Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '08

 
Kategori
Haber
 

İğrenç oyun bir kez daha sahnede: Tercüman gazetesi Perihan Mağden’i hedef gösteriyor!

İğrenç oyun bir kez daha sahnede: Tercüman gazetesi Perihan Mağden’i hedef gösteriyor!
 

Geçen yıl bugünlerde, gazeteci Hrant Dink Şişli’de gazetesinin önünde cadde ortasında sırtından vurularak alçakça katledilmişti. Katil zanlısı ve azmettiren yakalandı. Ama onlar yakalandıktan sonra olan bitenler Dink’in aslında bir kere değil sayısız defa öldürüldüğünü ortaya çıkardı. Zanlıların yakalanmasından sonra hemen her gün ortaya çıkan bilgiler Dink’in bazı kesimler tarfından adeta güle oynaya ölüme yollandığını gösteriyordu. Önce Dink’e bir yazısından dolayı TCK’nın 301. maddesinden ceza verildi. Sonra bir yerlerde birtakım kişilerin yine o sözler nedeniyle Dink’i öldürme kararı aldığı, bu cinayetin işleneceğini mahallelisinden, akrabasına, istihbarat görevlisinden polis ajanına kadar herkesin çok önceden bildiği ancak hiç kimsenin tedbir almadığı anlaşıldı. Sanığı “yakalayan” güvenlik görevlilerinin cinayetin sanığının eline bayrak tutuşturup onunla hatıra fotoğrafı çektirdiği ortaya çıktı. Azmettirici konumunda gösterilen kişi, mahkemeye çıkarılırken yetmiyormuş gibi Nobel ödüllü romancı Orhan Pamuk’u öldürmekle tehdit etti.

Anlı şanlı adamlar, bu hunhar cinayete değil, Dink’in cenazesinde atılan sloganlara tepki gösterdiler. Sanıkları mahkemeye getiren aracın önüne bir aşırı sağ partinin sloganı olan “ya sev ya terket” çıkartması yapıştırıldı. Yetmedi, bir “türkücü” katili öven beste yaptı. Yani Hrant Dink’i öldürmekle kalmadılar, bu dünyada kalbinde azıcık vicdan taşıyan her insanı insan olduğuna pişman edip kusturacak iğrençlikler sahnelediler. Elbette geride kalan uğursuz yılın tek kurbanı Hrant Dink değildi. Benzer bir vahşet bir kez de Malatya’da sergilendi ve üç Hristiyan misyoner boğazlanarak öldürüldü. Çeşitli kiliselerin rahipleri yaralandı, kaçırıldı, çoğu ölümle tehdit edildi. Doğu Anadolu’da yirmi yıldan fazla bir süredir sürüp giden çatışmada ise sadece geçen yıl yüzden fazla asker şehit oldu, yüzlerce PKK mensubu öldürüldü.

Bir kan deryası içinde yüzüyoruz. Birileri bu deryadan tuttukları balıklarla geçiniyor işte. Bir vampir gibi kanla yaşıyorlar. Ölümsüz geçen her gün onlar için bir kayıp zaman... Kimse kimseyi öldürmezse elleri, kalemleri, klavyeleri kaşınıyor.

Bir bahane buluyorlar. Biri işlerine gelmeyecek bir laf mı etti, biri istismara açık bir yazı mı yazdı, hemen karanlık köşelerinden çıkıp bağırmaya başlıyorlar: “bunu kim susturacak!”, “kalkın ey ehli vatan!”, “falanca Türklüğe hakaret etmeyi sürdürüyor!”...

Gazetenin, derginin ya da internet sitesinin en görünen yerine o kişinin herkes tarafından tanınmasını sağlayacak kocaman bir resmini koyup zaten her zaman harekete geçmeye hazır cinayet şebekelerine sinyal veriliyor. Sözkonusu kurbana önce tehditler yağdırılıp hayatı karartılıyor, eğer kurban susmaz ya da ülkeyi terk edip gitmezse de bir gün bir yerde, bir şekilde canına kıyılıyor.

Zaten bu türden hiçbir siyasi cinayet “işlendiği anda” işlenmez. Herşeyden önce o eylemin hayata geçebilmesi için bir ortam gerekir, bu da bazı kesimlerce adım adım yaratılır. Hedef seçtikleri kişilerle ilgili çarpıtılmış bilgi ve iftiralarla bezeli asılsız suçlamaları sürekli gündeme getirip o kişileri günah keçisi ilan ederek müstakbel fiili katillere yol gösterirler. Basiretsiz devlet adamları, görevliler de duyarsızlık ve ihmalleriyle o cinayetin işlenmesine zemin hazırlarlar.

Bu suçlama ve iftira kampanyası gayet yasal biçimde, legal olarak yayımlanan gazete ve dergilerde, internet sitelerinde, yürüyüşlerde, mahkeme kapılarındaki protesto eylemlerinde dile getirilir. Bir kere bu ortam yaratıldıktan sonra artık tek ve basit iş tetiği çekmeyi gerçekleştirecek bir piyon bulmaya kalmıştır. O piyonu bulmak da bizim gibi ülkelerde bir büroya ofisboy bulmak kadar kolay ve zahmetsizdir.

Şimdi benzer bir süreç Radikal gazetesi yazarı Perihan Mağden için Tercüman gazetesi tarafından işletilmeye başladı. Gazetenin bugünkü sayısının birinci sayfasının en tepesinde Perihan Mağden’in büyük bir resmi ve “Bu çirkin kadına cevabı siz verin” manşeti var. Tercüman, Mağden’i birkaç gün önceki yazısında, Kırşehir’de bir grup öğrencinin kanlarıyla bayrak boyayıp Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a göndermesini ve onun da bu “bayrağı” kabul etmesini eleştiren yazısını bahane ederek alenen hedef gösteriyor. Bu tür kampanyaların nasıl sonuçlandığını az çok biliyoruz. Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Yargıtay üyeleri ve Hrant Dink de aynı biçimde, önce çeşitli kişiler ve basın organları tarafından hedef gösterilmiş ve akabinde katledilmişlerdi. Orhan Pamuk yurt dışına gitmeseydi belki de onun başına da benzer bir şey gelecekti. Üstelik Tercüman, Perihan Mağden, söz konusu yazısında şehitlerden hiç söz etmediği halde “şehitlikle alay etti” diyerek yazarın sözlerini açıkça çarpıtıyor. Gazete önceki sayısında da öğrencilerin kanlı bayrağını promosyon olarak verip bu yoldan satışını arttırmaya çalışmıştı.

Bu oyun hiç bitmeyecek mi? Biz bu kadarını hak edecek kadar lanetli bir toplum muyuz? Perihan Mağden’in olur olmaz her yazısına dava açan savcılar, onun yaşam hakkına yönelik bu tehdit için de dava açmayı düşünüyorlar mı acaba?

 
Toplam blog
: 431
: 3853
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..