğla ziyareti sırasında yemeğe oturuyor, benim duyduğum versiyonuna göre listeden risotto istiyor, gelen risottoyu afiyetle yedikten sonra çok hoşuna gittiği için ahçıyı çağırıyor ve tarifini istiyor. Ahçı da "içinde şarap var" deyince küplere biniyor "nasıl bana haram yedirirsiniz" diye. Vali de ahçıyı korumaya çalışıyor, "risottonun içinde şarap her zaman vardır" diye. Buna kızan İçişleri bakanı da ertesi gün valiyi görevden alıyor. Eminim olay tam olarak böyle olmamıştır. "Bir risotto yüzünden vali görevden alınmaz" dememe kalmadı, olaya eklentiler olduğu da anlaşıldı. Muğla'nın bundan önce görevden alınan valisi yaptığı hukuki savaşı kazanarak göreve iade kararı çıkartmış, yani durum ne olursa olsun, eski vali göreve geri gelecek, eminim İçişleri bakanı risottoya kızmıştır ama, zaten görevden alınması kanunen gerekli olan bir valiyi görevden almasını da ancak Fatih Altaylı bir risottoya bağlardı. Ayrıca bu ne hız dememe kalmadan risotto yüzünden görevden alındığı söylenen vali de Cumhurbaşkanı tarafından Danıştay üyeliğine atandı.
Cumartesi günü tam biz Atlasjet ile İstanbul'dan havalandığımız sırada gene Atlasjet'in Lefkoşa İstanbul seferini yapan uçağı kaçırıldı, ya da kaçırıldığı sanıldı, ya da kaçıranlar kaçırdıklarını sandılar. Garip bir olay yani. Biri Filistinli diğeri Türk iki korsan kokpite girmeye çalıştılar ancak beceremeyince bir kabin görevlisini rehin almışlar, ellerinde de bir bıçak ve oyun hamuru görüntülü bir oyun hamuru ile. Tahran'a gitmeyi talep etmişler, pilotlar da "yakıt alma" bahanesi ile önce Antalya'ya inmişler sonra da hemen uçaktan kaçmışlar. "Gemiyi en son kaptan terk eder" lafı sanırım sadece hikaye" kuyruk sıkıya gelince ilk kaçan kaptan da olabiliyormuş. Sonra da yolcular tek tek uçaktan kaçınca iki uçuş görevlisi ve birkaç meraklı yolcu ile kalan korsanlar da bakmışlar uçağı kaçırmayı beceremiyorlar, "bari teslim olalım" demişler. Hayatda benim duyduğum en beceriksizce uçak kaçırma eylemi değil ama sanrım en beceriksizlikte ilk ona girerler.
Ekonomi: Bu sefer son haftalarda Amerika'da başlayan dalgalanma bizde de etkili oldu. Her ne kadar ABD ve AB merkez bankaları piyasaya para pompalasalar da borsa düşüşünü sürdürdü, dolar kuru da 1, 40 üzerine çıktı. Aslında tüm bu çalkantıların temel sebebi bir kez daha dünya piyasalarında oynanan oyunlar. Hayatın güllük gülistanlık olacağını düşünenler riskli fonlara para saçmaya devam ettiler, sonunda da bu riskli fonların riskleri fazla arttığından dolayı iflasları gelince de daha güvenli olan likiditeye döndüler, likiditeye bu sert dönüş de tüm dünyada paranın değerini artırdı. Birikimin en yoğun olduğu yer de Japonya olduğu için Japon Yeni fazla değerlendi. Geçen haftalarda konuştuğumuz Japon ev kadınlarının YTL alma sevdası da korkuyla birlikte satmaya dönünce bizim dolar kuru da fazlaca yükseldi. Aslında zaten ucuz olan dolar belki bu sayede makul bir seviyeye çıkar. Ancak Cuma akşama doğru Amerikan Merkez Bankası'nın faizleri düşürmesi ile piyasalar biraz duruldu. Haftayı dolar 1.35 borsa da zarar etmesine rağmen 46000 civarında kapadı.
Dünya: Sanırım Amerika artık Çin'in fişini çekmeye karar verdi. Bir hafta içerisinde üç tane sağlık ve Çin ilişkili ticari karar alındı, önce Fisher-Price ve Mattel'in oyuncakları kurşun bulundurdukları için, sonra da Gilchrist ve Soames'ın üst düzey hotellerde verilen Çin yapımı dişmacunlarında antifriz kalınlaştırıcı bulunduğu için toplatılacağı bildirildi. Sanırım buna bir de Nokia'nın toplatacağı 46 milyon cep telefonu pili eklenecek. Birileri Çin'den korkmaya mı başladı ne??
