- Kategori
- Deneme
Halm Selim (Sıradan bir insanın sıradışı yaşamı - On birinci bölüm)

Sıradan insanlar
Yarım saat geçmişti kapıda biri gözüktü. Adam dev yavrusu gibi Halim’i görünce irkilmişti. “Af edersiniz ben Yavuz Bey’e bakmıştım” dedi. Halim “Yavuz bey kimmiş ya?” diyecekti kendini topladı. Az kalsın “burada Yavuz Bey diye biri yok” diyecekti. Birden patronun adının Yavuz olduğunu hatırladı.
Yavuz beye “tamam patron” diye diye adını unutmuştu. Kendine kızdı, “salak!” dedi. Adam kime “salak!” dedi diye şaşkın bakıyordu. Halim kendine “salak!” derken, sanki adama demiş gibi bir pot daha kırmıştı. Ama bu sefer üstünde durmadı. “Ha siz patronu soruyosanız o daha gelmedi” demişti ki, adamın arkasında patron belirdi.
Patron adama şöyle bir baktı ‘gel’ der gibi bir işaret yaptı. Patron önde, arkasında adam süklüm püklüm içeri girdi. Halim arkalarından bakıp kalmıştı. İçinden ‘dalgınlığıla yine cıvıdıyodum’ dedi. Gitti kapılarını kapadı. Patrona sade kahve söyleyecekti. Diğer adama da bir çay söylemeyi düşündü. Patron kızar diye vazgeçti.
Patrona kahve söylemek için dışarı çıkıyordu, patron seslendi. Hemen ceketi ilikleyip içeri girdi. Patron “bir de çay söyle” dedi. Halim her zamanki gibi sanki patron ‘o iş tamam mı?’ demiş gibi “tamam patron” demeye hazırlanıyordu. Patron “bir de çay söyle” deyince birden ne söyleyeceğini şaşırdı. Önce alık alık baktı, sonra kendini toplayıp bir şey söylemeden kapıyı kapadı. Gitti diyafondan sade kahve ve iki çay söyleyip geçti yerine oturdu.
Kendi kendine kızmıştı. “Sersem herif! Az daha tamam patron deyip pot gırıyodun. Az dikkatli ol” diye söylendi bulmaca çözmeye devam etti. Az sonra kahve ve çaylar geldi. Garsona kendi çayını masaya koyması için işaret etti. Sonra kapıyı işaret etti. Garson içeri girip kahveyi, suyu ve çayı bıraktı geri geri çıkıp kapıyı kapatıp çıktı. Halim’e de korkuyla bakarak çıkıp gitti.
Halim bir süre garsonun arkasından baktı. “Aferin, patron odasına nasıl girip çıkılır örenmiş” dedi.
Garsonlara aynı patronun tarif ettiği gibi uyarmış ‘patronun odaya girdiğinizde boşu alıp çıkarken geri geri çıkın’ diye tembih etmişti. Çünkü askerlikte öyle görmüştü. “Siz siz olun büyük adamlara gıçınızı dönmeyin, ayıp olur” diye sıkı sıkı tembih etmiş, şimdi de beğenince “aferin” diyordu.
Yine bulmacasına döndü. Arada bir eski yaşadıkları aklına geliyor, hemen aklından ‘şimdi sırası değil diye’ uzaklaştırıyordu. O bu şekilde kah düşünüp kah bulmaca çözerek vakit geçiriyordu. Patronun kapısı açıldı. Az önce gelen adam çıktı. Kapıyı kapadı. Halim’e korkuyla baktı ve çıkıp gitti. Halim adamın arkasından baktı. Yine canı acımıştı. “kim bilir ne derdi var? Bizim patronda dert babası valla. Gelenin derdini dinleyo, gidenin derdini dinleyo. Markopaşa sanki” dedi.
Bu Marko paşa adını da Asmalımescit’te dayısından çok duymuş da oradan biliyordu. Dayısı, biri bir şey söyledi miydi “sen onu Markopaşa'ya anlat” derdi. Şimdi tam yerinde kullanmıştı. Hapise girmeden önce, müteferrikada polis beklerken Rüstem’in ona “her soruya ayrıntılı cevap verme. Sorulan soruya uzatmadan cevap ver, lafı yerinde konuş” dediğini, ninesinin de “nafı punduna getirmesini” hiç unutmazdı. Şimdide tam yerinde, patronu için “Markopaşa sanki” demişti.
