- Kategori
- Deneme
Halim Selim (sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı - kırk altıncı bölüm - devam edecek)

Sıradan insanlar
-
Halim’e “bizim oğlan senin canını sıkan bir şey var. Söyle de açıl. İçine atar durursan iyi olmaz” dedi. Halim önce Nuri’nin sorusunu geçiştirmeyi düşündü. Sonra içkinin de tesiriyle ani bir kararla “sorma bizim oğlan. Kafam iki üç gündür garmagarışık” dedi.
-
Nuri’nin merakla baktığını görünce devam etti. “Duyduklam doğru mu bilmeyom; emme” dedi. Patronun faizcilik yaptığından, kendini kapıda fedai gibi kullandığından şüphelendiğini söyledi. Garson Cengiz’den duyduklarını anlattı. O kadından bahsetti. “Kadın bildin gibi değil. Çok alaflı oro...un biri” dedi. İşyerine gelip gidenlerin hallerini anlattı. Bu durumda ne yapacağına karar veremediğini söyledi. Patronun verdiği paraya, ayakkabı diktireceğine çok sevindiğini, ama garsondan onun faizci olduğunu duyunca moralinin bozulduğunu söyledi. Ninesine ‘dıkılan’ adamı anlattı. “Eğer söylenenle doruysa, ben böyle namıssız birinin yanında çalışmam. Yoksa başıma iş alırın… Tekrar mapusa girmek isdemiyom” dedi.
-
Bunları anlattıktan sonra işi bırakıp çekip gitmeyi düşündüğünü, ama nereye gideceğini bilemediğini söyledi. “Çünkü heç kimseyi tanımeyon. Mapustan çıkıp doğru buraya geldim. Nereye gidilir, nasıl gidilir bilmeyom” dedi.
-
Nuri Halim’in ilk kez böyle uzun uzun konuştuğunu görüp şaşırmıştı. “Valla bizim oğlan. Çok haklısın. Böyle gansız çok adam var. Onun bunun sırtından geçinirler. Başkasının namusuna göz dikmeyi marifet sanırlar” dedi. Faizciliğin suç olduğunu söyledi. “Suçüstü yakalanırsa, yani birine faizinle para verdiği kanıtlanırsa çok ceza alır” dedi. Halim patrona kızıp işi bırakacağını söylemişti. Nuri “işi bırakmana gelince… Haklısın, böyle aşağılık birinin yanında çalışılmaz; ama hemen bırakma işi. Benim tanıdıklarım var. Onlara söyleyelim. Önce sana bir iş ayarlayalım öyle bırak işi. Paranı da çarçur etme” dedi. Sonra “aman adama kızıp bir şey yapmaya kalkma. Hapisten yeni çıktın. Allah etmesin tekrar oraya düşme. Sakın ha. Buna dikkat et. Bırak herkes ne hali varsa kendi görsün. Aman gardaş, başını derde sokma” dedi.
-
Halim “doğru deyon da... Alnımızda ne yazılıysa o olur. Ninem bene ‘herkes alnında ne yazıyosa onu yaşar’ dediydi” deyince Nuri “ula gardaş bırak alın yazısını sen. Patrona dalıp da alnına hapislik yazma. Herkes kendi alın yazısını kendi yazar” deyince Halim “valla gardaş senin de heç bi şeye inancın yok” dedi.
-
Sohbete epey devam ettiler. Nuri elinden geldiğince, aklı erdiğince Halim’i uyarıp başına iş aşmamasını söyledi.
-
Halim de Nuri’ye anlattıklarıyla biraz rahatlamıştı. “Sağ ol bizim oğlan. Dediğin gibi yapam. Patrona çatmayam. Sen de bir an önce tanıdıkla kimse onlara söyle. Bana bir iş ayarlasınla. Yoğusa valla başıma iş alıcen” dedi.
-
Sohbet sona erince Halim hesabı istedi. Hesap yirmi iki lira tutmuştu. Hesabı ödedi. Sonra birlikte pansiyona geldiler.
-
Halim Nuri’ye “bizim oğlan. Sağol bene çok rahatlatdın. Düşündüm de, dedin gibi yapalım. Ben şindi yatıcen. Yarın hamama falan gitcen, işim çok” dedi. Nuri “Önemli değil bizim oğlan. Biz arkadaşız. Elbet birbirimizin derdine çare olacaz. Ben de geliyorum, yarın benim de işim var” dedi.
-
Birlikte odaya girdiler. Ayaklarını yıkayıp vurup kafayı yattılar. İkisi de az sonra horlayarak uyumuştu.
-
Bu gece yine yağmur gök gürültülü şakır şakır sabaha kadar yağdı. Halim yağmurun tıpırtısıyla çok güzel uyumuştu. Sabah uyandığında çoktan bulutlar dağılmış hava pırıl pırıldı. Baktı Nuri yoktu. “Bugün köşesinde işe gidcen deyodu. Herhalde oruya gitti” dedi. Yatağın içinde dünü düşündü. Aldığı gömlek, pantolon, kazak ve mont aklına geldi. İçini sevinç kapladı. Sonra garson Cengiz’le Ali’nin söyledikleri, patronu, o kadın ve Nuriyle konuştukları aklına gelince neşesi kaçtı.
