Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

02 Aralık '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
688
 

Havadaki sersem kuşlar

Havadaki sersem kuşlar
 

www.umutcocuk.com


“ Bu adam, okula gitmediği için beyni bozulmamış. Çok şeyler yapıp, çok şeyler görmüş ve çekmiş; açılmış, kalbi ilkel cesaretini kaybetmeden genişlemiş. Bizim için dallı budaklı ve çözülmez olan bütün sorunları o, hemşerisi Büyük İskender gibi bir kılıç vuruşuyla çözüveriyor. Onun açık vermesi zordur. Çünkü tabanlarından başına kadar, bütünüyle toprağa dayanıyor…Biz okumuşlar, havadaki sersem kuşlar gibiyiz.” (Zorba-Kazancakis)

Kazancakis, Zorba romanında neredeyse tüm kitap boyunca en fazla bu konuyu tartışıyor. Kendi kişiliğinde okumuşların temkinliliğini, her adımını düşünerek atmasını, her şeyi sorgulamasını ve bu nedenle aslında anı, hayatı yaşayamamasını ortaya koyarken; romanının kahramanı Zorba’nın kişiliğinde ise, hissettiği gibi ve neredeyse bir çocuk saflığı ile anı yaşayan ve yaşadığı her anın kıymetini bilerek tadını çıkaran, cahil ama yaşam bilgesi bir adamı anlatıyor.

Bu kitap, çalışma alanım gereği sık sık karşılaştığım bir durumu yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Bu durum, evlat edinme talebi ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na müracaat eden eğitim düzeyi düşük ailelerin, korunmaya muhtaç bir çocuğa kucak açmalarının çok daha kolay olmasıydı. Yıllardır bu alanda çalışanların büyük çoğunluğunun ortak gözlemidir: ailelerin eğitim düzeyi yükseldikçe evlat edinmeye karar vermeleri ve yanlarına çocuk yerleştirildikten sonraki uyum süreçleri daha güç olmaktadır. Bu tam da Kazancakis’in tespit ettiği gibi, eğitim düzeyi yükseldikçe ailelerin kitabi bilgilerine dayalı sorgulamalarının ve bu sorgulamalarla doğru orantılı olarak endişelerinin artmasından kaynaklanmaktadır.

Ailelerin en fazla endişe yaşadıkları konu ise, çocuk gerçeği öğrendiğinde ne olacağıdır. Ya kendilerini eskisi gibi sevmezse, ya biyolojik ebeveynlerini bulmak isterse, ya kendilerini terk edip biyolojik ebeveynleri ile yaşamak isterse gibi sorular, onları çok fazla rahatsız eder. Diğer bir rahatsızlık konusu ise, çocuğun genetik geçmişidir. Genetik olarak getirilen rahatsızlık var mı, bu rahatsızlıklar neler ve gelecekte çocuğu nasıl etkileyecek gibi soruların yanıtları da aileleri çok meşgul eder.

Oysa mutluluğu yakalamak için başa geleni, olanı, olduğu gibi sorgulamadan kabullenmek gerekir bazen. Bu pek çok şeyi kapsar aslında, en başta da sevgiyi. Olması gereken yüreğini açmaya hazır olmaktır sadece, koşulsuz, sorgusuz-sualsiz.

Bunun en güzel örneklerinden birisini yıllar önce, devlet memurluğumu küçük bir taşra kentinde yaparken yaşadım. İlkokul mezunu, köyde yaşayan ve tarımsal faaliyetlerle geçimlerini sürdüren bir ailenin evlat edinme talepleri olumlu değerlendirildi. Onlar bir çocuğun maddi anlamda sorumluluğunu üstlenebilecek koşulları sağlamaya hazır olmalarının yanında yüreklerinde sevgiye yer açmaya da hazırdılar, kabulleniciydiler. O kadar kabulleniciydiler ki, evlat edinmek isteyen ailelerin genellikle yeni doğan ve kız çocuk, üstelik terk edilmiş ya da anne babası ölmüş bir çocuk tercih etmelerine rağmen; erkek ya da kız, bebek ya da büyük yaş, terk ya da anneli babalı bir çocuğu kabul etmeye hazır olduklarını söylediler. Bu nedenle talepleri olumlu bulundu ve tercih aralıklarını çok geniş tutmaları nedeniyle de çok kısa sürede üç yaşında annesi tarafından bakımı sağlanamadığı için evlat edindirilmek üzere kurumumuza getirilen bir erkek çocuk aile yanına yerleştirildi.

Aile, pek çok aile ve çocuğun ilk karşılaşmasının aksine çocuk hep onlarlaymış gibi sımsıcak karşıladı çocuğu. Üstelik henüz tanıdıkları çocuklarıyla ilginç bir şekilde gurur duyuyorlardı ve bu gururlarını, mutluluklarını akrabaları ve köylüleriyle paylaşmak üzere köylerine döndü.

Yaklaşık bir ay kadar sonra ziyarete geldiklerinde onların anlatacakları bizi şaşkınlığa sürükledi. Kurum olarak, biyolojik ebeveynlere çocuğun hangi aileye yerleştirildiğini kesinlikle söylenmese de; evlat edinen aileye çocuğun bilinen özgeçmişi hakkında bilgi verilmektedir. Bu aile de konuyla ilgili bilgilendirilmiş ve sorularına yanıt verilmişti. Ama karşılaşılan durum hiç beklenmeyen bir durumdu. Aile çocuk yerleştirildikten bir hafta sonra, annenin köyüne gitmiş ve çocukla annenin görüşmesini sağlamıştı. “Eyvah” demiştik. “Bu kadar da erken olmamalıydı”. Ama aile gayet rahattı ve bir annenin özlemini dindirdiğini düşünüyordu. Bundan sonra da görüştürmeye devam edeceklerdi. Ben orada olduğum sürece iletişimimiz devam etti ve hiçbir sorun yaşanmadığını biliyorum.

Oradan ayrıldıktan sonra da telefon görüşmelerimiz sürdü. Artık onlardan çok uzakta olmama rağmen birkaç kez ziyaretime geldiler. Bir gün telefon ederek; oğullarının sünnetini yaptıracaklarını ve mutlaka beni de aralarında görmek istediklerini söylediler ama ne yazık ki; işlerim nedeniyle düğüne katılamadım. İşte ikinci sürprizi o zaman yaşadım. Sünnet düğününden yaklaşık bir ay kadar sonra; “Biliyoruz oğlumuzu merak edip özlemişsinizdir; siz gelemediniz düğünümüze biz getirdik onu el öpmeye” deyip ziyaretime geldiler. Gene çok mutluydular; sımsıcaktılar ve oğullarıyla gurur duyuyorlardı. Bir aileydi onlar, çoğu ailenin olamadığı kadar hem de.

Bir kez daha düşündüm, koşulsuzca yüreğini sevgiye açmaya karar vermek, mutlu olmaya hazır olmak anlamına gelebiliyor çoğu zaman. Ne yazık ki bazen, kitabi bilgilere fazla boğulmak ve bu bilgiler doğrultusunda mükemmeli aramak bu mutluluğu yakalamaya engel olabiliyor. Yürek mutluluğu koşulsuzca isterken, sorgulamalardan kaynaklanan çekinceler ve kaçınmalar insanı serseme çevirebiliyor. Tıpkı “havadaki sersem kuşlar”a benzeyip, bir o yana bir bu yana savrulabiliyoruz. Oysa yüreğimizi serbest bırakmak, özgürce mutluluğa yol almayı sağlayabiliyor kimi zaman…

Bilgilerimizin ve sorgulamalarımızın mutluluğa kucak açmamıza engel olmamasını diliyorum.

Sevgi ve sağlıcakla kalın….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zorba, ergenlik çağımda gerek filmi, gerekse kitabıyla benim uzun yıllar etkisinde kaldığım biri oldu. Hayata bakışımı değiştiren, olgunlaştıran her fikrimi az ya da çok onun düşünceleri değiştirdi desem yalan olmaz. Arkadaşlık, aşk, sevgi, yokluk, ayrılık, kadın, çocuk ,ölüm vb. üzerine unutulmaz derslerle doludur. Tam da koruyucu/gönüllü aile konusunda çaresiz kaldığım bir zamanda sevgili N.Veldet'in bir yazısında bahsetmesiyle sizi tanıdım. Sorunumuzu size mesajla ileteceğim. Umarım rahatsızlık vermem.Diğer yazılarınızda buluşmak dileği ile esenlikler diliyorum. Sağlıcakla.

hazandagüzeldir 
 02.02.2011 18:27
Cevap :
Yazımı tamamlayan güzel yorumunuz ve koruyucu ailelik ve gönüllü aileliğe olan ilginiz beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ediyor ve mesajınızı bekliyorum. Sevgilerimle...:)  03.02.2011 16:31
 

boğulmuş bir bilinç,hele, bilgileri hayata geçirememişse,eyleme dönüştürmemişse,hamaldan öte gidemeyen bir papağan durumundadır bilgilerini bülbül gibi öter ama,hayata geçmediği için,dinleyenlerin başını ağrıtır.HAYATA GEÇMEMİŞ BİLGİLERİN PAPAĞANI,günümüz modası.hayatında suratı on karış insanın gülün gülmek çok iyi demesi gibi.Bir okulu bitirir,diplama alırız ama,hayat okulunun ARİF lik diploması daha değerlidir,zira yaşanmışlıklardan gelen belgesel bilgilerdir onlar.Yazında çok güzel anlattığın bu aile,bence,ARİF lik okulunu bitirmiş,yaşam kahramanları.Ve arifliğin en güzel özelliği KUŞKU ile GÜVEN arasında dengeyi kurabilen insanlardır.Zira yaratan güce teslim ve güvene sahiptirler.Aklıyla çok tedirli olmaya çalışanlar teslimiyete ve evrene güven eksikliği onları,herşeyi,ben kontrol ederim, kimseye güvenmeM duygusu,dengeli olmadığı için septik yapıyor.Oysa ki biz herşeyi kontrol etme gücüne sahip değiliz bu bir egodur.Anlatığın insanları gönülden kutlarım aracılığınla,SEVGİMLE TEŞE

Şerife Mutlu 
 08.12.2009 12:15
Cevap :
Değerli katkın için teşekkür ediyorum. Yazımda da belirttiğim gibi, bilgilerimizin kafa karışıklığına neden olarak mutluluğumuza engel olmamasını diliyorum. Böyle durumlarda, senin de belirttiğin gibi yaşadıklarımızdan edindiğimiz duyarlılıklarımızın ve Yüce Yaradan'a gereken teslimiyeti göstermenin bize yardımcı olacağına inanıyorum. Sevgi ve dost selamlarımla...  08.12.2009 21:08
 

Sevgili arkadaşım, Böyle güzel mutluluklara aracılık etmekten, bilfiil yaşamaktan sanırım siz de çok mutlu olmaktasınız. Küçük çocukları ben de çok seviyorum, kimsesizlerse dayanamıyorum, geçenlerde, Afrikalı bir küçüğü sahiplenmek, ona sahip olmak, geleceğini hazırlamak duygularıyla yoğunlaştım. Bir haftanın sonunda, çocuklarımı kıramadım, vazgeçtim. Selam ve sevgilerimle...

Yurdagül Bağci Alkan 
 06.12.2009 19:38
Cevap :
Sevgili blogdaşım, yaptığım iş çoğu açıdan gerçekten mutluluk veriyor bana. Ancak, yardıma, desteğe, sevgiye muhtaç o kadar çok kişi var ki, biraz duyarlı olan her insan onları fark edip, ihtiyaç duydukları şeyleri onlara verme mutluluğunu yaşayabilir diye düşünüyorum. Ayrıca bu duyarlılığı göstermenin insan olmanın gereği olduğuna inanıyorum. İlgin için teşekkür ediyorum. Dost selamlarımla...  07.12.2009 19:57
 

evet sufi dedim çünkü bu sıfatınanlamını fazlasızyla hak ediyor yazdıklarınız..ve birde okuduktan sonra düşünmeye sevk ediyor insanı..benim için de siz,bir kazanç oldunuz..yazılarınzla sosyal tarafımızın güçlenmesine katkıda bulunuyorsunuz..

Gülden Işık 
 06.12.2009 1:16
Cevap :
Çok teşekkür ederim Gülden Hanım. Ne güzel sözler bunlar, çok duygulandım. Keşke gerçekten sufi olabilsem. Bu rumuzu seçtikten sonra, "Ne yaptım ben" dedim aslında. Çünkü gerçekte kendimi bu sıfata çoook uzaklarda görüyorum. Çabam hiç değilse yaklaşabilmek için. Yazılarımın ise genelde düşünmeye sevk etmesini istiyorum. Beni çok mutlu ettiniz. Tekrar teşekkür ederim. Dost selamlarımla...:))  06.12.2009 9:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 299
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 1555
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster