- Kategori
- Psikoloji
İçimdeki Küçük Kız

Dışarıda pırıl pırıl bir güneş gözalıyor, içim aydınlanıyor.
Bembeyaz bulutlar, masmavi gökyüzü...
Penceremdeki tülü nazlı nazlı dalgalandırarak odama dolan bahar rüzgarı...
Öyle neşeyle uyanmışım ki güne, öyle huzurluyum ki...
Üzerimde bir dinlenmişlik , bir sükûnet; sanki tonlarca yükün altındaymışım da kurtulmuşum gibi...
Radyoda eskilerden bir şarkı çalıyor, eşlik ediyorum, mutlanıyorum.
Sahip olduğum her şey için şükrediyorum.
Sağlıkla hayatta olmanın, yaşamanın hazzını duyuyorum...
Aynaya bakıyorum; yüzümdeki çizgiler yaşımı ele veriyor, ama olsun, yaşama öyle sıkı bağlıyım ki.
Ama o da ne?
Aniden bir eksiklik hissediyorum ruhumda, koca bir bosluk (!)
Hani, sözden anlamayan küçük bir kız çocuğu vardı ya içimde, işte onun buralarda olmadığını hissediveriyorum birden...
Sağa sola bakıyorum, sesleniyorum, ulaşamıyorum ona; bu defa ürperiyorum, korkuyorum...
Çünkü onunla birlikte yaşamaya öyle alışmışım ki; beni bırakıp giderse, ne yaparım ?
Ama o da bir türlü büyümedi gitti.
Hep üzdü beni; hep hülyalı, hep hüzünlü, hep sevdalı.
İyileştiremedi yaralarını, unutamadı kırgınlıklarını.
Yine de ne kalabildi buralarda, ne gidebildi uzaklara.
Gözlerinde hep kara bulutlar; ha yağdı, ha yağacak dolaşıp durdu.
Çok yordu beni, çoook!
Biliyorum; o yokmuş gibi davranıyorum ya çoktandır; o yüzden kızgın bana.
Kabullenemiyor bu aralar yaptığım tercihleri, o yüzden görünmüyor ortalarda.
Ben mi?
Söyledim ya, huzurluyum, dinginim, mutluyum işte...
E şimdilik elbette; içimdeki küçük kız, yeniden evine dönene kadar !
*****