-
Lokantacının, patronunun yanında uzun süre kalması aklına geldi. “Bunlan arasında bi şey var, emme yakında kokusu çıka” dedi. Hamama gideceği aklına gelince yine içine sevinç kapladı. “Sen işine bak oğlum. Nuri’nin dedi gibi acele edip kakıp gidiveme. Az sabırlı ol” dedi.
-
Sonra içinden “tellak Amad sıkı dur, Halim geliyo. Gören sene, tellaklık neymiş göster” dedi. Hevesle kalktı tuvalete girip çıktı. Elini yüzünü yıkadı. Çabucak giyindi. Kasadan otuz beş lira daha çekmeyi düşündü.
-
İçinden “bununla hem yıkanıcen, hem de hafta sonuna gadar idare edicen oğlum, sene başka para yok. Nuri’nin dedi gibi parayı çarçur etme” diye kendine söylenerek Katibin yanına geldi.
-
Katip oturduğu yerde uyuyordu. “Şişt katip. Şişşt” deyip onu dürtere uyandırdı. Katip uyku sersemliğiyle Halim’i karşısında görünce irkildi. Sonra “buyur abe; bir emrin mi var?” diye sorunca Halim “Var! Sen bene kasadan otuz beş lira ver bakam” dedi.
-
Katip içinden “bu saatte ne işi var acaba” derken kasadan otuz beş lira alıp ona verdi. Yüz kırk liralık da yeni makbuz yazıp verdi; sonra merakını yenemeyip “hayrola abi bi yere mi gidiyorsun?” diye sordu. Halim “sene ne?” diyecekti. Kendini tuttu “hamama gidiyon, başka bir sorun var mı?” dedi ve hamama yollandı.
-
Katip arkasından “ayı barut gibi. Bi şey sormaya da gelmiyor. Ayı nolucak” dedi ve vakit daha erken deyip bekleme odasında gündüz müşterilerin özellikle kışın oturduğu divana uzandı.
-
Bu sırada Halim hamama doğru yürüyordu. Yolda bir büfeden jilet aldı. “ee! Etek traşının zamanı geldi de geçiyor” diye söylenirken, aklında yalnız kese yaptıracağı Tellak Ahmet ve kese olduktan sonra hamamda soyunma odasında hamam sonrası dinlenmesi vardı.
-
Bu düşüncelerle hamama girdi…
-
Bütün tellaklar onu tanıyor ve onu keselemek için can atıyordu. Çünkü Halim hem ele avuca geliyor, hem de kese vurunca kesenin hakkını veren oklava gibi kir çıkıyordu. Her tellak öyle müşteriyi çok severdi. Ama Halim de Tellak Ahmet’in keselemesini seviyordu.
-
Hamamdan içeri girince bakındı. Tellak Ahmet yoktu. Öteki tellaklara selam verip “bizimki yok mu?” dedi. Hepsi de onun Tellak Ahmet’i sorduğunu anlamıştı. Adeta koro halinde “şimdi gelir” dediler. Dedikleri gibi ilerdenTellak Ahmet gözüktü.
-
Tellak Ahmet Tokat’lıydı, gençliğinde güreş de tutmuştu. Güçlü kuvvetliydi. Dev gibi Halim’i keselerken o güreş günleri aklına geliyordu. Gerçi güreşirken hiç Halim gibisine çatmamıştı. Zaten Halim gibi biri daha çıkmazdı. Bir babası vardı, onu Hacı Ömer’in Osman’ın oğlanları haklamıştı. Bir de Halim vardı. Halim hiç güreşmemişti ama bu haliyle bile “değme” pehlivanlar istedikleri kadar oyun bilsin, Halim’in hakkından gelemezdi. Tellak Ahmet böyle düşünüyor, hiçbir pehlivana nasip olmayacak birini adeta güreşir gibi keselemekten çok mutlu oluyordu.
-
Halim’e “oo bizim oğlan, valla gözüm yollarda kaldı; nerlerdeydin?” dedi ve Halim’e soyunacağı odayı gösterdi. Halim tellaktan gördüğü itibardan çok mutlu olmuştu; soyunmak için odasına girdi. Orada soyunup peştemale sarınıp çıktı. Tellak Ahmet kapının önünde onu bekliyordu. O önden, tellak arkadan içeri girdiler. Tellak Ahmet Halim’e “bizim oğlan senaz terleyi koy; ben az sonra gelirin” deyip dışarı çıkınca Halim çabucak orada bir yerde “etek traşını” olup göbek taşının olduğu salona girdi.
-
O salona girdiği sırada içerdeki müşteriler Halim’i görünce hepsi içinden “hey maşallah” diye şaşkınlıklarını ifade ediyordu. Halim böyle şaşırmalara alışkın olduğundan gözlerini kendine dikenleri umursamadan göbek taşına uzanıp yattı. O sıra zaten terlemeye başlamıştı. Az tellak Ahmet geldi ve göbek taşı üstünde terleyen Halim’i keselemeye başladı.
-
Halim’e her kese vuruşta “hey maşallah” diyordu. Bu sırada Halim’den çıkan kirler oklava gibi göbek taşının üstüne dökülmeye başladığı sıradadiğer tellaklar ve müşteriler yıkanmayı bırakmış onları seyrediyordu.
-
Tellak Ahmet kendini işine kaptırmıştı özene bezene ve “hey maşallah” diye diye keselemeye devam ederken Halim’de keyif içinde göbek taşına adam akıllı yayılmıştı..
-
Eli, ayağı, boynu, göbeği, sırtı derken keseleme işi bitti. Tellak Ahmet keselenecek neresi varsa çok iyi bilirdi. Halim’in keselenmesi bitince her yeri kıpkırmızı olmuş; artık kir çıkmıyordu.
-
Sıra şimdi elini, ayağını değiştirip kulunç kırmaya gelmişti.
-
Şimdi artık Tellak Ahmet’in tam kendini ve sanatını tam gösterme sırasıydı. Çünkü onun için keseleme işin üvertürüydü. Şimdiki işi ise işin bam teliydi. Tellak Ahmet işte bu aşk ile Halim’e girişti. O sıra yaparsa yapsın Halim of bile demiyor “eline sağlık bizim oğlan” dan başka bir şey söylenirken bütün tellaklar da gözünü onlaraTellak Ahmet’e dikmiş; imrenerek bakıyordu.
-
Utanmasalar “bırak da azcık biz elini ayanı değiştirelim” diyeceklerdi. Çünkü kendi müşterilerinin en dayanıklısı bile oflamadan, puflamadan duramazdı.
-
Bu nedenle tellaklar o müşterilerde bir sakatlık olmasın diye çok dikkatli olmak zorundaydı.
-
Halim öyle mi? Vur, bük, asıl ne yaparsan yap yalnız “eline salık bizim oğlan” der başka bir şey demezdi. Yani Halim her tellağın arayıp bulamadığı tek müşteriydi, onu da Tellak Ahmet kapmıştı. Öteki tellaklar utanmasalar üste para verip Halim’i keseleyeceklerdi.
-
İşte Halim kendini böyle özlemle seyreden bütün gözlere aldırmadan tellak Ahmet’in kendini yıkamasından çok keyif almıştı. Tellak Ahmet onu bi güzel sabunlayıp peştemalını sarıverdi. “Saatler olsun bizim oğlan” deyip gitti.
-
Halim havluya sarılı dışarı çıktı; odasına girip uzandı. “Offf sağolsun bu Amad, valla guş gibi oldum” dedi. Kendine bir de çay söyledi. Çayı içtikten sonra “azcık kestiren” deyip uyudu.
-
Uykuda rüya görüyordu. Rüyasında yine o kadın vardı. Canavar gibi olmuş ağzından salyalar akarak Halim’i çağırıyordu. Bu sırada patronu elinde bir tüfek Halim’e “gitme vururun” diye bağırıyordu. Lokantacı, pastaneci, çaycılar, pansiyon katip ve çaycısı, ciğerci de oraya maç seyreder gibi toplanmış, Halim’e bazısı git, bazısı da gitme diye bağrışıyordu.
-
İri iri güzel gözleri olan ebenin kızıyla, bal rengi buğulu gözleri olan köy katibinin kızı da kelebek olmuştu. Gelip Halim’i bulutlara kadar uçurdular. Bu sırada Tombalacı Nuri’de karşıdan ona sanki bir yere gidiyormuş gibi el sallıyordu.
-
Bu sırada uyandı “hayırdır inşallah” dedi. Kalktı kapıyı açtı, orada bekleyen tellaklara “bizim oğlan saat kaç” dedi. Oradaki tellaklardan biri saatine bakıp“abi saat on iki dedi.”
-
Halim çok şaşırmıştı. “Emme uyumuşun ha” dedi. Çünkü sabahleyin dokuzda gelmişti.
-
Camdan dışarı baktı hava hafif bulutlanmıştı. “Akşam gine dımbırtıyla uyucen” dedi. Kalktı giyindi. Aşağıda hamam parası, tellak bahşişi, çay parası derken on üç lira ödedi. Kalan parasını hesap etti. Yirmi yedi lirası kalmıştı. “Bu hafta yetmesi lazım” dedi. Sonra “adam olana yeter de artar” dedi.
-
Ama hala rüyanın etkisinde idi. “Bu gördüklem neyiki acıba?” dedi. Sonra “tabi oğlum, sen onun bunun garısına göz dikesen başın essahdan derde gircek, ayanı denk” al diye kendini eleştirip uyardı.