Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '07

 
Kategori
Psikoloji
 

İnsan hikayeleri 2 (devam)

İnsan hikayeleri 2 (devam)
 

Yine aynı rüyaya yatmıştı. Yıllardır gördüğü aynı rüya... Hiç sahip olamadığı küçük kızının saçlarını tarıyordu. Hiç sarılamadığı, koynunda sabahlayamadığı, o çok sevdiğinin kollarında dalıyordu en derin uykularına...

Bir sesle uyandı. Öylece baktı, sesi dinledi. Ses kapıdan geliyordu. Yavaşca, ürkekçe vuruluyordu kapı tokmağına. 'tık... tık... tık...' _"Özlem" diye fısıldadı. Zorlanarak ayağa kalktı.

Küçücük boyuyla kapı tokmağına parmak uçlarına basarak yetişiyordu Özlem... Küçük gözleri ağlamaktan iyice küçülmüş, iç çeke çeke kapının önünde öylece duruyordu, belli ki yataktan fırayıp gelmişti.

_"Ne oldu sana böyle, niçin ağlıyorsun küçüğüm?" diye sordu endişeli ve üzüntü içinde.

Özlem O'nun yıllardır tek ziyaretcisiydi. Bir kaç ev ötede oturuyordu. Annesi babası çalıştığı için çok küçük yaşta sorumluluklar almış, mahalleninin tabiriyle cin gibi bir çocuktu. Ev işlerinde yardımcı olur, sürekli sorular sorar, kimsenin dinlemediği hikayelerini dinlerdi. Sevdiği bölümleri defalarca anlattırır hiç sıkılmazdı.

Özlem, 'ne oldu' sorusuyla birlikte daha çok ağlamaya başladı. Öyle içten, öyle hıçkırıklar içinde ağlıyordu ki, içini acıtıyordu bu göz yaşları. İçeriye girmesini söyledi, sakinleşmesini bekledi. Ne mümkün, küçük kız ağlamakatan konuşamıyordu.
En sonunda bir kaç kelime dökülüverdi dilinden;_" Fikriye'ciğim, rüyamda sen ölmüşsün. Aç gözlerini dedim açmadın Fikriye'ciğim. Ölünce duymaz mısın beni?"

Fikriye'nin yıllardır ağlamaktan kurumuş göz pınarları nemlendi. İçi sızladı, onu bu kadar çok seven küçük kıza sıkı sıkı sarıldı...

_"Yarın bayram, anneme söyledim ilk sana geleceğiz el öpmeye. Sakın kapatma gözlerini Fikriye'ciğim" dedi içini çeke çeke küçük kız...

Henüz altı yaşındaydı ama ölüm dahil bir çok şeyin farkındaydı. Fikriye onu öyle iyi tanıyordu ki... Üç yaşından beri gözlerini açar açmaz ona koşup gelir bazı akşamlar annesi eve götürmeye bile çok zor ikna ederdi...

_" Üzülme sakın "dedi... "_Sakın üzülme, ölsem de, beni bir daha hiç göremesen de seni duyarım. Benimle hep konuş olur mu? diye ekledi...

Küçük Özlem'i sakinleşince gitti... Ve yine yanlızlığı ile başbaşa kaldı. Öyle eskiydi ki, öyle eskimişti ki... Neye dönüp baksa buğulu bir camın arkasındaymış gibi, belli belirsiz görüyordu.

Özlem... Özlem o'na özlediği, unuttuğu şeyleri hatırlatıyor gibiydi.

'Yarın bayram' diye mırıldandı... Sedef kakmalı aynası geldi aklına. Uyuyakaldığı kanepeye doğru yürüdü. Aynası yere düşmüştü. Elleri titreyerek aldı yerden... Kırılmıştı, paramparça olmuştu... Yüreği sızım sızım sızladı. Kalan bir parçaya baktı... Gözleri... O içinde ışıklar yanıp sönen, gözleri kalmıştı kırık parçada...

Sevgisine bir türlü inanmadığı Faruk, açtı kapıyı... _"ooo küçük bey bu ne ihtişam, ne şaşaaa, hangi güzel bayanın gözlerine iltifat edip saçlarını okşadınız bakalım bu gün?" dedi her zaman ki alaycı tavrıyla...
Faruk;_"Lütfen Fikriye her fırsatta canımı acıtmaktan zevk mi alıyorsunuz" dedi. Sözünü bitirmesine izin vermeden koşarak çıktı odadan. Faruk çok sabırlıydı, kendince bu küçük, şımarık kızı çok seviyordu. Ama Fikriye'nin onu sevmediği düşüncesi her geçen gün biraz daha acıtıyordu içini... Ve o bayram sabahı sezsiz sedasız çekip gitti...
Bu gidiş Fikriye'nin sonsuz yalnızlığına açılacak bir kapı olacaktı ve o bunu çok zaman sonra farkedecekti. O sevipte söyleyemediği, sevgisine inanamadığı küçük beyi ömrünün sonuna kadar, son nefesine kadar bekleyecekti. İçini yakan pişmanlığını ise hiç kimse bilemeyecekti.

Kırık aynasında kalan gözlerine baktı uzun uzun... Anılar ay çiçekleri gibi çevirdiler yüzlerini güneşe. Unuttuğu, unuttum dediği herşeyi tekrar tekrar yaşadı. Kalbi buna dayanamayacak kadar yaşlı ve hastaydı...

Devam eder mi?

 
Toplam blog
: 90
: 875
Kayıt tarihi
: 19.05.07
 
 

 Ama hayatın farkındayım. Hem güzel, hem acı. İyi midir farkında olmak? Yoksa iyi midir farkında ol..