- Kategori
- Güncel
İki peynirli, bir sade…

En tehlikeli hayvan hangisidir?.. Kaplan mı? Köpek balığı mı? Yoksa timsah mı?
Niçin tehlikeli bu hayvanlar? Bizi, afiyetle yiyip, suyumuza çorba içerler de ondan... Sanıyoruz, bu noktaya kadar kimsenin bir itirazı yoktur…
Peki, siz bir kaplanın evsel, kimyasal ve her çeşidinden atık üretip, yeraltı sularına bu atıkları “çaktırmadan” boca ettiğini gördünüz; ya da duydunuz mu?
Ya da kaplanın, ormanları yok edip, çölleştirdiğini?..
Ya da bir timsahın, ozon tabakasına karşı, inadım inat, delici-bitirici bir savaş ilan ettiğini?.. Gördünüz mü; işittiniz mi?.. Şöyle bir yoklayın belleklerinizi. Görmediniz değil mi? Ve hele hele, hiç işitmediniz. Bir kaplanın, yaşadığı yeri (bilerek, isteyerek, bilinçle ve sevinçle) kirletip... Sonra bu kirlilik içinde yetişen sivrisinekleri öldürmek için, kilolar dolusu ilaç, kıtalar dolu insan ve statlar dolusu alkış beklediğini, gören de olmamıştır; duyan da...
Milli [yani ulusal] Eğitim Bakanlığı’nın ilk ve orta dereceli okullara önermiş bulunduğu ünlü “<ı>tarihçiı>” Emin Oktay tarafından hikâye edilen “Kaplanlar Tarihi” adlı kitaba bakıyoruz; bu konuda hiçbir bilgi, tanık, belge ve bilimsel kanıt yok... Buna benzer bilgi, tanık, belge ve bilimsel kanıt, aynı “tarihçi” yazarın kaleme aldığı, “Köpekbalıkları Tarihi” ve “Timsahlar Tarihi”nde de yok. Peki siz, kedinin, günde sadece bir kez, “def-i hacet” eyledikten sonra, ürettiği bu “malzeme”yi, arka iki bacağı, tırnakları ve pençelerinin yardımı ile kendi bulunduğu yönün gerisine doğru iteleyip, toprağın derinliklerine doğru gömmeye çalıştığını… Ve sonra bu marifetini yeni baştan koklayarak, sözünü etmekte olduğumuz çevreci tavrını defalarca gözden geçirdiğini ve yeni baştan, yeni baştan kendi kedisel-atığı ile uğraşıp durduğunu... Herhalde ve hatta mutlaka görüp, duymuşsunuzdur...
Siz bir timsahın, sırf eğlence olsun diye ve diğer timsahlarla yaşadığı sorunların stresini atmak için, yaşadığı gölün kenarına pusu kurup, “avlandığını”... Ve göl kenarından geçen diğer komşu timsahların, stres atmakla meşgul keyifli arkadaşlarını görünce ona, - Rast gele timsah kardeş, temennisinde bulunduğunu hiç işittiniz mi? İşitmediniz. Biz de işitmedik.
Gelin şimdi de, İnsanlar Âlemi isimli ortak kültürel mirasımıza “çift tıklayıp” tefekkürümüzü biraz daha derinleştirelim… Konu derin. Durum hazin. Vaziyet vahim! Ve sonuç, mafiş!.. Peki, ne olacak? Bu düzen içinde, böylece, hiç umursamadan, omurgamızı biraz daha da esneterek umarsızca yaşamaya devam mı edeceğiz?.. Böyle gelmiş, böyle gidecek, diyerek; “boş-ver”ciliğimize anlamsız bir çentik daha mı atacağız?. Kimileri, bu türden gerçekleri görmemek için kafalarını boyalı televizyon dizilerinin içine sokacak, kimileri “ah”layacak, kimileri “oh”layacak.... Pireler berber, develer tellal olacak. Bize de her halde küçük bir istifa dilekçesi yazmak için a-dört kağıdı ile, bir adet kurşun kalem bulunacak. Sonra, böylesine bir “İnsanlar Alemi’nden istifa edenler bir araya gelecek ve “insanlığı” içine düştüğü bu alem durumdan kurtarmak ve kafalarında oluşturdukları tahta oturtabilmek için, omuz omuza, kafa kafaya, gönül gönüle bir mücadele başlatacaklar. Ve böylece… İki peynirli, bir sade... Sonra da, bana müsaade. Siz ne yaparsınız, bilmiyorum. Bilmeyi çok istiyorum. Ama bilemiyorum!..
http://www.soruyusormak.com/ http://www.dnm-ler.com/
Niçin tehlikeli bu hayvanlar? Bizi, afiyetle yiyip, suyumuza çorba içerler de ondan... Sanıyoruz, bu noktaya kadar kimsenin bir itirazı yoktur…
Peki, siz bir kaplanın evsel, kimyasal ve her çeşidinden atık üretip, yeraltı sularına bu atıkları “çaktırmadan” boca ettiğini gördünüz; ya da duydunuz mu?
