- Kategori
- Öykü
Halim selim -sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı - (otuz dokuzuncu bölüm devam edecek)

Sıradan insanlar
Neyse ağanın sırf dem yarım bardaktan biraz fazla çayıyla, üstüne su çektiği Halim’in çayını eski tutukluya verdi “şu yarım çay ağanın, öteki de o ayının” dedi. Eski tutuklu “anladım” dedi ve çayı dökmemek için dikkat ederek tepsiyle ağanın odasına giriyordu. Etrafa göz gezdireceğim derken az daha çayı döküyordu.
Çünkü ağanın odasına ilk kez giriyordu. Kaç gündür bu odayı merak ediyordu. Onun için etrafa bakarken sendeleyince ağa “yavaş yeğen önüne bak” diye uyardı. Eski tutuklu kendine gelip yarım çayı ağaya, öteki çayı da Halim’e verdi ağaya “başka bi emrin var mı ağam?” dedi. Ağa eliyle “sağol hadi git “der gibi yaptı.
Eski tutuklu çıkarken iyice meraklanan ağa Halim’e “ee anlat bakam yeğen şu babanı” dedi. Halim “bubasını” anacığını, nineciğini ve o yıllarda yaşadıklarını anlatmayı çok seviyordu. Ağa “ee anlat yeğen” deyince şöyle bir düşündü. Nereden başlayacağını düşünüyordu. Nereden başlayacağına karar verince anlatmaya başladı.
“Benim bubacım pelifanmış ağam. Adı da senin adın gibi Bilal’miş. İbiram oğlu Bilal Pelifan. Pelifan soy ismi değilmiş. Bizim soy ismimiz Selim’miş. Hatta ninecim benim adımı halim selim bi adam olsun deyi Halim goymuş. Ben ninecimin dedi gibi pek öyle halim selim biri değildim. Hele başımın olmadı yere götümü sokunca, adıma çok ters geldim. Neyse orasını sona anladen. Bubam hakkaden eyi pelifanmış. Bizim orlada biçok güleş dutmuş. Onun yenildini gören hiç olmamış. Valla tevatir değil. Bizim orda kime sorsam öyle derdi. Ben bunları hep ninecimden duydum. Bubamın çoban durduğu Hacı Veli de eski pelifanlardanmış. Kendi gocayınca güleşe de meraklı olunca, bakmış benim bubacım güleşlede önüne geleni deviriyo, ninecime gelmiş.
Çünkü ötürüklü didem ozmanla çokdan ölmüşmüş. Sen şindi ötürüklü diden de kim decen. Onu da sırası gelince anladıcen. Şindi ağam; Hacı Veli ninecime gelmiş. ‘Nutuya gelin ben senin oğlanı çok beğeniyon. Biliyosun ben eski pelifanım. Hemi de eyi pelifandım. Emme sen de biliyosun, çünküm senin başındı da vadır. Gurt gocayınca köpeklen maskarası olurmuş. Ben gocamış pelifan olunca, ona buna masgıra olurun deyi hiç kimsiye çatıp güleş dutmeyon. Emme içimde gurt va ya. Ben de senin oğlanı kendime çoban dutcen, o benim hem çobanım, hem pelifanım olcek. Onu gendi oğlum gibi bakıp beslecen ki, çayırda sırtı yere gelip, bene ele güne mahcub edmesin. Hani demesinle Hacı Veli’nin pelifanı çayırlarda göbe yokarda garılar gibi yatmasını bek seviyor deyi. Ben senin oğlanı gördüm, o benim tam gençlim gibi’ demiş. Ninecim içinden ‘halt etmişsin sen. Benim tosunum kim sen kim?’ derken ona ‘doğru söylüyosun Hacı Veli. Ben de isderin, emme benim bu gocoğlanın kendinin he demesi ilazım’ demiş. Ağam şindi sen ‘dayım, ninecin içinden geçeni sen nerden biliyonda öyle deyon’ decesin. Sen de haklısın, emme yalınız ninecim bene her şeyi, içinden geçenlere bile hep anladdıydı da ordan biliyon. Sonacıma Hacı Veli ninecime ‘eyi deyon Nutuya gelin, sen oğlana bi güzel anlat, bene habar verin’ demiş, gitmiş” dedi. Burada soluklandı. Bilal ağaya “sıkıyosam anladmeyem, yoğusam benim laf bidmez. Çünküm bunla öyle kısa kesilcek şeyler deyil. Çünküm işin içinden iş çıkıyor. Savcı bey bile ifademi tam alayın deyi heç kesmeden dinledi” dedi.
