- Kategori
- Sivil Toplum
Hükümet deviren “e-posta”lar

Günümüzde muhalefetin şekli de iyiden iyiye değişmeye başladı. Sanal ortama en çabuk uyum sağlayan sektörümüzün de siyaset olduğunu, bana gelen e-postalardan kolaylıkla anlayabiliyorum.
Son günlerin en gözde e-postaları, AKP’nin gayri laik ve gayri ulusalcı yüzünü açığa vuran çalışmalar. Eski gazete manşetlerinden, fotoğraflara, powerpoint sunumlarından, İranlaşan Türkiye hikayelerine kadar müthiş bir furya esiyor, sanal posta kutumda. Dış odaklı güçlerin Türkiye’yi bölme çalışmalarının yansıtıldığı e-postalar, yoğunlaşan laiklik gündemiyle askıya alındı anlaşılan.
Bu tip e-postaların çoğunun asılsız ve abartılı olduğunu gayet iyi bilmeme karşın, beni asıl ilgilendiren kısmı insanlar üzerinde bıraktığı etki. Son yirmi senedir, toplumumuzun apolitik oluşundan dertlenir dururuz. Kendisine yönelik zulme ses çıkarmamasını, haklarının gasp edilmesine göz yummasını, ülkenin gericileştirilmesini görmezden gelmesini, ülkenin sömürülmesine duyarsız kalmasını, sesini çıkardığı her dönemde başına yumruk yemesine bağlar, Çetin Altan’ın deyimi ile enseyi karartırdık.
Anlaşılan esas sorun, ülkeye dair duyulan kaygıları halka iletememekmiş. Şahsen, belki biraz abartı olarak kabul edebilirsiniz ama, son dönemde meydanları dolduran bu kalabalığın oluşumunda bu tip yaygın iletişim kaynağının varlığının etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu tip, e-postaların etkisini en azından kendi çevremde gözlemliyorum.
Diğer bir deyişle, bu tip bir iletişimin yönteminin gücü ortaya çıkmış oluyor bence. Ancak bu güç beni mutlu etmekten çok tedirgin ediyor. Çünkü istismarlara çok açık bir yöntem olduğunun örneklerini fazlası ile gördüm.
Eskiden, kitleleri galeyana getirmek için, aslı astarı olmayan, ya da yanlış aksettirilen, ya da abartılan haberlerin yapıldığına görsel medyamızda denk gelirdim. Özellikle sağ basın, yanlışlıkla bir devlet kurumunun başına istemedikleri bir şahıs atandığı takdirde, yıpratma kampanyası eşliğinde bu tip haberleri gündem yaparlardı. Ancak bu tip haberlerinde bir sınırı vardı, çünkü hukukun kuralları içerisinde yayın yapma zorunlulukları vardı. Ancak e-posta ile gelişen iletişim şekilleri en başta, bu hukuk sınırlarının dışında bulunuyor ve bu niyeti kötü olanlar için müthiş bir olanaklar sunuyor.
Bunun kötü örneklerinden birisine 5-6 ay önce gazetelerde denk gelmiştim. Sanal ortamda, Fransız kökenli ve Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirketin gıda ürünlerinin çocukların zihinsel gelişimini etkilediğini iddia eden bir e-posta dolaşıyordu ve e-postanın altında da bir profesörün imzası yer alıyordu. Ancak bir süre sonra gazetelerde, söz konusu profesörün konuyla ilgisi olmadığını dile getiren beyanları yayınlanmaya başladı. Ama e-posta o kadar etkili oldu ki, çevremdeki birçok insan o firmaya ait gıda ürünlerini hala almıyorlar.
Bunun bir benzerini bende yaşamıştım. Yine bana ulaşan bir e-postada, eski sistem televizyonların megahertz gücünün çocuklar üzerinde olumsuz etkisini anlatan ve kendi çocuğununda da, bu etkiyi birebir yaşadığını iddia eden Uludağ Üniversitesinden bir araştırma görevlisinin başına gelenler, şahsın kendi dilinden naklediyordu. O anda araştırma gazetecilik hevesim uyandı ve net üzerinde yaptığım kısa bir araştırma ile öyle bir şahsın varlığını tespit ettim. E-posta adresini öğrenerek şahsa bu yazılanların doğruluğunu sordum. Şahısta nezaket gösterip verdiği cevapta, konu ile bir ilgisinin bulunmadığını sadece, kendisine gelen bir maili tanıdıklarına gönderdiğini ama bir süre sonra e-posta’da kendi imzasının yer almaya başladığını söylüyordu.
Bu örnek sadece, kulaktan kulağa oyununun mantığında yer alan dil evriminin, sanal ortam versiyonu olabilir elbet. Ancak söz konusu olan, bu e-postanın insanlar üzerinde yarattığı etki.
Bu tip bir çalışmanın, merkezi bir noktadan sistematik ve profesyonel olarak yapıldığını düşündüğümüzde neler yaşanabileceğini merak ediyorum açıkcası. Nazilerin propaganda bakanı olan Joseph Paul Goebbels'in günümüz versiyonları için internetin ne kadar verimli bir çalışma alanı olduğunu hissedebiliyorum.
Sorgulamayan insanlar ülkesinde, insanları yönlendirmenin basit bir yolunu bulmuş durumdayız. Bu durumda elbet müthiş bir bilgi kirliliği yaratıyor ve tüm kirlilikler gibi bu kirliliği temizlemek de, kirletmek kadar kolay olmuyor.
