Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '08

 
Kategori
Genel Sağlık
 

Hasta mıyım neyim 2

Bu yazı da ilki gibi www.doktormagdurlari.com isimli site için yazılmıştır.

Henüz yayına başlamış bu siteye daha önce yazdığım yazının ardından, direkt olarak bana cevaben olmasa da yapılmış yorumları okuduktan sonra, uzanamadığı ciğere mundar diyen kediyle aynı pozisyonda olmamak adına yeniden bir şeyler yazmak zorunda hissettim kendimi.

Dediğim gibi, bu benim gözümde olağanüstü bir meslek. Mensuplarının hem çok zeki hem de çok akıllı olduklarına inandığım bir meslek. İçine girdikten sonra yıllar içinde insana önemli manevi değerler kattığına inandığım saygın bir meslek. Op.Dr.Özgür LEYLEK ve Dr.M.Uğur YILMAZ’ın yorumlarını okuyunca bu fikrimde yanılmadığımı anladım. Demek onlar da kendi içlerindeki “çürük yumurta”lardan rahatsızlar ve bunları ayıklamak için çabalıyorlar.

Her insan hata yapar ama hatanız bir diğer insan ve O’nu sevenlerin hayatını karartacaksa asıl hata buna HATA olur. Misal: Altmışlı yaşlarının başında başarılı bir by-pass ameliyatından çok kısa bir süre sonra, gerçekten değerli ve ünlü bir profesörümüzün kan sulandırıcı ilacının dozajını yanlış ayarlaması sonucu, kalan ömrünü sürekli geçirilmiş felçlerle, gittikçe daha kötürümleşerek, ruhsal ve bedensel acılar içinde tamamlayan amcam. Eğer profesörün asistanı olan Doç.Dr. hanımefendi ile bahis konusu ilacın dozaj ayarlaması konusunda aralarında geçen “hocam bu hastaya bu dozaj az gelir, pıhtı atar” ana temalı konuşmaya şahit olmasak, bu duruma doktor hatası değil KADER diyecektik. Tabi tahmin etmek o kadar zor değil, amcamı ameliyat eden profesör mutlaka binlerce hastayı da sağlığına kavuşturmuştur. Ama malûmunuz, insanın ağrısı neredeyse, canı da oradadır.

Evet ne acı ki ülkemizin doğusu karanlıklar ardında bırakılmış. Sırf birilerinin kirli emellerine alet edilmek adına hem de. Bizim oturduğumuz yerden dağbaşı, karanlıklar altında vs diye tanımladığımız yerde yaşayan insanların da öğretmene, polise, bankacıya, postacıya kısacası devlete ama ille de doktora ve öğretmene ihtiyacı var. Giden ve orada can-ı gönülden çalışan herkesten Allah razı olsun. Elbette anlıyorum bir sinema, deniz kenarında arkadaşlarla içilen bir çayolmadan zaman geçirmek çok zor (!)

Besbelli tüm zorluklara bürokrasi neden oluyor. Op.Dr.Özgür LEYLEK’in dediği gibi uzman olabilmek için bir çuval kum içinden seçilen bir avuç pratisyen yoluna devam ederken, geride kalan bir çuval (-bir avuç) pratisyen ne yapsın? Altı yıl tıp fakültesini işyeri hekimi olarak çalışmak için mi okudular? Madem kadro açamayacaksın bu kadar öğrenciyi ne demeye alırsın? Diyelim ki bu kadar öğrenci aldın, uzman doktorların bir kısmını her 48 saatin 36 saati çalıştıracağına neden daha fazlasına kadro açmazsın. Zaten nerede bir arapsaçı görsek belli ki altında bürokrasi var. Bilimi bürokrasiye nasıl mecbur bırakırsınız? Asıl sorun temelden geliyor yani.