Bilal ağa Halim’in bu sözlerini duyunca şaşırmıştı. “Yani sen savcıya bu Hacı Veli’yi, pelifan olduğunu falan hep şimdi bana anladdın gibi anladdın da o dinledi ha?” diye şaşkınlıkla sordu.
Halim Bilal ağanın neye şaşırdığını anlamamıştı. “tabi anladdım ya. Anacımı, onun küllü suyla çamaşır yıkadını her bi şeyi heç esiksiz annaddım. Çünküm benim suçumu anlamaları için her bi şeyi bilmileri lazımmış, bunu bene gomiser dediydi” dedi. Bilal ağa daha şaşırmıştı, “yani komiser de bunları dinledi. Sana bunları savcıya da anlad dedi öyle mi?” diye sordu. Halim “tabi gomiser öyle dedi ağam. Hadda ben bunnarı savcı beye annadırken oruya biri geldiydi, o da hakimmiş. Çünküm o oraya gelince savcı beyim aya kakıp “buyur hakim bey” dediydi. İşde o bilem dinnediydi. Akşam yemeni yemeye gittikden keri o bi da gelmediydi. Yani o hakim bilem çoğunu orda dinnediydi, sonra savcı bey beni o hakime yollayınca o hakim galanını orda dinnediydi” dedi.
Bilal ağa içinden “hiç böyle bi şey ne duydum, ne de gördüm. Allah, Allah” diye geçirirken Halim de içinden “sen de bişeyi kısa kesivemeyosun. Mamıdın çorabı gibi uzadıkça uzadıyosun. Benim bubamın adı da Bilal de bitir gahberif. Adam sene gırmeyen deyi bişe de deyemedi, susub galdı” diye kendine kızıyordu.
Bilal ağaya “dayı gusura bakma ben nafı uzadıp canını sıdkım, ne eden bu da benim huyum, bi başladım mı bitiremeyon” dedi.
Bilal ağa, Halim’in ikide bir “dayı” demesinden de çok hoşlanmıştı. Çünkü belki şimdi Halim’in yaşında, ablalarından en küçük ablasının bir oğlu vardı. Bilal ağanın sırtından hiç inmez “dayı dayı” derken de çok tatlı olurdu. (o zamanlar ağa falan değil, Keskenli Halil’in oğlu Bilal diye tanırlardı. Babası oğlum olsun diye diye tam sekiz kızı olduktan sonra Bilal ağa olmuştu. Onun için evde herkesin sevdiği insandı).
Bilal ağa’nın o yeğeni aklına gelmişti.
Halim “sıkıyosa anladmeyen” dediği sırada Bilal ağa hakimin, savcının bile sıkılmadan dinlediği hikayeyi merak etmişti. Ayrıca burada vakit de geçmek bilmediği için Halim’e “yeğen, bak sana yeğen diyom. Sen bundan sonra benim has yeğenim gibisin. Bana hep dayı diyecen. Ben bunu yalnız sana müsaade ediyom. Çünkü sen de gördün, öteki mahkumlar bana hep ‘ağam’ der. Çünkü ben bu koğuşun ağasıyım. Seni onlardan farklı tututuyom. Şimdi sen, dayı ‘nerden bu samimiyet?’ dersen, onu ben sana sonra anlatacam. Konuşma sırası sende. Hakimin, savcının, komiserin sıkılmadan dinlediği şey hiç beni sıkar mı? Onlar kim ben kimim? Daha Reşit’de mememeni yapıp gelmedi. Hele sen anlatmıya devam et. Menemen gelince orda keser, menemeni yer ondan sonra devam ederiz” dedi.
Halim’in, Bilal ağanın bu uzun sözlerinden aklında kalan “sen bana hep dayı diycen, çünkü benim has yeğenim gibisin” sözleriydi.
