- Kategori
- Deneme
Öykülerle yolculuk (kırkıncı bölüm)

Öykü demeti
Ferhat gülümseyerek “arkadaşınla tanıştım. Muhabbetine doyum olmuyor” dedi.
Birol şaşırarak Temur efendiye baktı. Sonra “yok Ferhat amca Temur çok hoş sohbettir. Sanırım yol yorgunluğundan öyle davranmıştır” dedi.
Temur efendi lafa girdi. “Valla Ferhat amca yol yorgunluğu, bir de gurbet duygusu birleşince neşem kaçtığı için durgunlaştım. Kusurum olduysa bağışlayın” dedi.
Birol “abi bize müsaade. Az sonra dayım dolmuşla gelecek. Ben Temur’u alıp gideyim” deyince Ferhat “müsaade sizin yeğen... Dayına söyle akşama onunla buluşalım” dedi.
Birol gülerek “ne o yine Kosta’a mı gideceksiniz?” deyince Ferhat “o kadarını karışman artık. Dayın da bende akşama kadar yoruluyoruz. Kosta’ın orda iki tek atıp yorgunluk çıkarmamızı çok görmeyin. Hem Aleksi dün seni sordu. Hafta sonu benim Kamil ve seninle buluşmak istiyor” dedi.
Ferhat öyle deyince “olur tabi. Sen de benim selamımı söyle. Temur’la tanıştıralım onu” dedikten sonra ocaktan Temur’un tahta bavulu alıp geldi. Temur’un elinde de torbası Ferhat’la vedalaşıp çıktılar.
Kosta’nın hemen Moda’ya çıkışta salaş bir meyhanesi vardı. Müşterileri hep aynı insanlardı. Meyhanenin samimi havasında her akşam hoşça vakit geçirirlerdi.
Ferhat Birol’un dayısı Ramiz her akşam oraya uğramadan eve gitmezdi. Onlara Fikirtepe’den çok katılan olurdu. Bunlara Remzi usta, Kastamonulu Recep, Marangoz Hrant de katılırdı. Ayrıca Kadıköy esnafından da gelenler olurdu.
Kosta’nın güzel bir gramofonu vardı. Onda Rum ve Türk şarkıcıların taş plakları çalınırdı. Hafta sonları Kosta’nın eşi Elena şarkı söyler, ona bütün meyhane müşterisi koro halinde katılır ortaya çok hoş manzara çıkardı.
Ferhat’ın oğlu Kamil ve Kosta’nın oğlu Aleks Birol’un samimi arkadaşıydı. Onlara Remzi Ustanın oğlu Cafer ve Hayri de katılır, hafta sonları birlikte maça giderlerdi. Yani Aleksi, Birol, Hayri, Cafer ve Kemal baba dostu arkadaştılar.
O yıllarda İstanbul futbol ligi vardı. Bu ligde yer alan takımlar Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Vefa, İstanbulspor, Kasımpaşa, Beykoz, Adalet, Beyoğluspor, Emniyet’ti. 1953-54 İstanbul profosyonel liginin üçüncü yılıydı. 1959 yılına kadar İstanbul ligi olarak devam eden futbol ligi 1959 da Türkiye ligine dönüştü.
İstanbulluların en büyük eğlencesi bu futbol maçlarına gitmekti. Şimdiki gibi taraftarlar arasında kavga dövüş olmazdı. Maçlar karmaşık olarak izlenirdi.
Birol ve diğerleri her hafta sonu buluşur nerede maç varsa o maçı izlemeye giderlerdi. Maç olmadığı zamanlar mevsimine göre Kalamış veya Moda sahilindeki plajlarda denize girilir veya birlikte balık tutmaya gidilirdi.
Bazı haftalar da karşıya geçilir, Abanoza gidilirdi. Arkadaşlıklar, dostluklar çok sıcak ve dürüst ilişkiler içerirdi.
Birol Temur Efendiyle kahveden çıkarken kahveci Ferhat’ın ‘Aleks seni sordu. Benim Kamil ve seninle hafta sonu buluşmak istiyor’ deyince “tamam Ferhat amca. Temur’u da alır gelirim. Sen de Kamil’e selam söyle” dedi ve Temur efendinin tahta bavulu elinde ona “hadi gidelim tertip” dedi. Birlikte kahveden çıktılar.
