Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ZEREN KEZİBAN KARAASLAN

http://blog.milliyet.com.tr/zerenkezi

13 Mart '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İnsan hallerinden bazı fragmanlar

İnsan hallerinden bazı fragmanlar
 

İnsanları tanımadan, gereğinden fazla değer verdiğimi söyler yakın dostlarım ve bu huyuma da kızarlar... Yavaş yavaş tanımak yerine onlar gibi, tam tersi davranırım... Çünkü maskeleri de tanımak gibi bir derdim var galiba gerekli olduğunu düşünüp... Bazen muhteşemdir maskeleri tanımak, insan yaratıcılığını, düşlerini umutlarını görürsünüz ilgimi çeker bu yüzden... Jung'un da 'persona' diye ortaya attığı bu sözcük mask anlamına geliyor... (Yunan tiyatrosunda aktörler oynadıkları rolün karakterlerini göstermek için bu maskları kullanırlarmış...) İlk zamanlar anlayamassınız bunu, hani Yılmaz Odabaşı'nın:"kendin ol/ kendin ol!/ sen buysan başkası ol" dizelerini okuyup maskedeki olmuştur çünkü... Ve bu maskeli halidir kendini size kabul ettiren... Ama nihayetinde maskedir, farkedilir kısa bir süre sonra mutlaka...(Jung personayı, dünyaya yöneltilen imge olarak tanımlar aslında..."Persona öz yapıyla uyum içinde değilse bir uyumsuzluk varsa çok geçmeden farkedilir" der...) Ve vay anam vay artık başlar sorunlar... O kendini lanse ettiği tanıdık ve size hitap eden hoş hali yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır... Karen Horney'in bahsettiği tedavi gerektiren hastalıklı kişiliği bile tarif edebilir gördükleriniz... "herkesi kullanmak, öte yanda kullanılmamak için yardım bile etmemek gibi hakka sahip olduklarını düşünür bu kişiler... Kendi çatışmalarıyla yüzyüze gelmekten korkarlar, sorunlardan 'yakayı sıyırma', onlardan kaçınma hakkına sahip olduklarını düşünürler.. Saldırganca ve yüklenmelerine göz yumulması için yıldırma çabalarına girerler... Çevresindeki insanlara ne yaparsa yapsın, hiç kimsenin, onun yaptıklarından rahatsız olmaması gerekir. Aynı isteğin bir başka şekli de anlayış isteğidir. Ne kadar huysuz ve saygısız olursa olsun karşısındaki insanların onları anlamaları gerekir..."(Bu kötü alışkanlıklarla yaşadıklarını hissediyor sevildiklerini zannediyor olmalılar zavallılar...)

"Arzusu yerine getirilemeyecekse bu yenilgi olacağından bir başarısızlık tehlikesiyle karşılaşmamak için bir çok ihtiyacını-istemini sıkı bir kontrol altında tutarlar... Zekidirler ama ruhsal konulardaki neden-sonuç ilişkilerinin kaçınılmazlığını görmeye gelince nasıl alıklaştıklarını, aptallaştıklarını görmek oldukça şaşırtıcıdır... Neden-sonuç ilişkisiyle karşılaşınca tartışma çıkarır, kafaları bulanır ya baştan savma bir tutum takınabilirler ya da pervasız ve sorumsuzdurlar... Kendilerini sevmedikleri için sevgiye inanmazlar ve zorunlu olarak sevgi gösterilerine kuşkuyla yaklaşırlar... Kendi kişisel güçlüklerinin baskısı altında kıvranmaktadırlar..."

Savrulup dururlar ordan oraya, maddenin gaz haliyle bütünleşirler sanki... Bu durumunu gördüğünüzü hissettiği, yukarda ki halleri en çok da size yansıttığı için bildiğinizi bildiği için, öfkeleri kronikleşir, tavırları düşmanlığa bile dönüşür... Gerçeğini bilmeyenlere ise kendi varlıklarını kabullettirmek için duyarlı, hassas, özenli yardım sever tutumlar sergilerler, yok olmamak için...(Tabii bir süreliğine yine..) Ama bu kurtulma çabaları yanlış işliyordur, yanliş yerlerdedir... Neyse bundan sonrasını ruh bilimcilere bırakıp konumuza dönelim biz...

"Demokrasi bir yönetim biçimi olmaktan çok bir ilişki biçimidir" ve "demokrasi inancı her şeyden önce başkasına saygılı olma kavrayışında anlatımını bulur" Afşar Timuçinin bu söylemiyle hümanizmanın ılık nefesine hep öncelik tanırım estet yapımla uyum içinde...Tripleks misali bir yapı gibidir ilişki derecem... Birinci derece özel ve güzel olanlara ayrılan en üst kat:

"İçe doğmanın coşkun fırçasında
Usta kaleminde çekici sesinde
Akılla duyguyu dengeye koyuşunda
İnsanı insan yapan büyüsünde
sevgi yoksa ben de yokum" dizeleri dökülebiliyorsa insanların gözlerinden, özel ve güzeldir benim için... Ve bekleyemem, özel şeyler oluşturmaya, güzel şeyler yaratmaya uğraşırım hemen... İlk kadın şair Enheduanna'nın şiirini okurum suk sık...

"söyle aydaki o şarkıcı
yankıya
Tekrarlasın benim
şarkımı sana"
Gerçekten değerli , koyduğum yeri hakeden biriyse, vermenin de almak kadar gerekli olduğuna inanıyorsa; Murathan Munganın Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren dizesindeki gibi hayatın da sanata dönüşü gerçekleşir bu ilişkide... Üretebilmenin gücü burada yatar...

Bazen de güzellikler sarhoş eder insanı... Bu yüzden olumsuz manzaralara da tanık olabiliyorum şaşırsam anlamasam da...Tabii, ikinci derece sıradan insanlara ayrılan orta kata indirilirler bu gibiler bir süre sonra...Sevgi, anlayanda çoğalır anlamayanda ise tükenir diye boşuna dememişler... Artık yalnızca hikayeler anlatırım pay çıkarsın diye, konuşur uyarırım yanlışları görsün diye ama özel ve güzel şeyler yapamam... Bekleyip farkında olmasına yardımdır yapacağım şey... Burada da kalabilir, ya da; Kişi için olgunlaşmanın, kendi içinde bir şey olmanın, dünya olmanın, bir başkası uğruna kendisi için bir dünya olmanın yolunda yüce bir fırsattır sevgi; kişiye yöneltilen alçakgönüllü diye nitelenemeyecek geniş kapsamlı bir istektir, bir kimseyi başkaları arasından seçip ötelere çağıran bir güçtür. Rilke nin anlattığı fırsatı görür ...Yakalamayı başarmak isterse gayret gösterip, özel ve güzel olan yere de dönebilir... Ya da birinci derceyi kaybetmenin verdiği kızgınlıkla yapıcı olmayan yıkıcı yollara başvurup alt kattaki arşive de de inebilir... Tabii bir de çöpe attıklarımız da olabiliyor, atmamak için dirensek de insan yanımızla ısrarcıdır kimi, illede çöplükteki yerimi istiyorum diye... Çünkü değersizliğine siz değil o inanmıştır...
İnsan halleri işte neylersiniz...Bazen çirkin kurbağayı öpersiniz masal gerçekleşir, bazen bakarsınız kurbağadır o yakışıklı prense/prensese dönüşmez ne kadar sıcak öperseniz öpün... Bazen yakışıklı prens/prenses, çirkin kurbağaya dönüşür ...Tabii prensliğini/prensesliğini koruyabilenler de var yaşamımızda çünkü prenstirler/prensestirler gerçekten...

Evet; kendi ontolojimiz içinde yaptıklarımızla anlamak anlamlandırmak davranışlarımızı ve hayatı..

Ve umutla düş yerine (umut ve düşte gerekli yaşamımızda tabii ki...) istek koymak, güçlü dönüşüm isteği yani... İşte o zaman personayla uyum içinde oluruz ki, maskelerin yansıması da güzel ve kabul edici olur belki de...
Neyse her şeye, her hale rağmen biz yine de Paul Eluard ın şiiriyle bitirelim bu yazıyı...

ASIL ADALET
İnsanlarda tek sıcak kanun,
üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.
İnsanlarda tek zorlu kanun,
savaşlara, yoksulluğa karşı
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme karşı yaşamalarıdır.
İnsanlarda tek güzel kanun,
suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.
Hep var olan kanunlardır bunlar,
bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar,
yayılır genişler, uzağa gider
ta akla kadar...
Çev:A.Kadir
Keziban Karaaslan

 
Toplam blog
: 35
: 573
Kayıt tarihi
: 18.02.09
 
 

Bağımsız bir yaşam sanatsız düşünülemez! diyen bir kaç yıldır Gaziantep' te yaşayan, kamuda çalışan ..