Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '07

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
2818
 

Hüseyin Avni Danyal söyleşi

Hüseyin Avni Danyal söyleşi
 

Bu haftaki disiplinler arası buluşmalarda, Adnan Menderes rolünü darağacında noktalayıp, yeni rollerine hazırlanan başarılı oyuncu, samimi bir isimle; Hüseyin Avni Danyal ile birlikteydik. Nişantaşı İmoga Sanat Galerisindeki, Arca Kulen Özyar’ın seramik sergisinden sonra yeni gösterime giren Polis filmine ve son olarak da, İstanbul Modern’deki Magnum Fotoğrafları ile Türkiye Sergisini izledik.

Tiyatro hayatınıza nasıl girdi?

1962 Trabzon doğumluyum. Trabzon’da, yörenin getirdiği serbestlik ile çok rahat bir çocukluk dönemi geçirdim. Deniz kenarında yaşayan çocuklar için orası eğlencelidir. Doğal olarak bizimde hayatımız denizde ve ağaçların arasında geçti. İlkokul bitince babamın memuriyetinden dolayı tayini Ankara’ya çıktı ve oraya taşındık. Sevmesem de mecburen hayat sonrasında Ankara’da devam etti. Liseyi bitirene kadar tiyatroyla çok fazla bir ilgim olmadı. Tiyatroyla buluşmam benim için biraz siyasi nedenlerle oldu diyebilirim. Bilindiği gibi, 1980 öncesi siyasi ortamın yoğun yaşandığı bir dönemdi. Bazı derneklerin çeşitli kursları vardı ve Ankara Halk Tiyatrosu’nun kurslarına gidiyordum bende. Ankara Halk Tiyatrosu’nda, Ankara Sanat’ta, Çağdaş Sahne’de amatör olarak oyunculuk yaptım. Bu işin amatörlükle gitmeyeceğine; akademik, bilimsel eğitim almam gerektiğine karar verdiğimde, İzmir 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü’ne girdim. 1985’den beride Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak çalışıyorum.

Trabzon’lu olarak son günlerdeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trabzon’un ekonomik anlamda diğer kentlere oranla biraz bağımsız bir tarafı vardır. Hatta Trabzon, Karadeniz kıyı şehirlerince bile kıskanılır. Bana göre Trabzon’un göz önünde olması nedeniyle bazı kişi, kitle ve ideolojiler özellikle Trabzon’a yerleşmeye başladılar. Trabzon’un eski halkı kalmadı orada herkes göç etti bir şekilde. Bu da doğal olarak öz kültürünü yok etti. Sürekli göç alan karma bir yapıya dönüştü. Özellikle Milliyetçilik tırmandırıldı. İşsizlik ve gençlerin cehaleti bu yönde kullanıldı. Biraz da Trabzon’u kendilerine üs yapma gayretinde olan odakların işi bu. Zaten bu göç olayı sadece Trabzon için değil, bütün büyük şehirlerin yaşadığı önemli bir problem. Göç eden kendi kültürünü, yaşam biçimini, cehaletini, kavgacılığını da taşıyor gittiği yere. Doğu’da yaşanan olaylara karşılık bir kamplaşma olarak Trabzon’da karşı bir hareket yaratmak istiyorlar.

Trabzon’lu sanatçılar ne diyorlar bu duruma? Konuşuyor musunuz?

Kendi adıma son bir-bir buçuk yıldır ne yapmam gerekiyorsa elimden geldiğince yapmaya gayret ediyorum. Mesela Kanal D’de yayınlanan “Fırtına” adlı dizinin çekimlerini kadroda yer alan Trabzonlular olarak orada gerçekleştirilmesi için uğraştık ve orada çekimleri yaptık. “Tiyatro Seyirlik” adında bir tiyatromuz var ve bir buçuk ay sonra “Azizname” adlı oyunumuzu Trabzon’a kaydırdık. Orada sahneleyeceğiz. Trabzonlu ressam, müzisyen, oyuncu ve yazar arkadaşlarla buluşuyor, ne yapabiliriz, neler yapılabilir diye tartışıyoruz. Bir kültür merkezi kurmayı hedefliyoruz. Dört beş katlı, sürekli hareketli, aktif bir ortamı olan, her katında farklı bir sanat dalında kurslar, eğitimler verilen ve sergiler, gösteriler yapılan bir yerin hayalini kuruyoruz. Özelikle de Trabzon’da ki işsiz gençleri hiçbir karşılık beklemeden çalışmalara katabilmek ve onlara bir beceri ya da bir meslek edindirecek yeteneklerini ortaya çıkarabilmek amacımız. Tabii bunu gerçekleştirmek için aşmamız gereken maddi problemler var önümüzde. Buradan da sizin aracılığınızla Trabzonlu iş adamlarına bu güzel hayalimize ortak olmaları için çağrıda bulunmak istiyorum. Gelin hep birlikte o işsiz ve yanlış yollara sapabilecek taze beyinlere yepyeni bir gelecek hazırlayalım.

Diğer dallarla ilginiz var mı?

Elbette bütün alanları çok önemsiyorum. Çünkü tiyatro, resim, müzik, dans, bire bir tiyatronun içerisinde olan ve ana malzemesini oluşturan alanlar. Zaman zaman grafik gibi yeni alanlar bile tiyatroda oldukça önemli bir görevi üstlenebiliyor. Bu açıdan bütün sanatçı arkadaşların bütün dalları önemsemesi gerekiyor. Amatörce Saksafon çalıyorum. Üniversite yıllarımda amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgilendim. Özellikle fotoğraf çekebileceğimiz yerler arar ve insanlar tatile, gezmeye giderlerken ben arkadaşlarımla fotoğraf çekmeye giderdim. Özellikle Akçakoca sahiline gidip fotoğraf çekerdik. Günde üç dört makara bitirdiğim olmuştur. Sonrasında bir şekilde koptuk, ama fotoğraf makinem hala evimde durur.