Bu hafta Amerika'da beklenmedik bir olay oldu. Başkan Bush'un başdanışmanı Karl Rove istifa etti. Bu adam Bush'a 2000 ve 2004 seçimlerini kazandıran fakat kirli politik taktikleriyle şimşekleri üstüne çeken bir kişiydi. Ama beni daha meraklandıran şey, bu adamın "Bush'un beyni" diye bilinmesi. Yani bu adam Bush için fikirler üretirken Amerikalılar bu derecede aptalca işler yaptılarsa bu adam olmadığı zaman ne olacak kimbilir?
Rusya ile Amerika arasında Soğuk Savaş günlerini andıran açılımlar yaşanırken Rusya'da terör saldırılarının artması ne kadar ilginç değil mi? Bu sefer de St. Petersburg-Moskova seferini yapan trende patlayan bir bomba trenin üç vagonunun raydan çıkmasına ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden oldu. Soğuk savaş günlerine bir adım yaklaştıran bir olay da Rusların dünya üzerinde uzun menzilli savaş uçaklarının periyodik uçuşlarına tekrar başlayacaklarını acıklamaları oldu. Bu uçuşlara yaklaşık onbeş senedir maddi olanaksızlıklar nedeni ile ara verilmişti.
Benim adını yeni zamanda duyduğum, ancak devler çevrelerimizce uzun zamandan beri AB alternatifi olarak görülen Shanghai İşbirliği Örgütü Ural Dağları'nda bir askeri tatbikat gerçekleştirdi. Benim bildiğim ve anladığımca Rusya ve Çin Nato ve Avrupa Birliği'ne karşı bir örgütlenme arayışındalar. Rusya ve Çin dışında Shanghai İşbirliği Örgütü'nün üyeleri Orta Asya'daki eski SSCB cumhuriyetleri, Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan. Ancak son askeri tatbikata İran Cumhurbaşkanı da davetliymiş. Bir sonraki adım da sanırım bizi içine alacak. Burak Turna'nın Üçüncü Dünya Savaşı senaryoları da sanırım böylelikle adım adım gerçeğe doğru gidiyor.
Dünya deyince gene de kısıtlı düşünüyoruz, bizim dünyamızda Rumlar epeydir Akdeniz'de petrol arama sevdasındalar. Ortalığı ciddi ciddi bulandırmalarına rağmen açtıkları ihaleye büyük şirketlerin hiçbiri katılmayınca dünyaya rezil oldular.
Amerika'nın hali de bizden iyi değil, Utah'dan çöken bir madende yerin 450 metre altında mahsur kalan 6 kişiyi kurtarma çalışmaları sırasında çöken tünelde 3 kurtarma görevlisi öldü, 6 tanesi de ağır yaralandı.
Yunanistan erken genel seçime gidiyor. Sanırım bizim gibi avantajını korumak isteyen hükümet muhalefeti hazırlıksız yakalama amacında.
Bilim: İlginç bir nokta, geçen senenin tamamında dünyada 34 tane panda doğmuş. "Kime ne bu garip yaratıktan" diyecekseniz saygı duyarım ama bizim yaptıklarımızdan dolayı nesli tükenen sevimli bir yaratık bu. Haftanın güzel haberi ise, bu Salı günü Çin'de dört panda birden doğdu. Umarım onları yaşatmayı beceririz.
Avustralya'da iklim değişikliği ve karbondan kurtulmanın yollarını araştırmak için kurulan meclis komisyonunun dört üyesi büyük bir zeka belirtisi göstererek küresel ısınmanın sadece dünyada değil diğer gezegenlerde de görülen doğal bir olay olduğunu ve insanların bunda hiçbir etkisi bulunmadığını öne sürdüler. Bu kişilere göre dünya gibi sıvılarla çevrili tüm gezegenlerde zamanla bu tür bir küresel iklim değişikliği görülebiliyormuş, Mars, Jüpiter, Triton, Neptün ve Plüto gibi. Adamlar öylesine saçmalamışlar ki konuya belki anlayışla karşılayabileceğim Venüs ve Mars yerine en iyi görüntüsü bir lambanın bir kilometreden çekilmiş resmine benzeyen Plüto'yu ve hakkında bildiğimiz herşey bir resimden ibaret olan Neptün'ün uydusu Triton'u da iklim değişikliği görülen gezegenler listesine koymuşlar.
