Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
721
 

İlişkilerde Etik

Hayatı yorumlarken ne kadar çok renkle karşılaşıyoruz değil mi? Neredeyse insan sayısı kadar bakış açısı vardır. Bunca çeşitlilik arasında tek başına yaşamak aslında kolay olanıdır. Zaten yalnız doğuyor ve tek başımıza ölmüyor muyuz? Ara dönemde -ebesinden imamına kadar- birçok insan hayatımıza girip çıkıyor. Kimilerinin adı sanı umurumuzda olmuyor. Bazısı ise cisminden bağımsız olarak şarkılarda, şiirlerde, arasıra önümüze çıkan küçük ayrıntılarda bizi etkilemeye devam ediyorlar. Mesela unutmak için uzak durmaya çalıştığınız bir insanı ansızın koridorda gördüğünüzde "Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya" şarkısıyla gözyaşı döküyorsanız, geçmişte bırakmaya çalıştığınız anılar kolay kolay yakanızı bırakmayacak demektir. 

Eskiden olsa ulaşılmazlığın da etkisiyle bizi duygulanım anlamında etkileyenler için "aşk" tanımlamasını kullanabilirdik. Ama artık ulaşılmazlık kavramının teknoloji ve postmodern iletişimin gereği olarak eskidiğini görüyoruz.. Bu yüzden "ilişki" tanımı tercih edilecektir. Hem böylesinin daha az külfetlidir. Çünkü "unutulmaz aşk" olabiliyor ama "unutulmaz ilişki" ifadesi gerçekçi olmaktan uzaktır. 

Yine de ilişki kavramının görünümlerini incelediğimizde bazı yorumlara ulaşabiliyoruz. İnsan ilişkileri bazı kuralların ışığı altında incelenebilir. Ahlak ve hukuk kuralları bunlardan bazılarıdır. Ahlak kurallarının maddi yaptırımı olmasa da hukuk kuralları devlet eliyle, zor kullanılarak insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemektedir. İnsan ilişkilerini etkileyen diğer bir kavram da etiktir. Etik kavramını erdemli davranışlar ile insanın tüm yapıp etmeleri olarak geniş bir yelpazede ele alabiliriz. Burada etiğin Sokrates'ten beri işlenen "erdemli davranışlar" anlamını kullanacağız. 

Devlet ya da toplum, insanın hür iradesini kısıtlayan kurumlar olarak insanlık tarihindeki yerlerini almışlardır. Buradaki kısıtlanma bireylerin kendi iyilikleri için, kendi rızalarıyla oluşturdukları bir sözleşmenin gereğidir. En küçük sosyal birimin aile olduğu ve ailenin çekirdeğini de kadın ile erkeğin oluşturduğu düşünülürse, bugün bizim "ilişki" dediğimiz iki kişilik sosyal yapıda da bireyin özgürlüğünü kısıtlayan bazı kural ve kavramların olması doğal karşılanabilir. Aradaki ince ayrıntıolan rıza faktörünü unutmamak kaydıyla tabi. Nasıl ki canımız istiyor diye yatakhanede yükses sesle şarkı söyleyemiyorsak, bir ilişkiyi yürütmeye çalışırken de tek başına yaşamaya nazaran bazı ek sorumluluklarımızın olacağını kabul etmeliyiz. Örneğin hayatımızda biri varken başkasına kur yapmamız erdemli bir davranış sayılmaz. Bu sadece toplumsal ya da partnerimizin tepkisi sebebiyle değil, kendimize olan özsaygımız nedeniyle de hatalı bir davranış olacaktır. Ya da uç bir örnek olarak; bir ilişki yaşıyorken başkasına kur yapmak, toplumsal ve partnerimizin olumsuz tepkisiyle karşılaşmıyorsa ve kendimiz de bundan rahatsız olmuyorsak bu durum sözleşme ihlali sayılmayacağı için ilişkinin devamlılığıyla ilgili sorun yok demektir. 

Başka bir örnekte; sıcak kanlı bir kişiliğimizin olduğunu farzedelim. Bu durumda üçüncü şahıslarla iletişimimizde partnerimizin ya da üçüncü şahısların flört etme olarak yorumlayabileceği sınırı iyi hesaplamalıyız. Çünkü bu sınırın ihlal edildiği sanısı partnerimizde bize dair bir sadakat sorusunu gündeme getirecektir. Gereksiz açıklamalarla uğraşmak istemiyorsak gereksiz davetiyeler de çıkarmamalıyız. 

Gece belli bir saatten sonra "sadece arkadaş" sıfatı veremediğimiz birinin partnerimizi telefonla araması da başka bir sorundur. Hatta "arayamaz mıyım?" tarzında bir hadsizlik sergiliyorsa burada ilişkiyi de bitirebilen ciddi bir sorun var demektir. Böyle bir travmayla karşılaşan ve gitmek isteyen partnere de kal diyebilmek için ciddi gerekçelerimiz ya da ikna yeteneğimiz olmalıdır. Aranan tarafın geç saate aranmasının yanlış olduğunu, arayanın anlayacağı dilde söylemesi beklenir. Aksi taktirde sözleşme bozulduğu için birlikteliği devam ettirmek anlamlı olmayacaktır. Ya da ilişkiyi bu olumsuz örneği sindirmeye her iki tarafın da razı olduğu bir düzeye indirgemek düşünülebilirse de, bu yeni detant durumu artık başka bir sözleşmedir. 

Dekolte giyim ve dozu da ilişkilerde başka bir anlaşmazlık konusunu oluşturmaktadır. Kadınlar tek başına iken sadece kendi kriterlerine göre giyinmektedirler. Kadının özlük hakları bağlamında düşünüldüğünde beğenilme dürtüsünün ne kadar öncelikli olduğu herkesin hemfikir olduğu bir noktadır. Dolayısı ile beğenilme uğruna nasıl davranılacağı, ödün verilip verilmeyeceği ya da ne ölçüde ödün verileceği tamamen kadının kendi insiyatifindedir. Burada bir sorun yok gibi gözüküyor. Ama bir ilişkinin tarafı olan kadının dekoltesi söz konusu olduğunda, partneriyle arasında zımni bir sözleşme olduğu kabul edilir. Özel olan kadının diğer erkeklerin dikkatini ne kadar çektiği parneri için her zaman önemlidir. Oysa garip olan; kadınların kıyafet ve makyaj konusunda genelde diğer kadınları hedef aldıklarıdır. Kadın bakış açısına göre erkek "bu güzelliğin sahibi olduğu için mutlu olmalıdır" gibi bir gerekçe öne sürülebilirse de erkeğin kadındaki bu güzelliğin sergilenme dozundan rahatsız olup olmadığı, erkeğe göre anormal ve sınır ötesi olan, başka erkeklere göre de davet olarak algılanabilecek bir dekolte gerçeğiyle barışık olup olamayacağı dikkate alınmalıdır. Kadının "beni bu halimle tanıdı ve sevdi" gibi bir savı öne sürdüğüne sıkça şahit olmaktayız. Erkeğin savunması ise "sevdiğim kadını başkalarıyla paylaşamıyorum" şeklinde olmaktadır. Burada aklımız agelen soru; "kadının dekoltesinin onu nasıl bir paylaşım materyali haline getirdiği" oluyor. Peki ne oluyor da kadını tanıyıp, sevip, sahiplendikten sonra eski halleri artık tolere edilmez oluyor? Burada bir samimiyetsizlik vardır ama nerede ve hangi oranda kimdedir? Ancak her halükarda dekolte sorununun çözümü isteniyorsa yeni bir sözleşmenin, yeni sınırların çizilmesi gerektiği düşünülebilir. İnsanları değiştirmeye çalışmak boş bir uğraştan başka birşey olmadığına göre, kadının razı olduğu bu yeni dekolte sınırının içine sinip sinmemesi önemlidir. Yoksa ilişkiyi kurtarmak gerekçesiyle devam etmeye çalışmak yeni ödünler vermek, yeni sorunlara gebe olmak anlamına gelir. 

Özetle bir ilişkide yukarıda sıraladığımız sorunlarla uğraşmak istemiyorsak artık iki kişilik davranmamız gerektiğine ikna olmalıyız. Aksi taktirde kendimizi iyi hissettirebilecek bir güzellikten, doğrularımızdan ödün vermemek adına vazgeçmek zorunda kalabiliriz. Buna değip değmediği ise içimizde bir sızı olarak uzun zaman kalabilir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eşini özgürleştirmemek, seni sahteleştirir, eşini özgürleştirmemek seni tutsaklaştırır.. özgür ve sahici olmak istiyorsan, eşini seni terketmek hakkını yani özgürlüğünü vereceksin.. o zaman yaşadığının gerçek olduğunu bilerek o ve sen ilişkisini yaşarsın, yani kocanın karısı, karının kocası, rol model olmaktan çıkar, bizzat varolmanın güzelliğini duyumsarsın.. ama bu bireysel özgürlük, özgür bir toplumda olur, dört tarafın yobazlıklarla, normlarla, dogmatizmle, rol modellerle ve gereklerle sarıldığı bir ortamda ancak sahtekarca bir düzeninin nesnesi olursunuz..

Erdal Aydın 
 28.07.2011 0:40
Cevap :
Belki "paranoyalarımızla barışık yaşamak" seçeneği de vardır. O zaman hayatınız çok kalabalık olmaz ama aynı dili konuştuğunuz azınlığın içinde huzur içinde yaşarsınız..Katkı için teşekkürler.  28.07.2011 17:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 164
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 642
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

1964 İstanbul doğumluyum. Bekarım. Çocuk hastalıkları uzmanıyım. Halkla İlişkiler ön lisans ve İk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster