- Kategori
- Güncel
İşin sırrı

Bitmişti işte. Öğrenciliğin saltanatı bitmiş, yerini işsiz kalma korkusunun her beş dakikada bir kendini hatırlattığı, kronik taşikardili bir bekleyiş almıştı. Üstelik benim öğrenciliğimin bitmesi bir şeyi değiştirmiyordu. Evde yine, yeni bir üniversite öğrencisi vardı. Madden desteklenmesi gereken taze bir öğrenci.
Mezun olan arkadaşlarla yapılan sohbetler de doğal olarak iç karartıcıydı.
- KPSS nasıl geçti?
- Fena değil, ama taban puanlar çok yüksek. Üstelik topu topu 50 öğretmen alınacak felsefe grubuna.
- Püf …
......
- Akademik kariyer mi yapsam acaba?
- Dil – tarihte en son ne zaman kadro açıldığını hatırlayan var mı?
- Off…
……
- Dansla bu işi ne kadar idare edebilirim?
- Diplomanı da çerçeveletip antreye asarsın artık. Ya da eşofmanlarının arkasına baskı yap:’Felsefeci Dansçı’
- J
……
- Babamın bir arkadaşı özel okul açıyor Antalya’da. Ne dersin senden bahsedeyim mi?
- Bahset. (Birazdan unutursun nasıl olsa L)
……
……
- Alo Emel Hanım’la mı görüşüyorum?
- Evet, buyurun benim.
- Hemen diplomanızın, formasyon belgenizin, nüfus cüzdanınızın birer adet…….
…..
…..
15 Eylül 2003, Pazartesi
Daha önce bu kadar heyecanlandığım başka bir gün olmamıştı. O sabah uyandığım gün, hayatımda yepyeni bir dönemin başlangıcıydı. Artık mesleğe başlamıştım. ‘Elini, ayağına koyacak yer bulamamak’ deyimi o gün benimle tam anlamını bulmuştu. Meslekteki ilk günüm, okuldaki ilk günüm, şehirdeki ilk günümdü. Bir an önce çocuklarla kaynaşmak, diğer öğretmen arkadaşlarla tanışmak istiyordum. Benim dışımdaki herkes daha önceden tanışıyordu. Üstelik çoğu Antalyalı geri kalanlar da yıllardır Antalya’da yaşayan insanlardı. Kendimi çok yabancı, acemi, korkmuş hissediyordum.
Büyüyünce ne olacaksın sorununa verdiğim cevap hiç değişmedi çocukken. Öğretmen olacaktım. Okul tatil olunca, özellikle de yaz tatillerinde, iki gün sonra ağlamaya başlardım, ben okulumu özledim diye.
Evet, artık yıllardır dillendirdiğim amacıma ulaşmıştım. Hem iki aylık sıkıntılı bekleyiş (işsizlik) bitmişti, hem de eğitimini aldığım mesleğimi icra etme sırası bendeydi artık.
24 Kasım 2008, Pazartesi
Bugün Milli Eğitim Müdürlüğü’nce hazırlanan törendeydim. Bu yıl emekli olan öğretmenler adına bir öğretmenimizin yaptığı konuşma, ben de dâhil olmak üzere pek çok dinleyiciyi ağlattı. Cumhuriyete, Atatürk devrimlerine sıkı sıkıya bağlı, öğretmeye aşık bir öğretmenin haykırışıydı. Daha sonra bu yıl adaylıkları kalkan genç arkadaşların yemin töreni vardı. İşte o zaman hatırladım yine ilk yıl yaşadıklarımı, yemin ederken ne kadar gururlandığımı. Bir çırpıda geçivermiş 6 yıl. Klasik gelebilir ama ilk senenin heyecanıyla geçti tüm bu zaman. Öylece de geçecek sanırım.
Öğretmenseniz en iyi bildiğiniz şey sevmek olmalı. Sabırla, karşılıksız sevmek. Önce çocukları, sonra kendinizi, tüm insanları, doğayı, işinizi, bilimi, Atatürk’ü, ülkenizi sevmeniz lazım.
Bugün gözleri ışık saçarak gelen mezun öğrencilerim verdi en güzel hediyeyi. Gösterdikleri vefa, onlara sevmeyi, yani işin sırrını öğretebildiğimizin en önemli göstergesiydi.
Öğretmenlerin sıkıntılarıyla ilgili, eğitim politikası, değişen müfredat, işlevsel olmayan ölçme değerlendirme yöntemleri, rehberliğin önemi, kadrolaşma gibi pek çok konu var yazılması gereken. Ama bugün yalnızca duygularımı paylaşmak istedim, yalın, abartısız.
Başta kendi öğretmenlerim olmak üzere, tüm öğretmen arkadaşların gününü kutluyorum.
Emel Özkan