Spor: Futbolda tüm büyükler haftayı galibiyetle kapatdılar. Haftanın tek ciddi ilginç tarafı Zico'nun tamamı yedeklerden oluşan bir kadro ile Gaziantep karşısına çıkması ve bu takımın da savaşçı kişiliği ile taraftarlardan esas takımdan daha fazla takdir toplamasıydı. Benim takımım ise haftayı deplasmanda Turgutluspor'u 4-1 yenerek üç puanla kapattı.
Abdullah Gül muhalefet liderleri turu yaptı, hepsine de "laik cumhuriyete bağlı olduğu" mesajını verdi. Peki başka ne mesaj verecekti?? "İlk işim laik cumhuriyetin altına taş koymak olacaktır" mı? Ben bir kez daha Sayın Baykal'ın Abdullah Gül'e randevu vermemesini ayıpladım. Randevu verirsin, karşılıklı oturursun ve adamı ikna etmeye çalışırsın, ama bu puan kazandıran bir politika olurdu, CHP politikası değil yani.
Bu hafta 1999 depreminin sekizinci yıldönümü ve şimdiye kadarki çalışmaları değerlendiren bir çalışma daha yayınlandı. Artık hepimiz "birşey olmaz" diye yaşamaya alıştık, böylesi haberler de bizi ürkütmüyor. Ama söylenen temelde hep aynı, İstanbul'da yaşayan pekçoğumuz en az 7 büyüklükte bir deprem yaşayacağız. 7 büyüklükte bir deprem İstanbul'da en az 500.000 ölü demektir. Bunu unutmadan yaşayalım hepimiz ve hergün bu gerçekliğe hazırlıklı olalım. Tsunami ise saçmalıktır üzerinde vakit kaybetmeye bile gerek yok.
"Dikkati dağılan" kaptan deniz otobüsünü demirli yük gemisine çarptı. Ben en azından cep telefonu ile konuşan yolculara suç atmaya çalışırlar sanmıştım ama kaptan suçu yük gemisine attı, üzerinde demirli olduğuna dair bir işaret yokmuş. Ancak yolcular kazadan önce kaptanın yanına genç bayanların girip çıktığını söylüyorlar, kim olduklarını sorunca "nişanlısı" demiş görevliler.
Başbakan Erdoğan yeni hükümet listesini Cumhurbaşkanı'na sunmaya çıktı, ancak Sezer listeye bakmadan geri çevirdi ve listenin yeni cumhurbaşkanına sunulmasını istedi. Ankara kulislerinde bu davranışın bir jest mi yoksa rest mi olduğu konuşuluyor. Ancak bu olaydan birkaç saat sonra düzenlenen resepsiyonda Cumhurbaşkanı-Başbakan-Yeni Cumhurbaşkanı adayı-Genelkurmay Başkanı arasındaki soğukluk da ilgi çekti. Gene de Genelkurmay Başkanı'nın gazetecilere bir serzenişine kulak misafiri olan Başbakan'ın olayın aslını hemen gazetecilerden öğrenip eyleme geçmesi de benim gözümde pozitif bir puan oldu. Hafta içerisinde Kıbrıs Rum Kesimi Dısişleri Bakanı'nın "Büyükanıt'ın sözleri Türkiye'yi ikiyüz yıl geriye götürdü" sözlerine hükümet kanadından hiçbir tepki gelmemesini eleştiren Büyükanıt'a serzenişin ertesi gün bizim Dışişleri Bakanlığı'ndan destek geldi.
Bir de bu haftanın "risotto" hikayesi var. Ben kimden çıktı bu iş derken altından gene Fatih Altaylı çıktı. İçişleri bakanı Muğla ziyareti sırasında yemeğe oturuyor, benim duyduğum versiyonuna göre listeden risotto istiyor, gelen risottoyu afiyetle yedikten sonra çok hoşuna gittiği için ahçıyı çağırıyor ve tarifini istiyor. Ahçı da "içinde şarap var" deyince küplere biniyor "nasıl bana haram yedirirsiniz" diye. Vali de ahçıyı korumaya çalışıyor, "risottonun içinde şarap her zaman vardır" diye. Buna kızan İçişleri bakanı da ertesi gün valiyi görevden alıyor. Eminim olay tam olarak böyle olmamıştır. "Bir risotto yüzünden vali görevden alınmaz" dememe kalmadı, olaya eklentiler olduğu da anlaşıldı. Muğla'nın bundan önce görevden alınan valisi yaptığı hukuki savaşı kazanarak göreve iade kararı çıkartmış, yani durum ne olursa olsun, eski vali göreve geri gelecek, eminim İçişleri bakanı risottoya kızmıştır ama, zaten görevden alınması kanunen gerekli olan bir valiyi görevden almasını da ancak Fatih Altaylı bir risottoya bağlardı. Ayrıca bu ne hız dememe kalmadan risotto yüzünden görevden alındığı söylenen vali de Cumhurbaşkanı tarafından Danıştay üyeliğine atandı.
