​ Hayatı gözkapaklarıyla kazımak - II / Ankara / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '10

 
Kategori
Ankara
 

Hayatı gözkapaklarıyla kazımak - II

Hayatı gözkapaklarıyla kazımak - II
 

Size bir çiçek bile veremedik!...


İçinde, Ben Olmanın Issızlığında”nın da bulunduğu, onlarca kitabı görünce, hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiştim.Bir blog önce anlattığım “kitap isteme serüvenimin” ardından; Yazar’ın 9 Fen A sınıfıma ve dolayısıyla Fen Lisesinin ev sahipliğini yapan Anadolu Lisesi’nin kütüphanesine –bizleri tanımadan- bunca kitabı bir çırpıda gönderişinin hikayesini ilk girdiğim derste “sınıfımla” paylaştım. Hızımı alamadım; dışarı çıktım, Kütüphanecilik Kulübü Danışman öğretmenine anlattım bu müthiş olayı aynı coşkunlukla… Öğretmen de dinlerken, şaşkın gözlerle, baktı bana… Koridorlarda, girdiğim diğer sınıflarda önüme gelene bu “güzelliği” anlatıyordum… Ben şaşkınlık ve heyecan içinde, aynı hikayeye takılı koridorlarda koşarken; öğrencilerim ve dilimden kurtulamayan birkaç öğretmen arkadaşım Ata Bey’in kitabını okumaya koyuldular…

Bense bir taraftan yazarın kitabını okuyordum, bir taraftan da büyük bir yüreğe sahip böylesi bir yazarın okula gelmesi fikrini oluşturuyordum kafamda… Ve bu fikrin dayanak noktalarını, detaylarını sıralıyordum yüreğime:

Yalnızca bir kitap yazması (o zaman için bilgim bu kadardı, yazarın yazdığı kitaplar konusunda) ya da “onlarca okula bağış yapmayı ilke edinmesi” Yazar’ı öğrencilerimle tanıştırmak için kâfi olabilirdi. Olabilirdi ama bence, Yazar’da “öğrencilerimin gözüyle göreceği”, ”kulaklarıyla duyacağı” daha nice “örnek yaşanmışlık kareleri” vardı…

Bir kere, her şeyden evvel Yazar'ın; Sayısal bir alanda olan başarılı bir mesleği vardı ama buna paralel sözel bir alanda da başarısı mevcuttu. Karşımızda Anadolu’yu tanıdığı kadar, belki ondan da daha fazla yüzlerce ülkeyi görmüş ve değşik ülke insanlarını insanca tanımış bir Dünya Seyyahı vardı… Birçok yan uğraşısı mevcuttu. Yatılı okulda öğrenim görmüş, çok küçük yaşlardan beri kitap okuma ve günlük tutma alışkanlığına sahip bir insandı Yazar…Yurt dışında okumuştu; fakat okurken “baba parasıyla yetinmemiş”, yurt dışında “işin büyüğü küçüğü olmaz” anlayışıyla çalışmış, kendi parasını kazanmıştı…Çok yönlüydü… Ve elbette, hepsinden daha da önemlisi insanlara ve hatta hayvanlara dahi duyarlı yaklaşan “insan”dı, Yazar… (Tabii, itiraf ediyorum Yazarın insanlık boyutu ile ilgili ipuçları için onun MB bloglarından yararlanmıştım. Ee, işte bu da, bizim meslek sırrıydı:))

Özellikle Fen Lisesi’ndeki “Biz sayısal alanda kendimizi yetiştiririz ancak, başka bir alanla ilgilenmek zaman kaybı” diyenlere/ böylesi düşünen veli ve öğrencilere (Anadolu lisesi içinde de aynı anlayış vardı, şüphesiz…) Yazar gelip de; kendi ağzından, gördüklerini, yaptıklarının yanısıra; yıllar boyunca ilmik ilmik yaşadıklarını, hissettiklerini aktarsa öğrencilerim için büyük bir kazanç olacaktı…

Ata Kemal Şahin’in okula davet edilmesi konusunda okul Rehber öğretmeniyle de konuştum. Onun da görüşlerini aldım… O da benimle –yukarıdaki benzer sebeplerden- aynı fikre ulaştı. Yalnız, bir konuda ayrılıyordu:) “Kitabının içinde “benim” kayboldu, Yazarla lütfen beni tanıştırma :)” dedi, bana…

Evet! Proje Koordinatörü ve Edebiyat öğretmeni kararını verdi; Ata Kemal Şahin Bey’i okuluna davet edecekti… Aklına geleni bir çırpıda yazara söyleyemedi elbette… Belli bir zaman sonra; hatta parça parça zamanlara yaydığı parça parça sözcüklerle, Yazar’a konuyu açtığında Yazar; davete memnun kalmakla birlikte çok yoğun olduğunu, mesleği ile ilgili Ankara toplantılarının olacağı bir gün okulumuzu ziyaret edebileceğini bildirdi… Çok geniş zamana yayılmış ve biraz da –fazla ısrar üzerine şöyle yuvarlanarak- yarım ağızla söylenivermiş gibi duruyordu, şu söylenen“gelirim” cevabı..Belki de bu tereddüt, yalnızca davet edenin kuruntusuydu...

Fakat, koordinatör gerçekten huzursuzdu… Okula bir yazar gelecekti. Yazardan kesin bir geliş tarihi almalıydı.Organizasyon yapmalıydı… Yazarın okuldaki kitapları büyük küçük herkes:) tarafından okundu mu, emin olmalıydı. Belki bir kitap günü, imza günü isterdi yazar? Yazarın özgeçmişini özetlemeliydi. Sonra, konuğumuz olacak yazar nasıl ağırlanacaktı… Yazardan keşke kesin bir tarih alabilseydi… Tek emin olduğu bir şey vardı; bir yazarın okulumuzu ziyaret edeceğini sağır sultan bile duymuştu…Ve de okulun sosyal işler organizatörü kendisiydi… İşte bütün bunlar yüreğine su serpiyordu… Su mu serpiyordu?… Hem herkese bir yazar gelecek diye söyle; hem Yazarın ne zaman geleceğini bilme, hem de “yazar gelse de” “yazar gelmese de:)” ne yapacağını da bilme!! Aman Allah’ım, ne huzur, ne huzur? Neyse! En azından daha Mayıs ya da Haziran’a çok vardı…

22 Şubat günü; Ata Bey, Ankara’da Çarşamba günü bir toplantısının olduğunu; bir beş dakika da olsa, okulu ziyaret edeceğini bildirdi bana…Pazartesi-Çarşamba?? Ve beş dakika ziyaret? Anlaşıldı; Yazar Bey, 657’ye tâbi olanları bilmiyordu:)… Pazartesi, yazarın geleceğinden geç haberim olduğu için -okul saatlerini bitirdiğim için- yapılacak bir şey yoktu… Salı, tam sekiz saat - aralardaki on dakika tenefüsleri saymazsam - aralıksız dersim vardı. Bu yoğunlukta, sadece Fen Lisesi 9. sınıflara ve kendi Proje ve Yayın Kulübü öğrencilerime sözünü ettiğim Yazar geliyor dedim: Kulüp öğrencilerimin paniğini görmeliydiniz…

”Hocam, nasıl yani? Yarın okula yazar mı geliyor? Bütün arkadaşlar kitabını bitirseydik? Hangi konuda söyleşi yapacak? Hazırlansaydık… Hocam, bir program hazırlasak, hocam idarenin, yazarın yarın geleceğinden haberi var mı? Bizi dersten çağırır mısınız? Biz görür müyüz? Hocam, hocam… Ama neden susuyorsun hocam?”

“Çocuklar, Yazar, bir beş dakika nezaket ziyareti yapacak, sonra gidecekmiş. Hem biliyorsunuz o çok yoğun. Yalnızca, kitap hediye ettiği okulu merak etmiş…”

“Nee, ama hocaam!”

Salı akşamüstü okuldan çıkarken, okulun Rehber öğretmeni arkadaşıma “Yazar gelecek” dedim ve sonra okuldan çıktım. Yolda yürürken “İyi de, bu beş dakika ne zaman? Ve beş dakikada Yazarı öğrencilerle buluşturamam ki? Anladım; belki ön görüşme yapacak. Dur bakalım, bir gelip görsün de!”