Ben muhasebeciyim, yaşım 36, 12 yıl önce evlendim, maddi şartlarım oluşmadığı için henüz çocuğa sıra gelmedi (geldiğindeyse başımıza gelmeyen kalmadı) Tıpkı çocuk sahibi olmak için uzmanlık mecburi hizmetini tamamlamak zorunda kalan doktor gibi değil mi? Beklediğim maddi şart da sıradan bir apartman dairesi, örneğin Zekeriyaköy’ de bir villa değil. 15 Yıldır muhasebecilik yapıyorum, eşim de aynı meslekten hatta aynı şirkette çalışıyoruz. İşimizi ayarlayana kadar nikâh tarihimizi 3 ay ertelemek zorunda kaldık. İşimiz hesaplayıp, dosyalamaktan ibaret değil. Canım memleketimde sürekli değişen ve tüm amacı vatandaşın kazandığı her iki liranın bir lirasını almak olan kanunları nefesimizi tutmadan takip etmek, yorumlamak ve uygulamak zorundayız. Yanlış yorumladıysam ya da kanunlardaki açıktan dolayı tersi de mümkünse devleti uğratacağım her kuruş için devam eden beşinci yılın sonunda, yüklü bir cezayla karşılaşabilirim. Ama benimki öyle hayati bir ceza olmaz, en fazla ömrümü hapishanede tamamlarım.

Neyse, meslekte geçirdiğim 15 yılın sonunda kazandığım aylık para, geçen yıl mezun olup da mecburi hizmet için memleketimin ücra bir köşesine gitmiş bir doktorun, aldığı maaş+döner sermayeyi yeni aşmış.

Parmaklarım haftada 6 gün, günde 12 saat klavye üzerinde veya kâğıdın üzerinde kalem tutarak hızla gezindiğinden (bu esnada sürekli birilerine laf anlatmak ve düşünmek zorunda oluşumu hiç hesaba katmıyorum, öyle ya cevap vermek zorunda değilim azarlarım, terslerim gönderirim değil mi) bileklerimde, parmaklarımda, omuzlarıma kadar kollarımda oluşan korkunç ağrı ve şişme yüzünden gittiğim doktor “sinir sıkışması olmuş” derken geçirdiğim ameliyatın ardından “pardon romatizmaymış” derse her türlü kıyameti kopartabilirim, her yere şikayette bulunabilirim lütfen kimse kusura bakmasın.

17 Yıl önce 11 ay tedavisi süren çift taraflı zatülcenbimi tedavi eden, yıllar boyu bütün ailemizin iyilik meleği olmuş Dr.Fatma Firuzan EFE, yılan hikayemiz haline gelmiş prostat derdini tedaviye başladığı gece babamı rahatlatan Doç.Dr.Erdinç Ünlüer, dermatolog Doç.Dr.Lütfiye Ersoy, kendisi de bir özel hastanede çalıştığı halde önce hastasını kayıran Dr.Ecmel YEŞİLLER’i hastasına nasıl para kazanırım diye yaklaşan bir doktorla nasıl bir kefeye koyabilirim?

Op.Dr.Özgür LEYLEK’in yazdıkları içimi biraz olsun rahatlattı. Bu işe layık olanların “çürük yumurta” olmamak için uğraştıklarını bilmek güzel. Ne de olsa Ata’mız “beni Türk doktorlarına emanet edin” demedi mi? Elbette yazdıklarını okurken bilmediğim bir şeyi de öğrendim: Bundan birkaç yıl evvel, bir üniversite yetkilisinin TV de verdiği şu beyanına rastladım “Azerbaycan, Özbekistan, Balkanlar vs tıp diplomasıyla doktorum diye gelenlerin mesleki bilgisi bizdeki hastabakıcı seviyesini geçmiyor. Dolayısıyla hiç biri denklik belgesi alamıyor” nasıl oluyor da hem bu beyanı verip hem de bizim bu kadar özveriyle okuyup çalışan doktorlarımıza “çalışmazsan şuradan, buradan ucuz doktor getiririm” diyor. Ben mecbur muyum kendimi bunlara emanet etmeye?

Amerika’da yaşayan ablam, oradaki Türklerin hastalıklarını tedavi ettirmek için Türkiye’ye geldiklerini söylüyor. Hiçbiri oradaki doktorlara güvenmiyormuş. Hastadan nasıl para kazanırımdan başka bir şey düşünmüyor, yanlış teşhislerine yanlış tedaviler uyguluyorlarmış. Ayrıca sigortan yoksa hastalanacağına ölmek daha iyiymiş.

Son olarak Sadriye Pulak’ın duasına (!) teşekkür ediyor ve “bu saatten sonra edinebilirsem çocuğum inşallah doktor olur da, o sırada akli melekelerim halen yerinde olursa ben de bu gururu yaşarım” diyorum.

 
Toplam blog
: 14
: 942
Kayıt tarihi
: 28.10.06
 
 

Yıllardır hayatımı hesap, kitapla kazanırım. Kendimi bildim bileli ne bulursam okurum. En çok da ..