Sergileri geziyor musunuz? Nasıl seçiyorsunuz?

Özellikle sergi gezmek için çıkmıyorum sokağa ama nerede hangi şehirde olursam olayım herhangi bir galerinin önünden geçiyorsam mutlaka içeriye girip o sergiyi gezerim. Diğer dalları takip etmenin kesinlikle sanatçıyı besleyeceğine müthiş bir inancım var. Kendi alanında gelişim dediğimiz şeyde zaten diğer dalları göz ardı etmemekle gerçekleşebilir ancak. Maalesef dallar arasında ciddi bir kopukluk var. Mesela tiyatroya, konsere ya da sergileri gezmeyen sinemacılar var. Hatta sinemaya bile gitmiyorlar.

Adnan Menderes rolü sizi etkiledi mi?

Kişisel olarak bu idamların olmasını son derece yanlış buluyorum. Yakın bir tarih anlatılıyordu dizide. Bir aşk hikayesi hakim aslında konuya ve dönemin siyasetçileri bir bakıma fon olarak kullanılmıştı. Özellikle kendisine teşekkür borçlu olduğum sevgili Can Dündar’ın “Demir Kırat” belgeseli çok işime yaradı. Oradaki konuşmaları Adnan Bey’in tavırlarını, hareketlerini, duruşunu rolüme hazırlık aşamasında pek çok kez izledim ve bana önemli ipuçları verdi bu belgesel. Oldukçada çok doküman vardı elimizde. Kaynaklar, kitaplar, görüntüler… Çekimler sırasında hep şunu düşündüm. İdamdan önce Adnan Bey’in intihar girişimi de bu düşüncemi destekledi gibi, Adnan Bey’e asılmak ağır gelmemişti; Ülke genelinde oldukça sevilen bir siyasetçiyken, üstelik tamda zirvedeyken yaşamış olduğu düşüştü bence, ona ölümden daha çok ağır gelen.

Rolünüz tartışıldı biraz?

Evet, yapay tartışmalar yaratılmaya çalışıldı. Sinema bilgisi olmayan kişilerin temelsiz sözleriydi bunlar. Üstünde de durmadım zaten. Ben, Adnan Menderes değilim ki, onu rolü icabı yansıtmaya çalışan bir oyuncuyum sadece. Adamlar Adnan Menderes’in kendisini görmek istiyorlar. Bunun bir rol olduğunu ve oyuncunun da profesyonel olarak bunu yapması gerektiği bilinci ne zamanki, toplumumuzda oluşursa, işte o zaman Çakır için cenaze töreni yapılmaz ve gazetelere ölüm ilanları verilmez. Bu da böyle bir şeydi.

Peki Seramik sergisini nasıl buldunuz?

Saç ve bedenin kullanımından çok kanatlar ilgimi çekti. Kadın formu hangi biçimde olursa olsun kanat eklenince ne kadar ifadeyi yumuşatıyor ve farklı bir görünüş kazandırıyor. Hani hep melek deriz ya kadınlara. Bu sergi biraz da bu sözün etrafında dönüp dolaşıyor. Mesela bilmediğim şeyler de öğrenmiş oldum bu sergide, seramiğin yapıldıktan sonraki aşamaları; sırlanması, fırınlanması, boyanması oldukça zahmetli bir iş. Seramik sanatı çok ilkel çağlardan beri insanoğlunun hayatında hep olmuş. Yemek kapları olarak başlayan sonrasında süsleme ve diğer alanlara aktarılan insanla barışık önemli bir sanat dalı. Üç boyutlu sergileri daha çok seviyorum. Hareketleri, duruşları, ifadeleri tiyatro ile karşılaştırıyorum. Eğitici olabiliyor. Modern işleri, hikayesi, anlatımı olmayan sergileri, çalışmaları pek sevmiyorum. İlle de Avrupa ile yarışmak zorunda değiliz her konuda. Rönesans denilen değişimi biz atlamış bir toplum olarak Modern Sanat elbette bizde gerekli ilgiyi görmüyor. Henüz anlaşılır sergilerin bile yeteri kadar izleyicisi yok biz de.

Son olarak Magnum Fotoğrafları ile Türkiye?..

16 fotoğrafçının 205 fotoğrafını izledik. Genelde dikkatimi çeken şey, özellikle ülkemizin kırsal kesimlerini ya da toprağa bağımlı insanların kareleri yakalanmış. Demek ki, Avrupa gibi sanayileşmiş toplumlarda, sanayileşmeyle birlikte yaşanmaya başlayan yıpranmışlık ve iş hayatı, kentle insan arasında baş gösteren ciddi bir yabancılaşmayı da beraberinde getirmiş oldu. İşte bu yabancılaşmayla Avrupa’nın dışına çıkan fotoğrafçılar Türkiye’deki doğallıktan etkilenmiş olmalılar. Türkiye’nin otuzlu yıllardan itibaren görüntülerinin yer alması aslında tarih bilgilendirmesi açısından da önemli. Teşekkür ederim sayenizde çok güzel bir fotoğraf sergisini de görmüş oldum.

doganayerkan@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 890
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

Hayattan alıyorum bütün kaynağımı. Sokağı takip ediyorum, insanları gözlemliyorum, kendimi sorguluyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster