​ Hasta Olmak Ölüm Gibi / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Hasta Olmak Ölüm Gibi

Hasta Olmak Ölüm Gibi
 

Hastaneler  kalabalık, gürültülü ve denetimsiz.Hangi hastaneye giderseniz  tıka basa dolu. Halkımız çok hasta, çok!...  Daha 10 yıl önce  kanser kliniklerinin önünde tek tük bekleşenler görülürken bu gün buralarda da bir hengame görülüyor. Üstelik de sıgara  dumanları arasında   bekleşen yüzlerce insan. Hemen hastane girişine sıgara küllüklerini hastane yönetimi koydurmuş. Restoranlarda  yemek içmek için giden insanlar sımsıkı denetlenirken hastane kapıları ve bahçeleri  keş yatakları gibi...

Hiçbir koruyucu hekimlik çabası yok. Bir yıl önce götürdüğüm pataoloji raporuna küçümserek bakan doktor '' displazi...buna kanser bile diyemeyiz''  dedikten sonra  3 ay sonra tekrar uğramamı söyleyip gönderirken; bu gün vucudumun her tarafına yayılmış kanserle mücadele ediyorum. bana hastalığım hakkında hiç bir bilgi verimemişti. '' Erken teşhis hayat kurtarır'' sözünün bizim hastanelerimizde bir anlamı yok. Oysa kanserli hasta özel olarak aydınlatılıp, izleyeceği yeni yaşam yolunun haritası çıkarırılabilirdi. Doktor bir kaç kelime daha  fazla konuşmaktan korkuyor.  En azından bu iş için ayrı bölümler de oluşturulabilir...

Hastane personeli ile hastalar rakip güçler gibi konumlanıyorlar. Hastalar bir biçimde baş edilmesi gereken haşalar gibi görülüyor. Hiç bir alanda sevgi ve anlayış yok.

Yemekler berbat. yemeklerin yağı sağlıklı insanı hasta edebilir.  Diyet olarak verilmiş zeytinlerin kapkara çekirdekleri bunların en sağlıksız ürünler olduğunu gösteriyor. Peynirler bozuk. Bir takım şirketlerle nasılsa anlaşılmış işte!...

Ziyaret saatleri tam bir curcuna. En güzel giysilerini giyip gelen ziyaretçiler hastanın baş ucunda birbirlerine caka satıyorlar. Hasta kıvranarak yatarken onlar neredeyse '' Altın günü ''  yapacaklar. Hasta ziyaretleri ailenin itibar göstergesi haline gelmiş: Kim gelmiş, nasıl gelmiş, neler getirmiş, bir bir hesaplanıp uzun uzun konuşuluyor. Ziyaretler gereksiz yere saatlerce uzuyor. Yasak olduğu belirtilmesine karşın gece 12' de 01'de ziyaretçi alınabiliyor. Bu arada öteki hastalar korkunç bir gürültü ve stres altında kıvranıyorlar. Halkla iyi geçinmek mi hedefleniyor.? Bu tam bir aymazlık!...

Hastanede her saat gürültülü geçiyor. Çoğu ilkokul mezunu hasta bakıcılar günün ve gecenin her saatinde bağırarak konuşup iş yapıyorlar. Hasta duyarlığı, hastanın çektiği acılar, onun istirahat ve huzuru hiç düşünülmüyor. Sağlık personeli yaptığı fedakarlıklar karşılığında gürültü etmeyi hak ediyormuş gibi bir hal var. Hastanın yaşına , konumuna, hastalık durumuna bakılmaksızın  ona bağrılıp çağrılıyor, hatta  hakaret ediliyor. Personele hastalara kötü davranması özellikle emredilmiş gibi...

Türkiye'de hasta olmak ölüm gibi bir şey, Hatta ölümden de zor.  Hastanın zerre kadar değeri, hükmü yokken ölümün hiç olmazsa bir inceliği, bir zarafeti var. Belki de hastlara ölüm dayatılıyor.

Kesinlikle ve acil olrak bir sağlık reformuna gereksinim var. Yaşadığımız çağa hiç yakışmayan bu gidiş mutlaka değişmeli. Halkla ilişkiler mutlaka iyi işletilmeli. Hastalarla diyalog ve empati kurmak hem daha insancıl, hem de daha ekonomik olacaktır. Hastenelerde var gibi görünen bu bölümler aktif hale getirilmelidir Hastalar dinlenerek ve yönlendirilerek hastalıklar daha kısa sürede daha ekonomik yollarla atlatılabilir. Bu iş de devlete düşüyor. Sağlık bakanları bu işe ciddi olarak mesai harcamalıdır.  Oysa hastanelerde de  toplumun her kesiminde görülen partizanlık var. Sağlık sistemimimiz hastalardan daha hasta.

Halkımız da son derece duyarsız. Kendi hastalığından ve hastasından ötesini önemsemiyor. En büyük hasta benim hastam mantığıyla son derece kaba ve nobran bir tutum içindeler. Düşene, muhtaç olana acıma ve merhamet duyguları körelmiş. Kendi hastasını koruyup kollamaya çalışırken diğer hastalara son derece düşmanca davranılıyor. Ahlaklı olmak ötekinin haklarını aziz bilmek demektir. Çarpık kentleşme her şey gibi bu toprakların iyi insanlarının iyilik değerlerini de ezip yok etti. Bu konuda çok şey yazılabilir. Hasta hasta bu kadar yazdım. Devamı gelecektir umarım.  Özellikle de son yıllarda artan hastalıklarla gıda sektöründeki yozlaşma arasındaki bağlantılar mutlaka teşhir edilmelidir.

 
Toplam blog
: 40
: 661
Kayıt tarihi
: 11.01.12
 
 

Anadolu'da yoksul bir bozkır kasabasında doğdum. Yoksul, acı, zor bir çocukluk ve gençlik yaşadım..