- Kategori
- Güncel
Hangi türbanın açılımı?

Bu tam bir acizlik, zavallılık, peki ye ne uğruna ?
Ben doğma büyüme gavur(?) İzmirliyim. İzmir’in en şirin köylerinden birindedir dede otağım. Bizim köyümüzde kadın erkek hep bir aradadır, haremlik selamlık ise ancak hamamda olur. Aile sohbetleri yalnız evde edilmez zira denize inen tatlı meyilli yamaçlarında göz alabildiğine zeytin ağaçlarıyla dolu köy yolunda, görüne kaybola yerlerde birşeyler eşelendiğini görürsünüz insanların, kadınlı, erkekli yerden zeytin toplar ahali. İki üç günde toplayıverirler tüm zeytinini, bağına girdikleri komşularının, sırayladır bu, günümüz şehir insanının boynunu yere eğecek güçlü imece.
“Delirdin deme de sen oğlancım, bir arada olmiyiveceksin de nolcek, her evde va anca bizim gibi iki gocamış, oğlanlaa desen hepsi enivermişlee İzmir’e. Kim topliyivecek gari onca zeytini? Birlik toplayıvetduruz napalım coğciğim” alacağınız cevap bu olur pazen entari altına şalvar giymiş, başında yemenisi, al yanaklarından sağlık fışkıran Ege teyzesinden, hafif tiz sesi ve illa biri kefen parası olan altın dişi ile güleç, neden kadınlı erkekli topluyorsunuz zeytini diye sorsanız.
Kadınlı erkekli gözü kara, mert, bu yaşlı efeleri ancak Mustafa Kemal yahut Yunan harbi derseniz ağlarken görebilirsiniz. Gündüz vakti ha köy kahvesinde otururken öyle ulu orta, kimse erinmez ağlamaktan. Ağlamak da mertliktendir akla geldi mi harb yahut Ata’ya olan özlemden, saygıdan. Folklorik bir öğe, yüzyılların getirdiği bir süslenme aracadır, o kendi elleri ile oya işledikleri, dünyalar şirini yemeni, saç baş meydandadır amaç saklamak değildir yobazca kılı, tüyü, yünü. Her erkeğin bir kasketi vardır başında misal, gündelik hayatta çıkmaz kafadan insan içindeyken ama emin olun her erkeğin dolabında, bir de bayram seyran için sakladığı Fötrü vardır dolabında, çünkü bu yürekli ve vefakâr insanlar için Fötr Ata’dan bir ricanın ötesinde, kendilerine verilmiş bir armağandır.
Çeket giyer hepsi sokağa adım atarken, altında kumaş ponturu, ceket altında hanımın ördüğü yün bir yelek illa ki vardır. Ayakta ise olmaz ise olmaz kösele Sümerbank potini ile modern, aydınlık, medeni bir Türk köylüsü vardır duruşunda. Bilir kadrini kıymetini, sözü daha dün söylemişcesine Ata’sının kulağında “köylü milletin efendisidir” özensiz giyinip, utandırmak olmaz Ata’yı ha. Onlar belki de son temsilcisi bazı değerlerin, unutulmaya, yitirilmeye başlamış, büyük Türk Devrimin kanunlarına, nizamlarına, ulaşılmaya çalışılan hedeflerinin farkında olan belki de son efendileri milletimin.
Evet, Devrim Kanunlarından bahsediyorum ya; hani Anadolu insanını, çağın gerisinde olmaktan, inançların derin bağnazlığından kurtarmak, akıllarını, vicdanlarını hür bırakıp, kendi yetenek ve kuvvetlerini kavramalarını sağlamak için çıkartılmış ve yapamazsın dedikleri ama on sene gibi kısa bir sürede yazılmış o modernleşme destanından bahsediyorum. Nenem ilkokulda öğrenmiş ud çalmayı, köy kızlarının herbirinin on parmağında on marifet varmış o zamanlar. Nerede kızını okula göndermemek, siz bugünler gibi mi sanıyorsunuz dünün Türkiye’sini yoksa? Fersah fersah ileri medeniyet seviyesi ile aç da olsalar, fukara da, günün gereklerini bilip, söz konusu kanunlarla nereye varılmak istendiğini ve bu sayede ne gibi özgürlükler kazandığının farkında bir nesil varmış o zamanlar. Çünkü, özgürlükleri olmadığı, bağnazların elinden neler çektiklerini bilen yine onlar va anlaşılan günümüz insanı bunları kaybetmeden değerini anlamayacaklar.
