​ İrtica tehditi / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '08

 
Kategori
Siyaset
 

İrtica tehditi

İrtica tehditi nasıl ortadan kalkar?

Başlıca amacı irticayı önlemek olan 28 Şubat 1997 olayından günümüze kadar tam onbir yıl geçmiş olmasına rağmen irtica, hala Türkiye'nin önde gelen tehdidi olarak görülmektedir.Bu durum, bir anlamda, onbir yıllık süreçte
irticayı önleme faaliyetlerinde yeteri kadar başarılı olunamadığının da bir göstergesidir.

Acaba diyor, insan; yasal ve hukuksal işlemler, irticanın önlenmesine yetmiyor mu? Yoksa irtica ile mücadele, dinle mücadele şekline mi sokuluyor?

Bundan şunu mu anlamak lazım?..Türkiye insanı, 85 yıllık modernleşme sürecine rağmen hala dinsellik, diğer bir deyişle, İslamlık kimliğini saklı tutarak, çağdaş bir vatandaşlık kimliğine ulaşamamıştır.Türk insanı, hala "Türk-İslam" sentezi şeklinde, soy(ırk) ve (din)İslam'ı birleştiren kimliğini, demokratik ve çağdaş bir anlayışla yaşayamamakta ve sentezdeki İslam kimliğini öne çıkarmaktadır.Ancak bunu kendisi değil, dini siyasete alet edenler yapmaktadır.Böyle olunca da dinin, siyasetten ve hukuktan soyutlanarak yalnızca "sosyolojik" alana aktarılması mümkün olmamaktadır.

Bu nedenle, Türkiye'de "din ve vicdan özgürlüğü" ve bu özgürlüğün getirdiği yaşam şekli, hiçbir zaman, tam anlamıyla, demokratik bir özgürlük olarak algılanmamış, çoğu kez, şeriat devletine yönelen siyasal ve hukuksal bir eylemin ilk adımı olarak kabul edilmiştir.Bu da, irticayı özgürlükçü bir ortamda demokratik yöntemlerle çözüme ulaştırmak isteyenlerin hevesini kırmıştır.

Cumhuriyet yönetimi, laiklik ilkesi ile İslam dinini bir "devlet dini" olmaktan çıkarmış ama sosyolojik alanda bir "halk dini" haline henüz getirememiştir.Aslında bunun için de fazla uğraşmamıştır.İşte bunun içindir ki, din Türkiye'de hala iktidara gelmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır.

Bu amaçla yani dini kullanarak iktidara gelen siyasi partiler, irticai faaliyetleri nedeniyle peşpeşe kapatılmalarına rağmen yine peşpeşe yenileri kurulmaktadır.Siyasi partiler, toplumun kümeleşen istekleri doğrultusunda kurulmaktadırlar.Dinsel ideolojiyi ilke edinmiş partiler kapatılıyor ama bu partilere oy verenler değişmiyor...(Aynen
PKK terör örgütü destekçisi partiler gibi...Onların da biri kapanıyor, isim değişikliği yapılarak bir yenisi kuruluyor...Hatta o kadar ki, mevcut parti daha kapatılmadan, ilerde kapatılır düşüncesiyle yeni kurulacak partinin hazırlığı yapılıyor.)

Peşpeşe kurulan ve peşpeşe kapatılan bu partilere yönelik hukuksal işlemler yapılırken, bu partilere oy verenleri de aydınlatmak gerekir.Laiklik ilkesi, bir devlet idelojisi olmaktan çıkarılmalı ve bu ilke, bu partlere oy verenlere kadar uzatılmalıdır.Bu partiye oy veren insanlarımıza "öteki" muamelesi yapılmamalı ve onların da bu ilke doğrultusunda eğitilmeleri sağlanmalıdır.İslam dini ile laikliğin arasında bir sorun-kavga olmadığı onlara anlatılmalıdır.Bu da yapılmamaktadır.Çünkü din ve laiklik konusunda yapılan bütün söyleşilerde sağduyu hiçbir zaman bulunmamakta ve her zaman kavgacı bir tavır sergilenmektedir.

Görüldüğü gibi bütün kavga, dinin irtica ile laiklik arasında sıkışıp kalmışlığından kaynaklanıyor.Çözüm, dini bu sıkışıp kalmışlığından kurtarmak, dini siyasal ve hukuksal zeminden sosyolojik bir alana taşımaktır.Böylece, dinin,
irticaya yönelen aşırılıklarının da önüne geçilmiş olur.

cdenizkent

 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..