Halbuki patronu tefecinin tekiydi. O adamların kanını emiyordu. Tabi Halim’in bunlardan haberi yoktu. Şimdi de adamlar patronun yanında çıkarken, patrona “Allah sizden razı olsun, sağ olun” derlerken, duyduğuna gördüğüne “bizim patron dert babası, sanki Markopaşa” diye düşünüyor, o patronunun gelen herkesin derdine çare bulan insan olduğunu zannedip “helal osun bizim patrona” derken, patronu içerde gelen adamdan aldığı faizi sayıp kasaya koymuştu.
Halim’e seslendi. Halim koşup kapıyı açtı “buyur patron” dedi. Patron Halim’e baktı “yanımda birileri varken çağırırsam emret patron de” dedi ve kendisine bir İskender kebap söylemesini istedi. Halim “emret patron” deyip çıktı. Patron arkasından bakıp güldü. “Ayı yine anlamadı. Bunlara bir şeyi yaptırmak için defalarca söyleceksin” diye söylendi. “Bir İskender de Halime söyleyeyim mi?” diye düşündü. “Fazla yüz verip azdırmayacaksın bunları” diye içinden geçirdi.
Bu sırada Halim patrona İskender söylemek için aşağı iniyordu. Patronun “yine anlamadı ayı” dediğini duymuş üstünde durmamıştı. “Patron bu hem söver hem severdi”. Yalnız “Bi de kendine yaptır” dememişti. “Her gün kedi gaymak yemez” diye söylendi.
•Gitti patron için bir İskender ve su söyledi. Lokantacı “yalnız bir İskender mi?” diye sordu. Yani ‘ne oldu patron bu sefer sana ısmarlamadı mı?’ demek istemişti. Halim bu kaçın kurasıydı. Onun ne demek istediğini anlamıştı. “Sene ne söylüyosam onu yap. Başkasını garışdırma. Bene de bi dürüm yap” dedi. Dürümün parasınıda verdi. “Bunu yazma ha” dedi.
Lokantacı “ayıyı kızdırdım” diye düşünüp biraz korkmuştu. “Tamam beyim kızma seninki benden olaydı” dedi. Halim daha kızmıştı. “Pıltıkaya, rüşvete garnım tok. Sen denileni yap yeter” deyip asansöre yürüdü. Lokantacı yine bir şeyler mırıldanıyordu, ama ne dediği anlaşılmamıştı.
Halim giderken kulak kabartıp “bene mi deyo?” diye aklına geldi, ama anlamadığı için asansöre binip büroya geldi. Yerine oturdu yine bulmaca çözmeye başladı.
Az sonra lokanta garsonu iskenderi tepside dürümü de tabakta getirmişti. Halim dürümü aldı; garsona iskenderi içeri götürmesi için işaret etti. Garson iskenderi ve suyu tepsisiyle içeri götürüp bıraktı. O da çaycı gibi geri geri çıkıp kapıyı kapattı Halim’e selam verip gitti.
Halim arkasından baktı. “Hah şöyle adam olun” dedi. Burada herkesi yola getirip adap, erkan öğrettiği için kendiyle öğünüyordu. Boru mu, o kadar hapisliği çekerken az şey öğrenmemişti. Feleğin çarkından geçip adamakıllı pişmişti. Kendine göre nerede nasıl davranacağını çok biliyordu.
Kalktı kendine bir çay söyledi. Çay gelinceye kadar dürümden ufak ufak yemeye başladı. Hesap etti; cebinde dürüm parasını verince on lira kalmıştı. Bu arada çay da gelmişti. Çayla dürümü yedi bitirdi. Çok susamıştı. Koridorda sebil vardı. Gitti oradan buz gibi iki bardak da su içti. Sonra acele tuvalete gidip “çöydürübildiği kadar çöydürüp” geldi, çünkü patron her an çağırabilirdi. Yerine oturdu. Bu gün ikinci çayını da içmişti. Yine gazeteyi önüne çekti bulmaca çözüyordu.
Tam bu sırada patron kapıyı açtı. Halim hemen toparlandı. Patron önündeki gazeteyi görmüştü. “Ne o gazete mi okuyorsun? Okuyup başımıza kütüp olma ha” dedi. Halim biraz mahcup “yok patron, bulmaca çözüyonda. Gızıyosanız çözmeyen” dedi. Patron “yok çöz çöz de kendini kaptırıp işini ihmal etme. Hadi ben çıkıyorum. Akşama gelmem. Sen de kaytarıp gitme de akşama kadar burda otur. Gelen giden olursa hiçbir soru sorma. Yalnız patron yarın gelicek de. Ha, bir de telefon çalarsa bak ve not al. Hadi fazla daldırma” deyip çıktı.
O arkasından “tabi patron,ben işimi heç ihmal etmen,emrin olur” diyordu. Patron çoktan çıkıp gitmişti. Bir süre arkasından baktı yine bulmaca çözmeye başladı. Kafası öyle gidip geliyordu. Arada bir kalkıp büronun içinde geziniyor sonra tekrar oturup kah bulmaca çözüyor, kah gazeteye göz gezdiriyordu.
Bu şekilde akşamı etti. Patron erkenden gitti demesin diye biraz daha oturdu. Sonra kalktı kapıyı kilitledi. İcabında kaçta gittiğine şahit olur diye kat görevlisini buldu “ben çıkıyom. Bakılak ol da bi gelen giden olursa yarın bene söylesin” dedi.
Kat görevlisi de onun köyüne yakın bir yerdendi. Yani hemşeri sayılırdı. “Oldu hemşerim sen merak etme ben bakılak olurum gelen giden olursa sene söylerin” dedi.
Halim asansöre binip aşağı indi. Handan çıktı. Cebindeki sigara paketini çıkardı baktı. Hala on dört sigarası vardı. “Valla iyi. Patronun sayesinde az sigara içiyon. Bu gidişle hafta sonuna gadar yeticek” dedi. Cebinde de on lirası vardı. Yatacak yeri de var. “Çok şükür kimseye muhtaçlım yok” deyip pansiyona doğru yürüdü.
Hava da hafiften bulutlanmıştı. “İyi bu akşam da yağmır var. Gine ninniyle uyucez” diye sevindi. Önce ciğercinin yanına gitti dürümü geç yediği için tok gibiydi. Ciğerciye “öğle yemene biraz geç yedim. Garnım tok gibi. Sen bene bi çeyrek yap da az bişe yiyen” dedi.
Ciğerci çeyrek ciğeri yapmaya başladı. İçinden “aç köpek veresiye ciğer yediğini çabuk unuttu. Güya öğlen geç yemişimiş de, acıkmamışmış da” diye söyleniyordu. Ama içinden söylediği için Halim duymuyordu. Ciğeri kağıta sarıp verdi. “Ayran da vereyim mi?” dedi. Halim “sağ ol bu gün çayı çok içtim” dedi ve ciğerin parasını verdi bu sefer doğru pansiyona yollandı.
Ciğerci arkasından bakıyordu “çayla ciğerin ne alakası var. Ayı” dedi. Bu sefer biraz yüksek sesle söylenmişti, ama Halim epey uzaklaştığı için duyma tehlikesi yoktu.
Halim bu sırada pansiyona varmıştı. Pansiyonda odasına giderken çaycıya bir de üç şekerli çay söylemişti. Ciğeri odasında yiyecekti. Çaycı çayı getirdi.
Çaycı sabahleyin katibin Halim’in arkasından ‘ayı’ dediğini söyleyecekti. Katip de bunun farkına varıp arkasından gelmişti. Çaycı onu görünce bunu söylemekten vazgeçti. Çayı verip çıktı. Katip arkasından geldi. Elini omzuna koydu “bizim oğlan aman ha ben o lafı ağzımdan kaçırdım. O gider yarın yine biz bize kalırız” dedi. Mesajı vermişti. Tabi ya yarın o giderse yine katiple baş başa kalırdı. Katibin bunu demek istediğini anladı. İçinden ‘herif haklı ya, az galsın gevezelik edip rahatımı bozucedim’ dedi. Katibe “ayıbediyosun bizimoğlan. Ben hiç gırın ayısı için seni satarmıyım?” dedi, ama içinden ‘eyvah gırın ayısı dedim duydu mu acaba?’ diye arkasına baktı. Halim kendi dalgasındaydı.