Cumartesi günü tam biz Atlasjet ile İstanbul'dan havalandığımız sırada gene Atlasjet'in Lefkoşa İstanbul seferini yapan uçağı kaçırıldı, ya da kaçırıldığı sanıldı, ya da kaçıranlar kaçırdıklarını sandılar. Garip bir olay yani. Biri Filistinli diğeri Türk iki korsan kokpite girmeye çalıştılar ancak beceremeyince bir kabin görevlisini rehin almışlar, ellerinde de bir bıçak ve oyun hamuru görüntülü bir oyun hamuru ile. Tahran'a gitmeyi talep etmişler, pilotlar da "yakıt alma" bahanesi ile önce Antalya'ya inmişler sonra da hemen uçaktan kaçmışlar. "Gemiyi en son kaptan terk eder" lafı sanırım sadece hikaye" kuyruk sıkıya gelince ilk kaçan kaptan da olabiliyormuş. Sonra da yolcular tek tek uçaktan kaçınca iki uçuş görevlisi ve birkaç meraklı yolcu ile kalan korsanlar da bakmışlar uçağı kaçırmayı beceremiyorlar, "bari teslim olalım" demişler. Hayatda benim duyduğum en beceriksizce uçak kaçırma eylemi değil ama sanrım en beceriksizlikte ilk ona girerler.
Ekonomi: Bu sefer son haftalarda Amerika'da başlayan dalgalanma bizde de etkili oldu. Her ne kadar ABD ve AB merkez bankaları piyasaya para pompalasalar da borsa düşüşünü sürdürdü, dolar kuru da 1, 40 üzerine çıktı. Aslında tüm bu çalkantıların temel sebebi bir kez daha dünya piyasalarında oynanan oyunlar. Hayatın güllük gülistanlık olacağını düşünenler riskli fonlara para saçmaya devam ettiler, sonunda da bu riskli fonların riskleri fazla arttığından dolayı iflasları gelince de daha güvenli olan likiditeye döndüler, likiditeye bu sert dönüş de tüm dünyada paranın değerini artırdı. Birikimin en yoğun olduğu yer de Japonya olduğu için Japon Yeni fazla değerlendi. Geçen haftalarda konuştuğumuz Japon ev kadınlarının YTL alma sevdası da korkuyla birlikte satmaya dönünce bizim dolar kuru da fazlaca yükseldi. Aslında zaten ucuz olan dolar belki bu sayede makul bir seviyeye çıkar. Ancak Cuma akşama doğru Amerikan Merkez Bankası'nın faizleri düşürmesi ile piyasalar biraz duruldu. Haftayı dolar 1.35 borsa da zarar etmesine rağmen 46000 civarında kapadı.
Dünya: Sanırım Amerika artık Çin'in fişini çekmeye karar verdi. Bir hafta içerisinde üç tane sağlık ve Çin ilişkili ticari karar alındı, önce Fisher-Price ve Mattel'in oyuncakları kurşun bulundurdukları için, sonra da Gilchrist ve Soames'ın üst düzey hotellerde verilen Çin yapımı dişmacunlarında antifriz kalınlaştırıcı bulunduğu için toplatılacağı bildirildi. Sanırım buna bir de Nokia'nın toplatacağı 46 milyon cep telefonu pili eklenecek. Birileri Çin'den korkmaya mı başladı ne??
Bu hafta Amerika'da beklenmedik bir olay oldu. Başkan Bush'un başdanışmanı Karl Rove istifa etti. Bu adam Bush'a 2000 ve 2004 seçimlerini kazandıran fakat kirli politik taktikleriyle şimşekleri üstüne çeken bir kişiydi. Ama beni daha meraklandıran şey, bu adamın "Bush'un beyni" diye bilinmesi. Yani bu adam Bush için fikirler üretirken Amerikalılar bu derecede aptalca işler yaptılarsa bu adam olmadığı zaman ne olacak kimbilir?
Rusya ile Amerika arasında Soğuk Savaş günlerini andıran açılımlar yaşanırken Rusya'da terör saldırılarının artması ne kadar ilginç değil mi? Bu sefer de St. Petersburg-Moskova seferini yapan trende patlayan bir bomba trenin üç vagonunun raydan çıkmasına ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden oldu. Soğuk savaş günlerine bir adım yaklaştıran bir olay da Rusların dünya üzerinde uzun menzilli savaş uçaklarının periyodik uçuşlarına tekrar başlayacaklarını acıklamaları oldu. Bu uçuşlara yaklaşık onbeş senedir maddi olanaksızlıklar nedeni ile ara verilmişti.
Benim adını yeni zamanda duyduğum, ancak devler çevrelerimizce uzun zamandan beri AB alternatifi olarak görülen Shanghai İşbirliği Örgütü Ural Dağları'nda bir askeri tatbikat gerçekleştirdi. Benim bildiğim ve anladığımca Rusya ve Çin Nato ve Avrupa Birliği'ne karşı bir örgütlenme arayışındalar. Rusya ve Çin dışında Shanghai İşbirliği Örgütü'nün üyeleri Orta Asya'daki eski SSCB cumhuriyetleri, Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan. Ancak son askeri tatbikata İran Cumhurbaşkanı da davetliymiş. Bir sonraki adım da sanırım bizi içine alacak. Burak Turna'nın Üçüncü Dünya Savaşı senaryoları da sanırım böylelikle adım adım gerçeğe doğru gidiyor.
Dünya deyince gene de kısıtlı düşünüyoruz, bizim dünyamızda Rumlar epeydir Akdeniz'de petrol arama sevdasındalar. Ortalığı ciddi ciddi bulandırmalarına rağmen açtıkları ihaleye büyük şirketlerin hiçbiri katılmayınca dünyaya rezil oldular.
Amerika'nın hali de bizden iyi değil, Utah'dan çöken bir madende yerin 450 metre altında mahsur kalan 6 kişiyi kurtarma çalışmaları sırasında çöken tünelde 3 kurtarma görevlisi öldü, 6 tanesi de ağır yaralandı.
Yunanistan erken genel seçime gidiyor. Sanırım bizim gibi avantajını korumak isteyen hükümet muhalefeti hazırlıksız yakalama amacında.
Bilim: İlginç bir nokta, geçen senenin tamamında dünyada 34 tane panda doğmuş. "Kime ne bu garip yaratıktan" diyecekseniz saygı duyarım ama bizim yaptıklarımızdan dolayı nesli tükenen sevimli bir yaratık bu. Haftanın güzel haberi ise, bu Salı günü Çin'de dört panda birden doğdu. Umarım onları yaşatmayı beceririz.
Avustralya'da iklim değişikliği ve karbondan kurtulmanın yollarını araştırmak için kurulan meclis komisyonunun dört üyesi büyük bir zeka belirtisi göstererek küresel ısınmanın sadece dünyada değil diğer gezegenlerde de görülen doğal bir olay olduğunu ve insanların bunda hiçbir etkisi bulunmadığını öne sürdüler. Bu kişilere göre dünya gibi sıvılarla çevrili tüm gezegenlerde zamanla bu tür bir küresel iklim değişikliği görülebiliyormuş, Mars, Jüpiter, Triton, Neptün ve Plüto gibi. Adamlar öylesine saçmalamışlar ki konuya belki anlayışla karşılayabileceğim Venüs ve Mars yerine en iyi görüntüsü bir lambanın bir kilometreden çekilmiş resmine benzeyen Plüto'yu ve hakkında bildiğimiz herşey bir resimden ibaret olan Neptün'ün uydusu Triton'u da iklim değişikliği görülen gezegenler listesine koymuşlar.
Spor: Futbolda tüm büyükler haftayı galibiyetle kapatdılar. Haftanın tek ciddi ilginç tarafı Zico'nun tamamı yedeklerden oluşan bir kadro ile Gaziantep karşısına çıkması ve bu takımın da savaşçı kişiliği ile taraftarlardan esas takımdan daha fazla takdir toplamasıydı. Benim takımım ise haftayı deplasmanda Turgutluspor'u 4-1 yenerek üç puanla kapattı.