24 Şubat Çarşamba… Sabah tam dört saatim doluydu. Hatta bu dört saatin iki saati -ikinci dönem sınıf öğretmenliğini bıraktığım- 9 Fen A’ya aitti. Öğleden sonra ilk dersim altı kişilik 12. sınıf Yabancı Dil sınıfımaydı… Yazar, o zaman gelse; görüşebilirdik; tabii 5 dakika… Altıncı dersim boştu… Kırk beş dakika… Ne kırk beşi Hocanım; yalnızca beş dakika:) Yedinci dersimde 9D' ye Dil ve Anlatım dersim vardı; sekizinci derste de –yeni sınıfım- yine 9D’ye, Rehberlik saatim…

Öğleden sonra beşinci saatim bitti… Altıncı saat, elime bir bardak çayımı aldım ve öğretmenler odasında her zamanki yerime yerleştim. Saate baktım. 13.30 sularıydı… Dakikalar geçiyordu…Her zamanki yerimden kalktım, cam kenarındaki koltuklara geçtim. Koltuğa oturdum; oturmamla idare katındaki nöbetçi öğrencinin bana “Hocam, misafiriniz var” demesi bir oldu… Kalktım, koridorun başındaki öğretmenler odasından koridorun diğer ucundaki Müdür odasının önüne doğru ilerledim. Ve karşımda, Yazar Ata Kemal Şahin duruyordu. Bloglardan birbirini tanıyan iki insan, orada gerçekten tanıştık. İnanır mısınız? Hiç yabancılık çekmedim… Tam da yazılarından anlaşıldığı gibi bir “insan” duruyordu karşımda. Bir kez daha anladım: Gözler yalan söylemez…

Öğretmenler odasına geçtik… Kafamda dolaşan tek şey “beş dakikay”dı… Misafire de "ne kadar kalacaksınız?" diye sorulmazdı ki… Hal hatır sormadan sonra; az önceki elimdeki çayı hatırlayıp hemen çay ikramına giriştim…Keşke bir yeşil çay ikram edebilseydim:) Ata Bey, eli boş gelmemişti, ikinci kez okullarımıza kitap hediye etti… Edebiyat öğretmenine de bir kitap hediye etti, elbette…Bir kez daha mahçup olduk; onun o inceliği karşısında... Kitapları görünce, Kütüphanemizi O'na göstermeyi akıl edebildim. Bir okul kütüphanesiydi gezdiğimiz; fakat, sanırım Ata Bey’in kütüphanesinin ancak yarısı kadar kitap vardı kütüphanemizde…

Geçen zaman içinde giderek, kafamdaki “beş dakika sendromu"nun biraz dağıldığını fark ettim...Sıcak bir hava esiyordu zamanda...

Tekrar Öğretmenler Odasına geçince tenefüs zili çaldı. Odada 9 Fen A’nın yeni sınıf öğretmeni ile 9 Fen B’nin sınıf öğretmeni arkadaşlarım vardı. Artık, projeci olarak bana iş düşüyordu…Hemen bir organizeye giriştim: İki hoca hanımla beraber, bir de Tarih Öğretmeni bir erkek arkadaşımızın yardımıyla iki sınıfı bir sınıfta toplamayı başardık… Tek şey döküldü dilimden: ”Afedersiniz, Ata Bey; sınıflar sizi bekliyor…” Ata Bey de, bizleri kırmadı…Sanki, bize bu söyleşi sürprizini çok önceden yüreğinde tasarlamış gibiydi...

