- Kategori
- Dünya Kadınlar Günü
Hiç kimsenin kadınları!

Onlar "bizim kadınlarımız"dılar.
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız…
Nâzım Hikmet Ran, bu mükemmel dizeleriyle anlatmıştı 20. Yüzyılda kadınların ahvalini… “Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” diyordu… Doğruyu değil ama gerçeği anlatıyordu şuncacık bir şiir ile. Kadına bakış açısı buydu erkeklerimizin. Bu kelimenin yani “Kadınlarımız” kendisi bile kadının SAHİPLENMEYE GEREKSİNİM DUYULAN BİR VARLIK olduğunu, YANİ SAHİP OLUNAN bir varlık olarak görüldüklerini içten içe tenkit ederek vurguluyordu. Kadın hakları ve feminizm üzerine yapılan çalışmalar ve girişimler, toplumda üstlendikleri rolleri gittikçe daha yukarıya taşımak konusunda kadınların yaptıkları örgütlü çalışmalar, kanunkoyucuların da evrensel olarak kadın haklarını tanımaktan öte topluma yerleştirmek, toplumsal hayatın her alanında yaymak gibi bir tutum takınması ve bu tutumun uluslar arası ve yaptırımsal protokol ve antlaşmalarla birbiriyle bağlantılı hale getirilmesi gibi birçok unsurun sayesinde kadınlar artık erkekler ile daha eşit, daha denk sayılmakta ve hatta verilen pozitif hak ve ayrıcalıklarla daha da üstün konuma yerleşmiş bulunmaktadırlar.
Kadın ve erkek arasındaki toplumsal eşitsizliğin süregelmesi, feminizmin amacının kadının toplumdaki yerinin iyileştirilmesinin ve toplumda gerçek bir eşitlik durumunun sağlanmasına neden olmuştur. “Feminizm” kelimesinin kökeni Latince “femina” ve onun Fransızca türevi olan “Feminizme”den gelir. Feminizm sosyoloji, politik akım ve etik alanlarda, temeli ya da temel endişesi daha çok kadın özgürlüğüne dayanan, geçmişteki ve şimdiki toplumsal ilişkilere karşı eleştirel yaklaşan bir hareket (akım) ve aynı zamanda bir teoridir. Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar ve toplumsal cinsiyet politikaları, iktidar ilişkileri ve cinsellik üzerine odaklanmaktadır. Feminist hareket içinde kadın ve erkeğin eşitliğini savunan gruplar olduğu gibi kadının biyolojik ve duygusal olarak erkeğe üstün ve erkeğin "tamamlanmamış kadın" olduğunu savunan daha radikal gruplar da yer almaktadır. Ama sonuç olarak feminizm akımları, kadın haklarının, kadının toplumdaki yerinin pekiştirilmesi ve kadınların cinsiyetten kaynaklanan haklarının, özgürlüklerinin onlara tanınması ve verilmesinde büyük bir etken oluşturmuştur.
Yazıyı uzun tutmadan söylemek istediğim şey şudur ki; 20 yüzyılda kadınlar “bizim kadınlarımız”dılar. Dövdüğümüz, sövdüğümüz, hor gördüğümüz, kendimizden biraz daha altta saydığımız ve sadece cinsel algı ile algıladığımız, ama onlarsız da yapamadığımız ve medeniyetten uzaklaştığımız varlıklardı. 21. Yüzyıl ise bir “umut yüzyılı”dır ve öyle de olmalıdır. Her ne kadar halen kadına şiddet, baskı, mobbing gibi olumsuz vakıa ve gelişmeler süregelmekte idiyse de; kadınlar artık malımız, mülkümüz, cariyemiz değildir, annemiz, eşimiz, ablamız, kardeşimiz, sevgilimiz ve hatta “metresimiz” olabilirler, lakin onlar artık hiç kimsenin kadınlarıdır!!!
Her gününüzde bugün gördüğünüz kadar (hak ettiğiniz) ilgi ve saygıyı görmeniz dileklerimle! Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun…