- Kategori
- Yöresel Yemekler
Çağlanın aşı, dünyanın kebabı

Kentler kültürleri ile vardırlar. Daha doğrusu, eğer bir yerleşim kendine ait kültürel değerlere sahipse bir kent olarak adlandırılabilinir. Elbette ki, kültür ancak zamanın süzgecinden geçerek yoğunlaşır ve cisimleşir, görünür hale gelir.
Yeni gelişen ve yapılaşan yerleşimlerin bu açıdan sorunları olur. Ülkemizin, konumu ve ilk insan yerleşimlerine sahne olmasının avantajı ile her bir ilimizin, kendine ait tarihsel zenginliği ve geçmişten uzanıp gelen bir yaşam dokusu vardır.
Ülkemizde çok yakın mesafelerde kurulu olan iki şehirde bile, çok farklı yaşam tarzlarının ve kültürel uygulamaların varlığını görürüz. Mesafeler uzadıkça ve coğrafyalar ayrıldıkça bu farklılıklar üst düzeylere çıkar. Bir Karadeniz kentinin dokusu ve Karadenizlinin yaşam kültürü ile bir Güneydoğu kenti ve güneydoğulunun yaşam kültürü arasındaki fark, neredeyse Eskimo yaşamı ile bedevi yaşamı arasındaki farka yaklaşır. Tüm bu farklılıkların tek bir idari sınır içinde yaşanmış olması da, o ülke açısından önemli bir avantaj yaratmaktadır.
Ancak küreselleşme denilen olgu, ne yazık ki, aslen sahip olması gereken anlamın dışında kurgulandığından, kültürler arası bir diyalog, paylaşım, sürecine katkı sağlamamakta aksi yönde, yerel farklılıkların ezilerek, merkezi ve totaliter bir kültürün gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Artık giyim tarzlarımızdan, yediğimiz yemeklere, eğlence anlayışımıza, konut tarzlarımıza, dekorasyon zevkimize, insan ilişkilerine, evlenme tarzlarımıza, selamlaşmalarımıza, sevinç sahnelerimize kadar tek tiplileşme eğilimi oluşmaktadır. Bu yanlış eğilime karşı kendi yerel farklılıklarımızı savunmanın ise önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu noktada sizlere memleketim olan Gaziantep’in yemek kültüründen bahsetmek istiyorum bir miktar;
Gaziantep'de mevsimlerin dönüşümünü yemeklerden kolaylıkla anlayabilirsiniz. Önünüze konan yemekten, hangi mevsimde, ayda olduğunuzu kestirmek oldukça kolaydır. Soğan Kebabı ise önünüzde gördüğünüz Ocak-Şubattır aylardan. Martın sonundan Mayısın ilk günlerine kadar çağlanın (bademin olgunlaşmamış yeşil hali) yoğurtla yapılan yemeğini yeme şansınız vardır. Nisanın sonundan Mayıs ayının ortasından itibaren ise, her türlü malzeme ile kebap yapma becerisine sahip ilimde "yeni dünya" ( İstanbul'da Malta Eriği denirdi) ve taze sarımsak (baş sarımsak denir bizim buralarda) ile yapılan kebaplar masaları şenlendirir.
Yaz mevsiminin favorisi, komşu yerleşim olan Birecik'ten gelen ünlü patlıcanla yapılan kebaptır. Yemeklerde de domatesin kullanımı fazlalaşır. Yaz aylarında gerek sonbaharda stoklanan zahireler, salçalar ve baharatlar bitmeye yüz tuttuğundan, gerekse de karasal iklimin standardı ve çöl iklimine yakın bir coğrafyada bulunmanın etkisi ile yaşanan aşırı sıcakların ağır yemeklerin hazmını zorlaştırdığından, hafif menülere geçiş yaşanır. Ancak kebap kültürü asla sona ermez.
Sonbahar yemekleri kadar, tatlı ürünleri ve kurutmalık besinleri de ünlüdür. Üzüm ve cevizin binbir farklı şekilde değerlendirildiği ürünler yapılır ve bunlar ağırlıklı olarak, soğuk kış günlere hazırlanan bünyelerde ön hazırlıkların yapılmasını kolaylaştırır. Bakla, tüylü acir, pırasa, pirpirim (semizotu), taze loğlaz (börülce), haylan kabağı, taze sarımsak yemekleri yapılabilen sebze türleridir. Ve bu yemekler Gaziantep dışında bilinen ünlü yemeklerden de değildirler.
Gaziantep yemek kültüründe çorba çok yaygın ve çok geniş türlere sahip olmasa da, yoğurtlu yapılan yemekler bu açığı fazlası ile kapatmaktadır. Hatta yoğurtla yapılan kimi yemeklerimizi (örneğin yuvarlama) ile defa yiyenlerce dile getirilen "bu çorbanın adı nedir?" sorusunu hiçte sıcak karşılamadığımızı söyleyebilirim?
Bu arada yuvarlama ismini verdiğimiz özel yemeğin, Ramazan Bayramı boyunca Antep yemek kültürünü benimsemiş herkes tarafından yapıldığını ve kentin büyük kısmında aynı zaman diliminde bu yemeğin yendiğini de söylemiş olayım.