- Kategori
- Anılar
Herkes Gider Hatıralar Kalır 2
“Yoksa yaşam, gözyaşlarını ve bu heyecanları benden sonsuza dek uzaklaştıracak kadar ağır izler mi bıraktı yüreğimde? Yoksa yalnız anılar mı kaldı?”
Kapının önünde durup bir kez daha bakıyorum sokağa. Tanımadığım bir sürü insan gelip geçiyor… Oysa biz çocuklar sokağa girip çıkan herkesi tanırdık eskiden.
Kedilerini bile…
Bu sokak ne kadar değişirse değişsin, düşlerimden ne kadar farklı olursa olsun, benim sokağım: Haydar Bıçakçı Çeşme Sokak. Eski İstanbul’un Haliç’e doğru inen kendi halinde ama mutlu insanların yaşadığı, kendi içine kapalı farklı, yorgun bir dünya. Ve biz bu dünyada tek bir aile gibi yaşardık o yıllarda.
Sabahları anneannem baştan sona süpürürdü sokağı, kocaman bir çalı süpürgesiyle.
Şaka gibi, ama gerçek!
Evimiz gibi bakardık ona... Sokağımızda evimizin bir parçası gibiydi. Karşılıklı dörder evden hepi topu sekiz evdik. İkişer katlı bu ahşap evlerde yaşanan her şeyi herkes bilir, sevinçler paylaşılır, sırlar gizlenir, açlar doyurulur, üşüyen giydirilirdi.
Gündüzleri tüm perdeleri açık olurdu evlerin. Örtmek ayıp sayılırdı. Komşuların birbirinden gizli saklı nesi olabilirdi ki? Gece evlere babalar geldiğinde ışıklar yanar, o zaman işlemeli bembeyaz perdeler çekilirdi camlara.
Biz çocuklar hiç bağırmadan, kavga etmeden oynardık sokakta. Sevinç çığlıklarımız, şen kahkahalarımız yoktu… Çünkü sokağımız gibi dardı büyüklerimizin yüreği. Sesimizi yükselttiğimizde çekip içeri alırdı annelerimiz. Başkalarını rahatsız etmek çok ayıptı, bilirdik. Bu yüzden itiraz etmek aklımıza bile gelmezdi…
Ve bizler o küçük dar sokakta ayıplar ve yasaklar içinde büyüdüğümüzden hep ezik kaldık. Hep eksikliğini duyduğumuz bir şey vardı içimizde. Büyüdüğümüzde bile sesimizi yükseltmekten, kahkaha ile gülmekten hep çekindik. Biri bir şey sorduğunda yerimize yanıt verecek birini aradık hep. Ve bizler o küçük dar çıkmaz sokak çocukları, bilmediğimiz ve bize öğretilmeyen bir yaşamın içinde hep saklı kaldık…
Büyümek, bize verilmiş bir ceza gibiydi Tanrı tarafından. Sokağın sınırlarından çıktıktan sonra savunmasız hissediyorduk kendimizi. Özgürdük ama korkuyorduk nedense. Hayata dair kimse bir şey anlatmamıştı bize. Biz hep kaybedenlerden olduk bu yüzden. Bizim kuşağımız kendi içinde kaybolup gitti…
Bense büyüdüğümü fark etmeden yaşlandığımdan olacak, hala her aynaya baktığımda düşünürüm, ne zaman büyüdüm diye. Çocukluğum henüz dün gibi yanı başımda dururken, çoktan uzaklaşıp giden bir gençliğin ardından bakmak, hüzünlü bir iç çekişle içimde bir yerleri kanatıyor hala.