- Kategori
- Gündelik Yaşam
Huzur arayışları

Aramak, bulmak ve beklemek...
Bazen tek kalıp, kendi içimde kaybolmak istediğim anlar olur. Kendi düşüncelerimde boğulmak, sonra derinliklerin içinden yüzeye çırpınmak, doğru olanı seçmek, yaşantımda bunu kabullenmek ve artık olduğu gibi yaşamak istediğim anlar... Sorunların beni soluksuz bıraktığı anda, nefes almak için çevreme bakındığım zamanlarda huzurun saklandığı maviliğe yükselmek isterim. Gökyüzünün tüm enginliğini bağrımda hissetmeyi, bulutların arkasında saklanıp, sessizce akıttığım gözyaşlarımın yağmur olup damlamasını seyretmeyi. Bilirimki her bir damlam toprağa can verecek, kuruyan yeri yeşillendirecek, tüm canlılar faydalanacak bundan. Ya da canlılığın doğduğu yeşilliklere girmek isterim. O an ağaçları kıskanırım. Toprağın o dinginliğinde ve ferahlığında gömülü kökleri ile kendini yıkmaya çalışan nice fırtınalara ya da hortumlara karşı bazen dik durmasını başarır. Yıkıldığı anlarda bile, yeni dalları toprakla bütünleşip yeni filizlere gebe kalır ya da tohumları serpilir dağılır yeni diyarlara doğru. Ben kendimi kabullenmek isterim aslında, yaşamdaki rolüm faydamı getiriyor yoksa herşeyim haybeye mi diye düşünüyorum bazende. Bİr günün sonunda düşünürüm, bugün kendim için ne yaptım?, kendimi geçtim hadi kötüydü diyelim,peki ailem için ne yaptım?Hadi onuda geçtik, zor günün getirdikleri vardı. Peki ya memleketim için ne yaptım? Yaşamı boşvererek geçirmek olmamalı amaç, kazanmalı, kazandırmalı her bir amacın arkasında durmalı, her bir fikri değerlendirmeye almalı, her bir cümlenin içindeki anlamı çözmeliyiz aslında. Lakin tüm bunları gerçekleştirmek için bazen aranılan tek gerçek, huzurlu olmaktan geçiyor.
Bir reklamın sloganı vardı; "evdeki huzur mutluluk budur" diye, bu sözü bazen tekrar eder oldum, son zamanlarda her konuşmam esnasında. Demek ki bende huzur arayışları içersindeyim. Huzurun olmadığı yerde, mutluluk arayışlarında bulunmakda zor, sevmek de zor bazen geçinmekde. Dostlarımında son zamanlarda hayıflandıkları bir durum olmuş meğer bu durum. Huzur oysa şu an ne memleketimizde var, ne çevremizde ne de kendi içimizde. Saygının ve sevginin giderek küçüldüğü, düşüncelerin kararmaya başladığı, felaketlerin bazen üst üste geldiği anlarda huzuru aramakta, anlamakta, yaşamakta artık çok zor olmaya başladı. Bir arkadaşım gibi keşke bende her bir kurduğum cümlede özlü sözler, deyimler, kıssadan hisseler ya da atasözleri kullanma kabiliyetim olsaydı da sizlere içinde bulunduğumuz standartların bize uyguladığı yaşam mobingini tarif edebilseydim. Evet yaşam her yönüyle bize farklı bir mobing uyguluyor. Kişilerin yaptıklarından geçtim artık, yaşamın bize yaptıkları bu günlerde daha ön planda! Savunma mekanizmamız doğal olaylar karşısında sıfır, yakın zamanda yaşadıklarımız, çekilen acılar ve sıkıntılar ise cabası.
Birde kendi iç dünyamızda verdiğimiz bir savaş var. Yaşadıklarımızın neresindeyiz, neresine doğru gidiyoruz. Tatminkarlık noktamız nedir? Neyin arayışları içerisindeyiz? Sonuçta bize çizilmiş bir kader mevcut ve senaryoyu doğaçlamasına oynuyoruz. Arada bir sufle yapılsada, hata yapma payı yüksek bir platformda rol alıyoruz. Yaşam sanatı, daha zor daha karmaşık ve çözülmesi en zor olan senaryo belkide yaşantımızın. Geriye bakıp, sahnelediğimiz onca seneleri bir gözden geçirmek istiyor insan. Acaba, hatayı nerde yaptım, rolümü gerektiği gibi oynabiliyormuyum, bana kazandırdıkları ya da kaybettirdikleri nelerdir diye geriye dönüş yapmak istiyorum bunca fotoğraf karesinin içinden beynime kazınmış her bir rolün resmini hatıralarımda candırarak. Ve ben büyük bir alkışın kopacağını düşündüğüm kendi eserimi yaratmak istiyorum, tüm bu olanlardan sonra. Ben kendi huzurumu yakaladığım anda, onun bende yarattığı etkiyi sergilemek, bunu mutlulukla süslemek ve sevgimle sergilemek istiyorum. Kendi huzurunu bulamayan insan, yaşamın zorlu sahnelerinde asla bir yıldız oyuncu olamaz. Kendi yönetmeniniz olun ya da olmaya çalışın, işte ben bunu denemeye başlamak istiyorum.