Bu sözleri duyunca “pulislikten atılma dayıcığı aklına gelmiş, yüreği cız etmişti. İçinden “ömrü uzun olası dayım, şindi kimbilir ne ediyor” diye geçirdi. Bilal ağaya “onu da annaden mi” diye düşündü. “Şindi sırası değil. Necep olsa sıra onuda gelcek” dedi. Sonra “eyi dayı, sen dinnecen deyosan, ben de annadırın. Çünküm ben hep o günleri annadırken hatırleyon, hatırladıkçı da içim bi çeşid oluyo. Yani içim gıpır gıpır ediyo, sevinçlen doluyo” dedi.
Bilal ağa içinden “bu ne saf oğlan böyle? İçinde hiç al, fel yok. Nasıl görünüyorsa içi de öyle gibi” diye geçirdi. Sonra Halim’e “anlad dayım, anlad. Seni dinlerken ilk defa ta yirmi yıl öncülerine giddim. Anlad sen, hiç kesmeden anlad” dedi.
Halim “eyi öyleysem” dedi ve anlatmaya devam etti. “Sonacıma Nutuya ninecim. Bak burda ninecimin adının Nutuya olduğunu ilk sene deyon, çünküm yeri geldi de ondan. Çünküm Nutuya ninecim bene ‘her lafı yerinde gonuş ki, lafın davılcı ossuruna gidmesin’ dediydi. Neysem Bilal dayı, Hacı Veli bunnara deyib giddikden sona, bubacım gayfiden gelmiş. Sizin orala nası bilmeyon. Bizim orlada adamla, accık yetişkin deliganlıla bile hele gışın hep gayfeye gider. Sen şindim belkim ‘gayfıda her gün bok işleri mi varımış? Evlende çolunna çocuğunna otursularımış ya’ decesin. Öyle deyon; emme nerde öyle çoluğunna çocuğunna oturcek ev. Hepi topu bi gözcük ev. Garıla dört gözle goculanın gayfeye gitmileni isdermiş. Çünküm onlada ya bi gomşuya gider, ya da gelen bi gomşuyla laf gaynadırlarımış.
Ninecim ‘o garıla öyle oturup birbirleriyle naf gaynatmazsa, akıllanı oynadırlar’ derdi.
Neysem bubacım gayfıdan gelince bubacıma ‘Hacı Veli böyün buruya geldi. Böyle böyle dedi. Ben de şöyle şöyle dedim’ deyi her bişeyi anladmış. Bubacım ‘valla ana bu tam piyango. Neden dersen. Ben de gara gara düşünüyodum. Yarın evlencen eldi yok, avıcdı yok deyi. Valla tam piyango, olur deseydin ya’ demiş. Ninecim bubacıma şöyle bi bakmış’ derken Halim Bilal ağaya ninesinin babasına baktığı gibi bakınca Bilal ağanın içi titremişti.
Çünkü Halim’in bakışı ona kendi anasını, babasını hatırlatmıştı.
Neyse, Halim “işde dayı, ninecim bubacıma, ‘a akılsız oğlum, hemen olur deseydim Hacı Veli de bunna işsiz ölüb galmış der, seni depi depi gullanırdı. Ne olursa olsun gendini accık ağır, şöyle dirhem dirhem satıcen ki değerin olsun. Neden? çünküm elma armut okkayla satılırken, altın dirhem dirhem satılır. Çünküm altın her bişeyden gıymatlıdır da ondan’ demiş. Neysem Bilal dayı” dedi.
Halim, Bilal dayı dedikçe Bilal ağa bir hoş oluyordu. Çünkü ablaları, onların çocukları, köyü, gençliği aklına geliyordu. Bunlar aklına gelince de içinden “yaşşa kocoğlan beni alıp alıp harman savurur gibi savuruyorsun. Amma çok güzel oluyor” diye geçiriyordu.
Tabi Halim bunları duymadan anlatmaya devam etti. “bubacım ninecime ‘gız ana, senin düşündünü kimsile düşünmez. Emme gurnuguduzsun ha’ demiş. Ninecim bubacım öyle deyince kıs kıs gülmüş. ‘Sen şu ananı ne sanıyon. Ben dengime çataydım ozuman kimse beni dutumazdı’ demiş. Ninecim öyle deyince bubam ‘gız ana ozman ben kimin oğlu olcedim?’ demiş. Ninecim de ‘a benim goca kafalı pelifan oğlum. Hayrına atın delisi rahvan, adamın delisi pelifan olur dememişle. Ben nafın gelişi öyle dedim. Ben senin dideni bek sevedim. Ötürüklüydü mötürüklüydü emme adamın hasıydı. Herkeslerden evvel ıradıyoyu o aldıydı. Sen benim her lafın arkasına dakılıp galma. İşini yarıceni al, gerisini at. Yoğusam o gaca gafan bile gazan gibi şişe sonra’ demiş. Ben bunnara sonradan hep ninecimden dinnediydim” dedi.
Bu sırada Reşit’te menemeni alıp geldi “buyrun ağam sıca sıcağına yiyin” dedi. Bilal ağa Halim’e “yeğen sen lafını unudma şu menemeni bi güzel yiyelim; sonra da Reşit’in kahvesini içelim ondan sonra anladırsın. Nasıl olsa geceler uzun, başka bi iş de yok” deyince Halim “olur dayı. Sen münasibi neysen bilirsin. Sen dinnecek ol ben heç unutman” dedi. Reşit’in getirdiği menemeni bi güzel yediler. Reşit’e de, ona yetecek kadar alıkoydular. Bilal ağa Reşit’in hazır tuttuğu ıslak mendille elini, ağzını sildi Halim’e verdi. Halim de elini ağzını sildi. Bu sırada Reşit iki kahve yapmıştı. Ağa orta şekerli içiyordu. Reşit sormadan Halim’e de orta şekerli yaptı. Çünkü Bilal ağa Reşit’e ilk “kahve yap” dediğinde “orta şekerli olsun. Orta şekerliyi adam olanlar içer” demişti. Reşit onların kahvelerini verdi. Menemen çanağını aldı. İçinde ağasının ona ayırdığı menemeni bir güzel afiyetle yedi. ‘Sağolsun ağa ona tam yetecek kadar ayırmıştı.’ Menemeni yedi bitirdi “ağam kesene bereket” deyip usulca menemen çanağını alıp çıktı. Koğuşta su olmadığı için koğuş kapısı da kapandığından çanağı sidik tenekesinin yanına koydu. Sulukçu, yani sidik tenekesini sabah götürüp atan adam Reşit’e,“hop Reşit ağa kendi pislini de bana atdırma” dedi. Reşit her zaman yemek bulaşıklarını sidik tenekesinin yanına kor, her seferinde sulukçu aynı lafı söylerdi. Onun için “sen işine bak” der gibi elini sallayıp Bilal ağanın odaya girdi. Çünkü Halim’in son laflarını o da duymuş, gerisini kaçırmak istemiyordu.
Sulukçu “sidik tenekesini döken adam” dedik. Siz şimdi “o da neymiş?” diyeceksiniz. O yıllarda koğuşlarda tuvalet lavabo falan yoktu. Mahkumlar ‘büyük abdest ihtiyaçlarını gündüzden giderir’ gece ‘küçük abdesti’ yani işeme ihtiyaçlarını koğuşun köşesindeki tenekede giderirdi. Siz şimdi “ıshal olanlar ne oluyor?” diyeceksiniz. Valla onlarda herhalde donuna yapıp, erkenden koğuş kapısı açılınca da umumi tuvalette temizleniyordur. Yani bence öyle… Sonra meydancı vardı. O da koğuşun temizliğini yapardı. Bunlar, sulukçu ve meydancılar fakir mahkumdur ve hafif cezalıdır. Bunların geçimini koğuş ağaları sağlardı. “Pekii onların bundan kazancı ne?” derseniz. Başından beri anlattıklarımı iyi okumamışsınız demektir. Cezaevinde paran, pulun, adamın, arkan ne kadar çoksa itibarın da o kadar çok olur rahat edersin. Yoksa gecen, gündüzün cehennem olur. Yani o zamanlar öyleydi.