Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
686
 

İçtiğim ilk kaçak çay

İçtiğim ilk kaçak çay
 

Bir bardak demli kaçak çay


Üniversite bitip genç bir mühendis olarak Urfa’nın yolunu tuttuğumda sene 1983 idi. Yazın en kavurucu temmuz günleri. Urfa’yı ilk defa göreceğim. Gece Adana’dan bindim Urfa Cesur otobüsüne ve sabah saat daha altı olmamıştı Urfa garajına indiğimde. Gün erken aydınlandığı için güneş parıl parıl parlıyordu. Yine de sabahın o saatlerinde hafif bir serin esinti vardı. Gece boyunca görebildiğim kadarıyla Suruç’un oralarda biraz yeşillik vardı ve orayı geçince dağların arasında uzun bir yolculuk yapmıştık. Her taraf taş, kaya ve bozkır. İncecik bir yol, arada bir karşıdan gelen kamyonlar ve ben gecenin karanlığında bilmediğim bir geleceğe doğru yol alıyordum. Dağların arasında ilerlerken birden bire Urfa göründü.

Urfa’yı gördüğünüz anda Akabe boğazına girmişsiniz demekmiş, bunu sonradan öğrenecektim. Ve sonraki yıllarda Urfa’ya her dönüşümde birden bire Urfa’yı karşımda görünce “işte geldik” derdim ve bütün yorgunluğum geçerdi. Akabe boğazından yavaş yavaş inip garaja vardık. Garajda indiğimde buranın Urfa olduğunu ve son durağa geldiğimizi duyunca şaşırdım, korktum ve acaba geri dönüp gitsem mi hissine kapıldım. Çünkü etrafta gördüğüm, tepelerin yamacında mağaralar ve gecekondu tipli evlerdi. Üstelik bazı mağaraların önünde de insanlar vardı; mağaraya girip çıkıyorlardı. Orda yaşadıkları belliydi. “Ben nasıl bir yere geldim?” duygusu üzerime kabus gibi çökmüştü. Burada ben nasıl yaşayacaktım. Evet lüks villalardan gelmemiştim, evet bizim evimiz de neticede eski bir bağ evinden bozma, sağına soluna eklentiler yapılarak büyütülmüş bir evdi, ama yine de buradakilerden daha modern görünüyordu. Belki de yıllarımı geçirdiğim evim, güzel evim duygusu bana bu durumu yaratıyordu. Sonradan biraz uzakta Urfa kalesi olduğunu öğrendiğim bir kale görmüştüm etrafa daha bir alıcı gözle bakınca. Servis falan da olmadığı için orda duran bir reno steyşın arabaya yaklaştım. İçinde boydan boya bembeyaz bir zıbının içinde bir adam oturuyordu. Kalın bıyıklı, elinde sigara. Devlet Su İşlerine gitmek istediğimi, yerini bilip bilmediğini sordum.

Düşündü ve çok uzakta olduğunu söyledi. Ben de aldığım bilgiye göre şehre yakın olması gerektiği söyledim. Tekrar düşündü ve Tuğayın karşısında bir su işleri dairesi olduğunu, aradığım yerin orası olabileceğini söyledi. Meğer önce uzak dediği yer Atatürk Barajının şantiyesinin bulunduğu yermiş. Tuğayın karşısında dediği de benim aradığım yer. Beni arabasına aldı. Ve ben bilmediğim bir şehirde, bilmediğim birinin arabasıyla, bilmediğim bir yere doğru gidiyordum sabahın erken saatlerinde. Bir mezarlığın arasından geçtik; ürktüm. Nerden bilirdim ki yıllarca o mezarın içerisine defalarca gideceğimi ve arkadaşlarımdan bazılarının kendisini veya yakınlarının gömülmesini izleyeceğimi. Biraz daha gidince eski tarihi yapıların ve aralarında yeni ve çirkin görünümlü binaların olduğu bir yerlere çıktık. Meğer buralar memleketin kaçakçılık merkeziymiş. Kaçak getirilen her şeyin satıldığı pasajın önünden geçiyormuşuz. Bütün bunları tabi ki artık şoförlüğümden mihmandarlığıma geçen, bugün adını hatırlayamadığım o tanımadığım kişi anlatıyordu.

Biraz sonra şehrin son evleri de bitti ve yaklaşık iki km kadar sonra aradığım yere vardık. Şoförüm beni bekçi kulübesinin önünde bıraktı. Ücret sordum söyledi. O zamanlar garajda bu tip özel araçlar gelip taksi olarak çalışırlardı. Ücretini verdim ve bekçinin yanına gittim. Buraya tayin olduğumu ve göreve başlamak üzere geldiğimi söyledim. O da bana henüz mesainin başlamadığını ve saat yedi otuzda personelin geleceğini söyledi. Oturdum bekçinin yanında. Bana çay ikram etti. Böylece ilk kaçak çayımı içmiş oldum, beş Temmuz 1983 salı sabahı. Yaklaşık yirmiiki yıl kalacağım Urfa’da, sonraları kaçak çayı çok sevmememe rağmen, o gün ilk kez içtiğim o çayın tadını hala unutamadım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2349
Kayıt tarihi
: 27.05.08
 
 

Yıl 1960. Adana. Çığlık çığlığa geldim bu dünyaya, niyeyse? İlk, orta lise ve Çukurova Üniversitesi...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster