​ Hukuk gelmediği zaman adalet gelir… / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '08

 
Kategori
Sosyoloji
 

Hukuk gelmediği zaman adalet gelir…

Hukuk gelmediği zaman adalet gelir…
 

ŞİMDİ ADALETİN DEĞİL HUKUK UN DA GÖZLERİ BAĞLI


HUKUK GELMEDİĞİ ZAMAN ADALET GELİR…

( Parantezlerde kalır haykıran her şiir )

Büyük toplum suçları işleyenler, ülkesinin geleceğini kumar masalarının belirsizliğine sürenler için geçerlidir bu kural…

( Toplum suçunun cezası tarihin her sayfasında var! )

( İster başbakan ol; istersen kral !)

Hatta hukuk hiç gelmeyebilir de. Bütün dünyayı ateşe veren onbaşı Adolf hiçbir hukuk sisteminin önünde karar anını beklemedi…

(Vagner in senfonileri eşliğinde dizildi ,

Utanç çukurlarına insanlık kemikleri…)

Alman halkının durumu ise ibreti alemdi !

Zafer sarhoşluklarından sonra gelen yenilgilerde bile, dünyayı tehdit ederek selam anlamında kaldırdıkları beş parmağı bir işaret parmağına indirgeyip bu çağ canavarına çevirmediler…

( Bazen suçlara toplum da eşlik eder ne yazık ki. Kara tahtalara yazılır AK bir tebeşirle yüzde kırk yedi…)

Alman halkı başarısız bir suikast teşebbüsünde bile Führer’ i korudu.

( Oysa toplumlar da olur bazen sanık; O zaman insanlık yargıç olur; tarih ise tanık…)

Daha işin başındayken hiçbir mahkeme kürsüsü kurulmadı Hitler için. Hiçbir yargıç, insanlığın sesine tercüman olurcasına “Suçlu ayağa kalk” demedi ona. Gözler kör, kulaklar sağırdı…

( O şişkin Cermen gururu sanki bir tanrıydı; Oysa her şey budalaca ve trajik bir sanrıydı )

Mussolini de keza öyle. O da ayaklarından asıldı.

Ve nice insanlık acısını kendi suçlar listesine vatandaşlarının kanıyla yazan canavarlar başıboş mayınlar gibi kendi tarih arazilerinde dünyayı alt üst etti. Hukuk denen en büyük insanlık güvencesiyle karşılaşmadı hiçbiri.

( Hatırla insanlık kanlı ve ufuksuz geceleri; Bir tek umut vardı ki: Tanrının adaleti…)

Çünkü hukuk ve toplum duygusu ters orantılı bir matematiktir. Duygusallık arttığı ölçüde, gözü boyanmış halk kesimleri, yüzyıllık ezikliklerini bir barbarlık tsunamisiyle dünyanın bütün limanlarına alabora edebilirler.

Bu genetik çılgınlık patlaması, SADECE BİREYSEL OLDUĞUNDA tıp imdada yetişebilir. Seri katiller yakalanır, tecrit edilir…

Ama toplum bir seri katilin beyin frekanslarını kendi beyin damarlarına enjekte ettiği zaman dünya için önlenemez trajedilerin perdesi açılır.

( Kurbandır artık seyirciler de oyuncular da… Kurbandır genç, ihtiyar, ve at ve fil ve piyonlar da…)

Özetle; 1918 Wersay anlaşmasının özgürlüklerine gem vuran maddeleriyle kibirli Germen kanını bir türlü bağdaştıramamıştı Alman milleti. Bu bilinç altı ezikliği bütün damarlarda isyan ölçülerinde çoşturan Hitler megalomanisini bir ortaçağ zırhı gibi kuşanarak bütün dünyayı tanklarının önünde eğilmeye zorladı.

( Zafer ya da hiç ! böyle yazdı tarihçiler; Zorbalar doğmamış çocuklara bile kefen biçtiler )

Aynı megalomaninin koğuş arkadaşı Mussolini de onu destekledi; uzak doğunun çekik gözlü ırkı Batı kininin aniden kabarmasıyla, sado mazoşist bir saldırı stratejisi uyguladı; canavarların bayrağını ulus bilincinin gönderine asmakta tereddüt etmedi.

( Saldırı ve kıyım adına dalgalandı mı bayrak; onu bir bez parçası yapar er geç düşeceği toprak..)

Peki , bunlar olup biterken hukuk neredeydi ?

Hukuk insanların hatta insanlığın harekete geçirmesini bekleyen bir dinamodur. Ve bu yüzden hukuk bu vampirler için hiç çağrı almadı ülkeleri işgal edilmiş bu bitik insanlardan.

( Yaşandı yüz binlerce kanlı San Bartelmy gecesi; ki kan gözyaşı ve muhteşem bir nefrettir her hecesi…)

O kadar güçlü ve pervasızdılar ki; kurbanlar hukukun da artık onların kaleminden çıktığını kabul etmenin biçareliğiyle gözlerini karanlık hayat ufuklarında bir ışık aramaya çevirdiler. O ışık adaletti…

Bütün zorbaların akıbeti olan adalet…

( Eşitlenir mi dersin; bir kefede, binlerce kefen Bir kefede, zorbalara ait çürümüş birkaç beden…)

İnsan takviminde uzun sürer adaletin gelmesi.Çünkü o da hukuğu bekler…o da hukuk gibi bir elçinin işlerliğine güvenir. Ama ne yazık ki hukukun şalterini tutması gereken eller bazen zorbalar için alkış tutar. İşte adalet elçisi hukuk bu yüzden kendi duvarları arkasına çekilir. Hukuk binalarında zorbalığın kanunları okunur. Hukuk artık kendisi kurtarılacak bir duruma gelir.

( İşte o zaman tarih fısıldar usulca, binbir zaman içinden, Haydi adalet; sensin artık en büyük özlem )

Evet, işte Tanrının adaleti, tarihin vazgeçilmez rutini, her zorbanın mutlak akıbeti…

Bu adalet bazen kendi kahramanlarını da bekler.

Bütün ülkeyi ittifak devletlerine teslim eden halife, bir sürüngen gibi saray bahçesinin duvarlarında gölgesini kaybederek kaçarken, zaferi adaletin teslim alması gibi.

O zaman da hukuk ne yazık ki ülkenin hazinesi gibi iktidarda olanların kullanımına girmişti. BKZ şimdiki zaman…

( Her şey benim der zorba; yargıçtır hem de savcı… Ama o avdır aslında; gerçek adalet ise bir avcı.)

Eğer geri kalmış bir ülkeyseniz, hukuk, gelecekteki katı kuralların ve diktatoryanın zaman içinde tam fonksiyonel olabilmesi için -maddelerinden faydalanılan -bir hayrat çeşmesinin suyu haline gelir. Üstelik bu hayrat çeşmesinin suyu hoyrat ellerin uzattığı çanaklara dolar, bir damlası bile o ellerin çıkardığı yangınları söndürmeye yaramaz…

( Anlatma bana hoyratları bilirim; Çeşmelerin suyunu onlar içer; ben inilderim…)

Ama zamanın ateş çemberinden geçen, zalimlerin seyir defterinde sadece sayfaları çevirmek için kullanıldığını anlayan milletler uykulardan uyanır.

(Yüzyılların ağıdıdır hala bizim ninnimiz, Gelmez ki artık uyandırmaz ki Kemal’imiz)

İşte o zaman hızla kalkar yerinden, zorbasını tutar ensesinden ve hukukla adaletin birleştiği bir insanlık mahkemesinin önüne koyar.

( Biz yaşadık bu anı, adını kurtuluş koyduk. Sıra dirilişe geldi ; ya diriliş ya yokluk…)

Hukukla adaletin birleştiği an bizim için, dünyayı kucaklayan yepyeni yüce bir kavram, ama zorbalar için sadece YÜCE DİVAN olacaktır.

Söndü deniz feneri, karanlık karaya bindirdi…

Deniz değil batakmış gizlenen; suçlarla irinli…

 
Toplam blog
: 94
: 608
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

1950'lerden sonra doğan her dünya insanı gibi, ardında pek çok takıntıyla gelen geçmiş zamanı, bilim..