Eğer AKP, önümüzdeki seçimde iktidarı kaybederse, ben bunu ilk hükümet yıkan sanal dalga olarak adlandıracağım. Ama zannedersem AKP’nin en büyük şansı, internetin hala ülkemizde yeterli yaygınlığa sahip olmamasıdır.
Son günlerin en gözde e-postaları, AKP’nin gayri laik ve gayri ulusalcı yüzünü açığa vuran çalışmalar. Eski gazete manşetlerinden, fotoğraflara, powerpoint sunumlarından, İranlaşan Türkiye hikayelerine kadar müthiş bir furya esiyor, sanal posta kutumda. Dış odaklı güçlerin Türkiye’yi bölme çalışmalarının yansıtıldığı e-postalar, yoğunlaşan laiklik gündemiyle askıya alındı anlaşılan.
Bu tip e-postaların çoğunun asılsız ve abartılı olduğunu gayet iyi bilmeme karşın, beni asıl ilgilendiren kısmı insanlar üzerinde bıraktığı etki. Son yirmi senedir, toplumumuzun apolitik oluşundan dertlenir dururuz. Kendisine yönelik zulme ses çıkarmamasını, haklarının gasp edilmesine göz yummasını, ülkenin gericileştirilmesini görmezden gelmesini, ülkenin sömürülmesine duyarsız kalmasını, sesini çıkardığı her dönemde başına yumruk yemesine bağlar, Çetin Altan’ın deyimi ile enseyi karartırdık.
Anlaşılan esas sorun, ülkeye dair duyulan kaygıları halka iletememekmiş. Şahsen, belki biraz abartı olarak kabul edebilirsiniz ama, son dönemde meydanları dolduran bu kalabalığın oluşumunda bu tip yaygın iletişim kaynağının varlığının etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu tip, e-postaların etkisini en azından kendi çevremde gözlemliyorum.
Diğer bir deyişle, bu tip bir iletişimin yönteminin gücü ortaya çıkmış oluyor bence. Ancak bu güç beni mutlu etmekten çok tedirgin ediyor. Çünkü istismarlara çok açık bir yöntem olduğunun örneklerini fazlası ile gördüm.
Eskiden, kitleleri galeyana getirmek için, aslı astarı olmayan, ya da yanlış aksettirilen, ya da abartılan haberlerin yapıldığına görsel medyamızda denk gelirdim. Özellikle sağ basın, yanlışlıkla bir devlet kurumunun başına istemedikleri bir şahıs atandığı takdirde, yıpratma kampanyası eşliğinde bu tip haberleri gündem yaparlardı. Ancak bu tip haberlerinde bir sınırı vardı, çünkü hukukun kuralları içerisinde yayın yapma zorunlulukları vardı. Ancak e-posta ile gelişen iletişim şekilleri en başta, bu hukuk sınırlarının dışında bulunuyor ve bu niyeti kötü olanlar için müthiş bir olanaklar sunuyor.
Bunun kötü örneklerinden birisine 5-6 ay önce gazetelerde denk gelmiştim. Sanal ortamda, Fransız kökenli ve Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirketin gıda ürünlerinin çocukların zihinsel gelişimini etkilediğini iddia eden bir e-posta dolaşıyordu ve e-postanın altında da bir profesörün imzası yer alıyordu. Ancak bir süre sonra gazetelerde, söz konusu profesörün konuyla ilgisi olmadığını dile getiren beyanları yayınlanmaya başladı. Ama e-posta o kadar etkili oldu ki, çevremdeki birçok insan o firmaya ait gıda ürünlerini hala almıyorlar.
Bunun bir benzerini bende yaşamıştım. Yine bana ulaşan bir e-postada, eski sistem televizyonların megahertz gücünün çocuklar üzerinde olumsuz etkisini anlatan ve kendi çocuğununda da, bu etkiyi birebir yaşadığını iddia eden Uludağ Üniversitesinden bir araştırma görevlisinin başına gelenler, şahsın kendi dilinden naklediyordu. O anda araştırma gazetecilik hevesim uyandı ve net üzerinde yaptığım kısa bir araştırma ile öyle bir şahsın varlığını tespit ettim. E-posta adresini öğrenerek şahsa bu yazılanların doğruluğunu sordum. Şahısta nezaket gösterip verdiği cevapta, konu ile bir ilgisinin bulunmadığını sadece, kendisine gelen bir maili tanıdıklarına gönderdiğini ama bir süre sonra e-posta’da kendi imzasının yer almaya başladığını söylüyordu.
Bu örnek sadece, kulaktan kulağa oyununun mantığında yer alan dil evriminin, sanal ortam versiyonu olabilir elbet. Ancak söz konusu olan, bu e-postanın insanlar üzerinde yarattığı etki.
Bu tip bir çalışmanın, merkezi bir noktadan sistematik ve profesyonel olarak yapıldığını düşündüğümüzde neler yaşanabileceğini merak ediyorum açıkcası. Nazilerin propaganda bakanı olan Joseph Paul Goebbels'in günümüz versiyonları için internetin ne kadar verimli bir çalışma alanı olduğunu hissedebiliyorum.
Sorgulamayan insanlar ülkesinde, insanları yönlendirmenin basit bir yolunu bulmuş durumdayız. Bu durumda elbet müthiş bir bilgi kirliliği yaratıyor ve tüm kirlilikler gibi bu kirliliği temizlemek de, kirletmek kadar kolay olmuyor.
Eğer AKP, önümüzdeki seçimde iktidarı kaybederse, ben bunu ilk hükümet yıkan sanal dalga olarak adlandıracağım. Ama zannedersem AKP’nin en büyük şansı, internetin hala ülkemizde yeterli yaygınlığa sahip olmamasıdır.