Söylenenler gibi, sığ, tepeden indirme, halkın içine hala sindiremediği devrimler olsa idi şayet büyük Anadolu kalkınma projesi yani büyük Türk Devrimi, şu an şalvar giyip, kafalarında sarıklarla dolaşıyor olurdu köyümde şimdi tüm köy ahalisi. Şuan karışanı görüşeni yok nasılsa, kimsenin kimseyi şikâyet edeceği de yok, kanuna aykırı hareket ediyorsun diye. Ben böyle kendini, Ata’sını, tarihini, verdiği savaşların sebebini, maliyetini, kazanımlarını ve bu kazanımların değerini bilen insanların torunuyum ki, o bilinçle daha orta okula giderken yolda takkeli, olmaz ya, kara çarşaflı birini gördüm mü İzmir sokaklarında, çıkar o kafandakileri diye ortalığı ayağa kaldıracak kadar öz güvenliydim.
Şaka yapmıyorum yahut mübalağa etmiyorum, daha henüz on dört on beş yaşındayken üzerlerine yürürdüm sanki içime doğarmışcasına on beş yıl sonra ortada rahatlıkla dolaşmalarının başımıza ne çoraplar öreceğini. Ekseriyet bu lafı duydular mı can havliyle kaçışırken çıkarırlardı ya velev ki, takkesini çıkarmaya yanaşmasın biri hemen polis aranırdım şikayet etmek için ve polis de uslubuyla çıkarttırırdı yanına gidip usulca. Kim ilan etti bu kanunu? Bu ülkeyi, işgallerden, düşmandan, örümcek beyinli gericiliğin elinden kurtaran Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuran ve bu ülkeyi yönetirken, insanımızı yüz yıl ileri taşıyan Büyük Önder.
Peki, kimin partisi şimdilerde daha fazla oy almak uğruna türban açılımları gibi aymaz formüllerle aciz ve ucuz politikalar peşinde koşuyor? Deniz Baykal’ın liderliğindeki Ata’mın partisi Cumhuriyet Halk Partisi! Ben sayın demeye dilim varmadığı için doğrudan soruyorum Baykal’a; hangi türbandan bahsediyorsunuz siz hala? Mustafa Kemal, yani partinizin ve cumhuriyetimizin kurucusu, seksen üç yıl önce kadınlarımızın kara yazgısınının açılımını çoktan yaptı attı. Türban zaten yok, olamaz ve de olamamalı zira söz konusu Kılık Kıyafet Kanunu siz unutmuş olsanızda hala yürürlükte ve karşınıza Ata’mın mirasından dahi utanmadan muhattap diye aldığınız T.C. vatandaşı Devrim Kanuna muhalefet eden suçlu bir cumhuriyet evladı.
Bu parti taşıdığı mirastan ötürü çok hayati konularda malesef taviz veremez. Her şeyden önce altı okun taşıdığı ilke ve esaslar, laiklik, devlet ve toplum hayatına dair partinin kurulduğu günden beri bu konular karşısındaki duruşu ve hepsinden ötesi, Avrupa Birliği yahut benzer uluslararası organizasyonlara üye olabilmek adına, Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan ki, şehitlerin kanları ile çizilmiş, namusdan bile öte kıymetli bir sınırdır. Bu parti herhangi bir vatan toprağının yahut onu tehdit edecek herhangi bir girişimi kesinlikle red eder, gerekirse üyeliğin fesh edilmesi ister yahut tek taraflı fesh eder. Buna Ermeni soykırımı gibi bir kepazeliği karıştırmıyorum bile, zira o tam bir şarlatanlık.
Kimseler bilmese dahi, bu ülkenin ne kadar büyük ve önemli bir ülke olduğunu ancak Balkanlara gidip orada inceleme yaptığınızda, insanların arasına karıştığınızda çok daha iyi anlarsınız. Unutmayın ki, yeni kurulmuş ama onurlu Türkiye Cumhuriyeti Birinci Dünya Harbi sonunda, davet üzerine Milletler Cemiyetine kabul edilen tek ve ilk ülkeydi. Siz yerinizi ve değerinizi bildiğiniz sürece, kimselere sizi kabul etmeleri için el açmaz, size oy vermeleri için dilenmek zorunda kalmazsınız. Yeter ki, yerinizi ve kıymetinizi bilin. Bu yüzden efendim Devrim Kanunları ile kaldırılmış türbanın ne polemiği olur ne de açılımı.
BlogNot: Şimdiden uyarmak istiyorum; kimsecikler bana kalkıp da senin yazdıkların kendi içinde çelişiyor, köyünüzdeki kadınların neden başında hala yemeni var o zaman gibi komik bir soru sormasın, zira siz de takdir edersiniz, ister yerel yönetim seçimlerine katılsın, ister genel seçimlere katılsın kimse göreve atandığı andan itibaren resmi kurumlar dahilinde kılık kıyafet kurallarına uymadan hizmet veremez. Merak etmeyin nenemi muhtar seçselerdi, muhtarlığa giderken kafasından yemenisi çıkarır koltuğa oyle otururdu. Luzumsuz polemiğe girmeyelim, durduk yerde gerilmeyelim.