- Kategori
- Deneme
İstanbul'da yaşam ve kübik(!) sermaye
Taksim, Taksim... Şu dünyada süperegonun kalktığı nadir yerlerden biridir Taksim. Her çeşit insanı, her haliyle barındırır. Birbirine zıt hayatlar yanyana durur, omuz omuza yürür gider İstiklal Caddesi'nde. Biri diğerine yan bakmadan. Arasıra tinercisi, teşhircisi, abazası, dallaması da figüranlık yapar ama ana tema hep aynıdır; çeşitlilik.
Bu akşam da şehrin rengarenk ışıklarının içinden geçip evin yolunu araken iki satır mola vereyim istedim hayata. Harbiye'den geçerken sağda kaldırımda stereotipik hareketler yapan travestiyi esgeçiyoruz. Kim ne derse desin hayata bakışları ciddi duyarlılıklarla doludur bu arkadaşların. Sınır tanımayan, gözüpek, birçok erkekten daha erkek, bir o kadar sevgi dolu insanlar olduklarını söylersem eminim bana katılan çok kişi olur. Hayatımızın "normal" kavramını tekrar sorgulatan insanlardır onlar. Neyse Harbiye'de kaldılar, biz devam ediyoruz.
"Nişantaşı" ve "simgesel iletişim" birbirini tamamlayan sözcüklerdir bana göre. Belki bu bendeki bir algı kusurudur ama Nişantaşı'ndaki insanlara baktığımda onları tamamlayan , eşlik eden o kadar çok şey görüyorum ki. Arabası, dikkat çekici takıları, dekoltesi, ille de son moda giyim kuşamı ile hep farkedilir bu semtin sakinleri. Eleştirel anlamda söylemiyorum. Farklılıklara son derece saygılı bir insanım çünkü. Tarz meselesi olarak bakıyorum. Belki de daha çok dikkat çekeni; arasıra Nişantaşı'na gelip, buranın sakinlerine benzemeye çalışan, bu benzeşimi de bir "kendini ifade tarzı" olarak algılayanlar. En iyi taklit aslı kadar güzel olamıyor çünkü. Yine de Nişantaşı'nda benim gözlerim şehir yaşamına dair güzel şeyler görüyor. Kadınların yollarda taciz edildiği semtleri düşündüğümüzde buradaki güzelliği siz benden daha iyi fark edersiniz.
Bir İtalyan kafesinde buluyorum kendimi. En cool (ne demekse) tavrımla içeri süzülüyorum. Köşede küçük bir masa bulup bu satırları yazmaya koyuluyorum. Az ötede genç tayfa neşeli bir sohbete dalmış. Kızcağızın biri kahkahayı basınca bademciklerini ve küçük dilini görüyorum. Neyse başka tarafa çevirelim kafamızı. Bu sefer de yüz desibel şiddetinde başka bir kahkaha ile kısa bir çarpıntı nöbeti geçiriyorum. Aman efendim eğlensin gençler. Gerisi o kadar önemli değil. Sonra mazallah politikayla ilgilenirler; hayatı, toplumsal olayları sorgulamaya kalkarlar. Aman Allah saklasın. Sonra küresel sermayeye ne hesap vereceğiz?.. Tamam tamam sustum. Hatta ağzıma şuradan bir tutam acı biber süreyim. Şimdi bu İtalyan kafesinde de yoktur ama. Neyse ben bulur, kendi ellerimle sürerim. Söz! Dahası garanti olsun diye bundan sonra "küresel" sözcüğünü de kullanmayacağım. Onun yerine mesela "kübik" sözcüğünü seçiyorum. Evet evet. "Kübik" sermaye. "Kübizm" akımı gibi. Bu sefer de Picasso'nun kemiklerini sızlatmam umarım. Of yahu. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Kimseye de yaranılmazki bu dünyada.
Neyse siz uslu uslu yaşayın bu güzel şehirde. Yaşayın ve vadeniz dolunca da paşa paşa hakkın rahmetine kavuşun. Sakın fazla düşünmeye, sorgulamaya, adam gibi adam olmaya falan kalkmayın. Yoksa öcü Big Brothers amcalar gelir, sizi ham yapar!