Ya da kaplanın, ormanları yok edip, çölleştirdiğini?..
Ya da bir timsahın, ozon tabakasına karşı, inadım inat, delici-bitirici bir savaş ilan ettiğini?.. Gördünüz mü; işittiniz mi?.. Şöyle bir yoklayın belleklerinizi. Görmediniz değil mi? Ve hele hele, hiç işitmediniz. Bir kaplanın, yaşadığı yeri (bilerek, isteyerek, bilinçle ve sevinçle) kirletip... Sonra bu kirlilik içinde yetişen sivrisinekleri öldürmek için, kilolar dolusu ilaç, kıtalar dolu insan ve statlar dolusu alkış beklediğini, gören de olmamıştır; duyan da...
Milli [yani ulusal] Eğitim Bakanlığı’nın ilk ve orta dereceli okullara önermiş bulunduğu ünlü “<ı>tarihçiı>” Emin Oktay tarafından hikâye edilen “Kaplanlar Tarihi” adlı kitaba bakıyoruz; bu konuda hiçbir bilgi, tanık, belge ve bilimsel kanıt yok... Buna benzer bilgi, tanık, belge ve bilimsel kanıt, aynı “tarihçi” yazarın kaleme aldığı, “Köpekbalıkları Tarihi” ve “Timsahlar Tarihi”nde de yok. Peki siz, kedinin, günde sadece bir kez, “def-i hacet” eyledikten sonra, ürettiği bu “malzeme”yi, arka iki bacağı, tırnakları ve pençelerinin yardımı ile kendi bulunduğu yönün gerisine doğru iteleyip, toprağın derinliklerine doğru gömmeye çalıştığını… Ve sonra bu marifetini yeni baştan koklayarak, sözünü etmekte olduğumuz çevreci tavrını defalarca gözden geçirdiğini ve yeni baştan, yeni baştan kendi kedisel-atığı ile uğraşıp durduğunu... Herhalde ve hatta mutlaka görüp, duymuşsunuzdur...
Siz bir timsahın, sırf eğlence olsun diye ve diğer timsahlarla yaşadığı sorunların stresini atmak için, yaşadığı gölün kenarına pusu kurup, “avlandığını”... Ve göl kenarından geçen diğer komşu timsahların, stres atmakla meşgul keyifli arkadaşlarını görünce ona, - Rast gele timsah kardeş, temennisinde bulunduğunu hiç işittiniz mi? İşitmediniz. Biz de işitmedik.
Gelin şimdi de, İnsanlar Âlemi isimli ortak kültürel mirasımıza “çift tıklayıp” tefekkürümüzü biraz daha derinleştirelim… Konu derin. Durum hazin. Vaziyet vahim! Ve sonuç, mafiş!.. Peki, ne olacak? Bu düzen içinde, böylece, hiç umursamadan, omurgamızı biraz daha da esneterek umarsızca yaşamaya devam mı edeceğiz?.. Böyle gelmiş, böyle gidecek, diyerek; “boş-ver”ciliğimize anlamsız bir çentik daha mı atacağız?. Kimileri, bu türden gerçekleri görmemek için kafalarını boyalı televizyon dizilerinin içine sokacak, kimileri “ah”layacak, kimileri “oh”layacak.... Pireler berber, develer tellal olacak. Bize de her halde küçük bir istifa dilekçesi yazmak için a-dört kağıdı ile, bir adet kurşun kalem bulunacak. Sonra, böylesine bir “İnsanlar Alemi’nden istifa edenler bir araya gelecek ve “insanlığı” içine düştüğü bu alem durumdan kurtarmak ve kafalarında oluşturdukları tahta oturtabilmek için, omuz omuza, kafa kafaya, gönül gönüle bir mücadele başlatacaklar. Ve böylece… İki peynirli, bir sade... Sonra da, bana müsaade. Siz ne yaparsınız, bilmiyorum. Bilmeyi çok istiyorum. Ama bilemiyorum!..
http://www.soruyusormak.com/ http://www.dnm-ler.com/