Yolda giderken Birol Temur’a ‘Kamil kim? Aleks kim?’ bilgi veriyordu. Bu sırada Üsküdar dolmuş durağına gelmişlerdi. Orada iki taksi dolmuş duruyordu. Dolmuşlardan birinin yanında kırk beş elli yaşlarında gösteren kırlaşmış bıyıkları, hafif göbekli renkli gözlü oldukça iri bir adam vardı.
Birol o adamın yanına varınca “işte dayı benim asker arkadaşı Temur bu. Bugün gelmiş” dedi. Birol’un dayısı babacanca Temur Efendiye “hoş geldin yeğen. Birol senden çok bahsetti” dedi. Sonra Birol’e “arkadaşı al eve götür. Ben sıradayım. Zaten gelip giden yok. Götür arkadaşını eve götür. Sonra birlikte gelirsiniz” dedikten sonra gülümseyerek “şimdi sana biraz muavinlik yapsın da İstanbul’u tanısın” dedi. Birol “tamam dayı” dedikten sonra Temur efendiye “haydi bakalım muavin. Al valizini de bin arabaya; sana biraz şoförlük öğreteyim” deyince hep birlikte gülüştüler; Temur efendi Birol’ün dayısına “çok sağ ol dayı. Beni çok sıcak karşıladınız” dedi. Onun bu sözlerine Birol’ün dayısı “Sen sağ ol Temur. Sana şaka yapalım dedik. Hele bir yerleş; sana güzel bir iş bulurum inşallah” dedi. Temur efendi Birol’ün dayısının sözlerine “inşallah dayı” dedi. Onun bu kısa cevabı dayının dikkatini çekmiş içinden ‘aferin. Ağırbaşlı birine benziyor’ derken yeğeni Birol’un böyle aklı başında arkadaşı olduğu için gururlanmıştı.
Birol’ün dedesi Balkan göçmeniydi. Osmanlının Balkan yenilgisi sonrası artan Bulgar zulmü karşısında yaşanan yoğun göç içinde İstanbul’a gelmişlerdi.
O sıra gelen göç kafilesinin bir kısmı Anadolu yakasına geçirilip oralarda yerleştiriyorlardı. Dedesi ve bütün ailesi Anadolu yakasında Üsküdar’da Fikirtepe denilen yerde bir bağ evine yerleştirmişlerdi. Dedesi o bağ evinin olduğu yerde sonra iki katlı büyükçe bir ev yapmıştı.
Daha sonra İstanbul işgal edildiğinde Fikirtepe işgale karşı direnişi önemli merkezi haline gelince dedesi de o direnişçileri içinde yer almıştı.
İstanbul kurtulup cumhuriyet kurulduktan sonra orada ailesiyle yaşarken kızını yani Birol’ün annesini yine balkan göçmeni olan bir gençle evlendirmiş, oğlu Ramiz’e de birlikte geldikleri aileden birinin kızını almıştı.
Daha sonra Birol doğduktan kısa bir süre sonra babası vefat edince dedesi Birol’e kardeşine ve annesine sahip çıkmış bu sırada Ramiz de yeğeni Birol’un her şeyiyle ilgilenmeye başlayarak ona babasını aratmamıştı. Daha sonra dede de vefat edince artık ailenin yükü tümüyle Ramiz dayının sırtına binmişti.
Ramiz dayı küçük yaşta öğrendiği şoförlük sonucu o sıra yeni yeni başlayan dolmuşla yolcu taşıma işine girmiş Kadıköy Üsküdar arası iki dolmuş almış, birinde şoför çalıştırırken diğerini kendi çalıştırıyordu. Birol askerden gelince o şoföre yol verip o dolmuşu Birol’e vermişti.
Yani öteki dolmuş Birol’ündü. Bu yüzden çok rahat hareket ediyordu. Dayısına arkadaşı Temur efendiden bahsederken aklında dolmuşlardan birinde de Temur efendi çalışır diye düşünmüştü.
Şimdi dayısı arkadaşına “Hele bir yerleş; sana güzel bir iş bulurum inşallah” deyince aklındaki düşünce nedeniyle canı sıkılmıştı.
Ama hiç belli etmedi. Çünkü dayısı ne kadar sempatik olsa da yeri geldi mi çok ciddiydi. Onun için şimdi ona “dayı ben Temur’un bizim öbür dolmuşta çalışmasını istiyorum” diyemezdi. Bir fırsat bulunca bunu söyleme düşüncesiyle Temur efendiye “dayım doğru söylüyor. Birkaç gün birlikte gidip gelirken etrafı tanı. Sonra dayım sana inşallah bir iş bulur” dedi.
Temur efendi gösterilen ilgiden memnundu ama tanımadığı insanların evinde kalmak onu çok sıkacaktı. Onun için bir an önce işe girip, kendine kalacak bir yer ayarlamayı düşünüyordu. İçinden ‘bir fırsat bulup bunu Birol’e açarım’ diye geçirdi.
Birol öteki dolmuşun kapısını açıp Temur efendinin tahta bavulu koydu. Sonra gülümseyerek “dayı ben muavini eve yerleştireyim; sonra dediğin gibi getirip götüreyim de yolu, etrafı tanısın” dedi.
Birol’ün bu sözleri üzerine dayısı içinden ‘bizim yeğen her halde benim dolmuş için arkadaşını düşünüyor. Yani beni aklı sıra emekli edecek köftehor’ diye geçirdi. Aslında bu düşünce ona çok aykırı gelmemişti. Ama şimdi işler çok yoğun değildi. Millet dolmuşa yeni yeni alışıyordu. Onun içi bir dolmuşa iki şoför çok gelirdi.
Birol arkadaşından bahsedince dayısı arkadaşı için Anadolu’ya mal taşıyan kamyonlarda iş bulmayı geçirmişti. Çünkü o sıra birden hızlanan kara yolu nakliyeciliği çok şoföre ihtiyaç duyuyordu. Aklından bunları geçirdi. ‘Hele oralarda biraz pişsin. Sonra dolmuş işleri açılınca benim dolmuşta çalışır’ diye düşündü.
Birol dayısının kısık gözle arkadaşını süzerken sanki onun aklından geçenleri okumuştu. İçinden ‘her şey olacağa varır’ diye geçirdi ve dolmuşa bindi yanına da Temur efendiyi oturttu. O sıra üç dört de yolcu gelip binince dayısına “dayı ben gidiyorum” deyip dolmuşu hareket ettirdi.
Yolda geçtiği yerlere Temur efendiye gösterip tanıtıyordu. Bu şekilde son durağa kadar gittiler. Birollerin evi oraya yakındı. Arkadaşına “gel senin bavulu, torbayı eve bırakalım. Seni annem ve yengemle tanıştırayım. Sonra beraber çıkar, birlikte dolmuşçuluk yaparız” dedi.
Temur efendi misafirdi. Onun için sessiz kaldı. Dolmuşla eve geldiler. Birol orada annesine ve o sıra orada olan dayısının hanımı yengesine Temur efendiyi tanıttı.
Zaten annesi Birol arkadaşından çok bahsettiği için Temur efendiyi tanıyor gibiydi. Onu çok iyi karşıladı.
Birol arkadaşının eşyalarını kendi odasına çıkardı. Peşinden gelen Temur efendiye “burada birlikte kalırız” dedi. Tekrar aşağı indiler. Sonra dolmuşla sefer yapmak için çıkıp gittiler.
Bu sırada sessiz olan Temur efendi dolmuşa binip, dolmuş hareket edince “Birol çok sağ ol da. Ben sizin evde öyle çok kalamam. Sıkılırım. Bana bir an önce iş bulalım” dedi.
Birol arkadaşının bu sabırsızlığına “dur tertip. Daha bugün geldin. Hele birkaç gün geçsin. İş de bakarız. Bakarsın dayım öteki dolmuşu sana verip ‘al bunu sen çalıştır’ der. Acele etme. Sonra bizim ev rahattır. Evde annem ve benden başka kimse yok. Bir ablam vardı evlendi. Arada bir kocasıyla gelir o kadar. Yani senden rahatsız olacak kimse yok merak etme” dese de Temur efendinin içi rahat değildi. O bir ana önce iş bulup ayrı eve çıkmayı düşünüyordu.
Çünkü babasına köydeki beşik kertmesi nişanlısıyla bir an önce evlenip kendi evini kurma sözü vermişti. (devam edecek)