- Kategori
- Sosyoloji
İlahi mekanizma

Resim, bir Erdal YAĞMUR üretimidir.
İstanbul’da yine alışılagelmiş bir trafik yoğunluğu olan bir sabah. Bismillah deyip arabama binmiş, sağ salim, zamanında işime gitme telaşındayım. Kontrolsüz kavşaklardan dualar ederek ve bekleyip hiçbir aracın olmadığından emin olarak geçtikten sonra, Avrupa yakasına geçmek üzere köprü yoluna giriyorum.
Bir araç, solumdan atıp, sağımdan emniyet şeridine hızla dalış yapıyor. Bir süre ilerledikten sonra, hemcinsleri, emniyet şeridini çoktan tıkadığı için, ani bir hareketle tekrar önüme dalıyor.
Sesleniyorum : “Günaydın beyefendi, neden sinyal vermeden ve tehlikeli bir şekilde önüme geçiyorsunuz?”. Karşıdan cevap geliyor : “Anneniz nasıllar, iyidirler inşallah. Ya değerli eşiniz nasıllar, selamlarımı iletin. Ha bu arada kızınız ya da kız kardeşiniz var mıydı sizin, onları unutacaktım az kalsın... ”
Zaruret gereği, yine aracımla İstanbul sokaklarındayım; evime ulaşma çabası da işin cabası. Yolun ortasında bir yaşlı karı koca kol kola girmiş yürüyorlar. Yaşlıların nasıl yürüdüğünü tahmin edersiniz. Baktım, yolun iki tarafında epey geniş yaya kaldırımı var ve yürümeye gayet elverişli olmasına rağmen, yaşam yönünden epey tecrübeli iki insan, yolun ortasında yürüyorlar.
Bir süre peşlerinden seyir ettikten sonra, dayanamayıp, gayrı ihtiyari kornaya basıyorum. İkisi de korkup sıçrıyorlar.
Yaşlı hanım bana bağırıyor : “Allah belanı versin!” Cevap veriyorum : “Hanım Efendi, ben kornayı size değil şu kaldırımda yürüyen kedilere çaldı; belki normale dönerlerde sizin gibi yolda yürürler diye!”
Cevap gecikmiyor : “Terbiyesiz! Allah belanı versin!”. Susuyor ve kendi kendime mırıldanıyorum “Allah belamı vermiş ki; sizin gibi insanlarla aynı ülkede yaşıyorum!”.
Bu arada onlar, beni inandıkları cehalet tanrısına havale ettiler ya, bende karşı dava açmakta gecikmiyor ve onları, her işini ilimle yapan benim inandığım Allah’a havale ediyor, yoluma devam ediyorum.
Bu şehrin, bu ülkenin, bu dünyanın yolları, yolsuzlukları, arları, arsızlıkları, bilinçleri, bilinçsizlikleri, kanunları ve kanunsuzlukları hakkında o kadar çok anılarım var ki; anlatmaya kalksam, bir kitap doldururum herhalde. Yukarıda ilk anda aklıma gelen bir iki trafik anımı sıraladım. Bu topraklar üzerinde yaşadığım sürece, inanıyorum ki böyle binlerce doğaçlamayı deney imleyeceğim.
Bununla birlikte; o kadar hızla değişiyor ki yaşam. Zaman, bir şeyleri katarken yaşam kültürümüze, bizi diğer canlılardan ayıran ahlaki değerlerimizi ise bir, bir alıp götürüyor elimizden. Cismimizi modern gösteren kıyafetler içerisinde, her gün biraz daha, canımız pahasına sevdiğimiz, değer verdiğimiz kadınlarımızı, kızlarımızı, bir birimizin ağzına sakız yapıp duruyoruz.
İçimizde yer eden şeytanı tatmin etmek için, başkalarının en yüce değerlerine saldırıyoruz. Hepimiz, en iyi şekilde Hakka inandığımızı iddia ederken, bir birimizin haklarını, bilinçli ve ya farkında olmadan yemeye devam ediyoruz. Kendilerini egolarına teslim edenler, ısrarla bu eylemlerine devam ederken; erdemli insanlar da boş durmuyorlar bu arada; kendilerine yapılan her haksızlığa Allah katında dava açmaya devam ediyorlar.
Bu yaklaşımlarıma; “Allahın adaleti var mı? Baksana, yapanın yanına kar kalıyor, Allaha havale etsen ne olacak ki?” tarzında, isyan içeren ve alışılagelmiş bir söylemle cevap vermeyi tercih edenler olacaktır. Onlara, boş vakitlerinde çeşitli müzeleri ziyaret etmelerini, oradan, bizden önceki ahlaki değerlerini yitiren yüzlerce kavimin sonları hakkında gerekli bilgileri edinmelerini tavsiye ederim.
İyi insanların ahları, ne kâğıt üzerine yazılan yazılarla, ne de zamanın uygarlığımızın kullanımına sunduğu elektronik haberleşme yöntemleri ile Allah katına ulaşmamaktadır. O ahlar, dünya kurulduğundan beri var olan ve bizim bu günkü bilgi birikimimiz ile anlamamızın mümkün olmadığı, gözle görülmez bir teknoloji ile arşa ulaşmaktadır.
Aynı, suyun nitelik değiştirerek, hidrojen ve oksijen formunda havaya yükselmesi gibidir bu. Ama göz ardı etmemek gerekir ki; havaya yükselen oksijen ve hidrojen gazları, dolu, kar ve yağmur olarak başımıza geri düşmektedir. Bu, kurulduğundan beri hiç aksamadan işleyen ilahi bir mekanizmadır. Tekerrürü tarihle ispatlıdır.
Hızla metalaşan ve aynı oranda etik değerlerini yitiren insan toplumu, bir kez daha ilahi mekanizmayı harekete geçirdi bile. Biz yalnızca çevremizde fark ettiğimiz sıra dışı değişikliklere isimler takmaya devam ediyoruz; “küresel ısınma” v.b. gibi. Bakalım süreç içerisinde başka ne gibi kavramlarla tanışacağız?
İnsan uygarlığını, nasıl bir son ya da başlangıç bekliyor acaba? Bakalım…
Sevgiyle kalın.