Yedinci dersteydik. Benim kendi sınıfım yukarıda bekledi… (Onları niye almadıysam?) İki Fen Lisesi sınıfı öğrencisi(44 öğrenci) bir bayan İngilizce Öğretmeni, bir bayan Biyoloji Öğretmeni(sayısal projelerle ilgili), bir bay Tarih öğretmeni ve bir bayan Edebiyat Öğretmeni:)’nin hazır bulunduğu “Ata Kemal Şahin” söyleşisi başladı:

Öylesine aniden ve öylesine içtenlikle, bir çırpıda oluşturulmuş bir toplantıydı ki; yazarın kitabını okuyan birçok öğrencim ve birkaç öğretmen arkadaşım toplantının dışında kaldı… Öyle gönül coşkunluğu içindeydik ki bir avuç insan; Yazar'ın okulumuzla kurduğu o sıcak ve içten bağlantısını anlatırken “konuya birden giriş yaptığımı”, yazarı tam tanıtamadığımı, söyleşi sonunda herkesin önünde şöyle dört başı mamur Yazar’a tebrik ve teşekkürlerimi bildiremediğimi, inanın ertesi gün fark ettim…

Ata Kemal Şahin öğrencilerimle tam bir saate yakın konuştu… Çocukluğunu, yatılı okul yıllarını, babasını, annesini, 12 yaşında okuduğu “KELEBEK” isimli ilk kitabını, gezdiği ülkeleri, okuma tutkusunu, otuz beş yıllık günlüğünü, yurt dışında okurken bulaşıkçılık yaptığını, benzincide çalıştığını, İngilizcenin önemini, kendi mesleğinin zorluklarını ve güzelliklerini, farklı ülkelerin kültürlerini, Türkiyemizin güzelliklerini ve güzel değerlerini; evrenselliği, “insan olmanın” güzel noktalarının millete, ülkeye göre değişmediğini, insan sevgisinin önemini anlattı, anlattı, anlattı…

Öğrencilerime baktım şöyle bir; “yazarın her anlattığında” hayalden gerçeğe, gerçekten düşe, düşten hayale döne döne döne geçiş yapıyorlardı. Yazara baktım şöyle bir; “sanki yüzyıllardır içimizdeydi”… Ve insan, ancak bu kadar “kendine, hayata ve insana” samimi yaklaşabilirdi… Öğretmen arkadaşlarıma baktım şöyle bir; o sınıfta olan biz büyükler yaşça başça üç aşağı beş yukarı aynı olsak da, arkadaşlarım da “bir düş yolculuğundaydılar" söyleşi sırasında…Ve yazar dışındaki 48 kişi, ta çocukluğumuzdan seksenli yaşımıza kadar büyük bir serüvenin içinde bulduk kendimizi..

Ata Bey, insanın yüreğine işleyecek çok güzel konuları dile getirdi öğrencilerimize ve bize… Fakat dilinden döküldüğü ilk anda, herkesin yanında, şu sözlerini tahtaya yazarken buldum kendimi: “hayatı göz kapaklarımla kazıdım”… O söyleşiyi - hayır, yalnızca söyleşiyi değil; yarım asırlık bir hayatı- veciz bir şekilde özetleyen bence bu sözlerdi…

“Hayatı göz kapaklarıyla kazımak”…

Gözkapakları aralandığında anladım ki; o “gözkapakları” içinde hayatın binlerce rengi saklıydı…

Söyleşiden sonra meraklı öğrencilerimin bitmeyen sorularıyla karşılaştı Yazarımız…İtiraf ediyorum; yeniden tazelenen ve merak eden büyüklerin de soruları oldu... En çok sorulan konu da; dünya ülkelerinin özellikleriydi… Bir de en popüler soru olarak; "başka ülkelerin bizim ülkeyi nasıl tanıdıkları" sorusu vardı. En fazla da, "Mısır’a giden yazara dört hanımının olup olmadığını sorduklarını" öğrenince güldük…

Birçok fotoğraf çektik… Hazırlıksız olduğumuz için Beceriksiz Koordinatörün:) cep telefonuyla tabii.. Bir uyanık öğrencim sınıf kitaplığındaki Ata Bey’in kitabını kendi adına imzalattı yazara… Helal olsun, Ömer! Birçok öğrencim defterlerine yazarın imzasını aldı, gözleri ışıldayarak. Benim Proje ve Yayın Kulübümün canavar editörü Talha, “Sınıf ve Okul Dergimiz” için bir sayfalık, yazarın dergimize özel notunu ve notun altına yazarın imzasını almayı akıl etti. Öğrencilerimi seviyorum…Bir şey daha öğrendik Ata Bey'den; Türk basınından evvel, yerel basın bile değil; "en yerel basın:)" olarak, herkesten evvel, " Ata Kemal Şahin'le "yılın ilk röpotajını, söyleşisini" benim canavar gazetecilerim:) yapmıştı. Bİze bu gururu da yaşattı; hayatı hazmeden adam..

Sonra hep birlikte, son kare fotoğrafı çektirdik… Parlak öğrencilerimin göz bebeklerinin daha da parladığını gördüm o an…

9 Fen A’dan çıkmadan; Ata Bey’in kitabını okuyan Tuğçe’mi geçemeyeceğim… Bu söyleşi olmadan iki saat önce –sabah- bana demişti ki kızım: ”Hocam, Murat yazarın kendisi mi?” Ben de, “Gel, bu soruyu öğleden sonra sen kendin sor, yazara” diye cevap vermiştim… İnanamıştı… O kadar sevindi ki Ata Bey’i öğleden sonra karşısında bulunca; gören gözlerine bile inanamadı Tuğçe… Yazar, anlatırken o tam da yazarın yanı başındaydı; bence gözleri kadar yüreğini de açmıştı kocaman…

9 Fen A’dan çıktık. Ata Bey’e, “Bu geçtiğimiz saatte benim kendi sınıfıma Dil ve Anlatım dersim vardı” dedim… “Onları aşağı alamadım…”, “Şimdi de aynı sınıfa Rehberlik saatim var…” İşte böyle, kıvrana kıvrana bir şeyler anlatmaya uğraşırken; Yazar anladı dilimden:) de, beraber benim sınıfa da girdik. Ve Ata Bey sınıfıma da, hiç yorulmadan aynı heyecanla “hayatı” ve “göz kapaklarını” anlattı… Öğrencilerime, “Bu yaşlarda öğretmenlerinizin hepsi şu sıralar sizin hayatınıza ayrı ayrı tuğla örüyorlar; sonraki yıllarda binanızın bakımına siz özen göstereceksiniz” dedi… 9 D’nin sevincini görmeliydiniz... O sınıf için ayrıca teşekkürler Ata Bey… Eğer sınıfıma uğramasaydınız; benim halim nice olurdu?..

Ata Bey’in o gün öğrencilerime her anlattığı, "insan olmak için" birer altın öğüt değerindeydi… En fazla vurguladığı düsturlardan biri de “hayatı hazmediyorsunuz” sözlerinde gizliydi… Bizler işte o gün, “hayatı hazmetmiş bir insan” bulduk karşımızda ve o insanın bize gelişinden, bize iki buçuk saat yüreğini verişinden çok mutlu olduk… Ayrıca, sizi sık sık ziyaret ederim sözünü de unutmadık O'nun…

O kadar sevinçliyiz ki; “hayatı gözkapaklarıyla kazıyan ADAM”, o gün, göz bebeklerimize değdi… Varlığıyla, parlak çocukların gözleri daha da parladı…Hayata daha sağlam bakıyorlar, şimdi…Teşekkür ederiz; Ata Kemal Şahin… Bize "yüreğin derinliğinden gelen" bir sürpriz yaptınız…Sizi her zaman okullarımızda görmek isteriz; ama lütfen, ne zaman geleceğinizi bildirin de hazırlıksız yakalanmayalım…. (Bİr de, okulun diğer yarısı ve o öğleden sonra toplantıda olan idareciler:) sizi merak ediyor...Bu yürekli adamı tanımak istiyorlar... )

Geçen gün; 9 D sınıfımdan bir erkek öğrencim “Hocam, geçen hafta bize gelen Yazar çok iyi bir adam, gözlerinden anladım” dedi… Sayın yazar; siz o an gözkapaklarınızı aralamış mıydınız?...Öğrencimle, onca yoğunluğun arasında ne zaman "an"laştınız?:)... Söylemeden geçemezdim...

Unutulmaz bir gün yaşattınız; göz bebeklerimize…"Var Olun"...

Yegah Elif Mİrzade

 
Toplam blog
: 191
: 769
Kayıt tarihi
: 21.07.09
 
 

“Yazı yazmak” bir Yürek Yolculuğudur. Okumak ve yazmak bana Edebiyat alanının kapılarını açtı… Ed..