Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
40
 

İstanbul

Dinlenmeye vakit bulamayan şehir İstanbul.

Neresinden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Her sabah başka bir yerde uyanıyorum sanki. İstanbul yeditepe diyorlar. Artık şehrimin her yeri onlarca tepe oldu.

Salacak da otururken fark ettim Kız Kulesini, Kadıköy’e yürürken gördüm boğazın o insanı benliğinden çıkaran sesini buğusunu kokusunu. Varınca Kadıköy sahiline Moda Kalamış Fenerbahçe derken o güzelim maviliğin üzerinde dört kardeş irili ufaklı Kınalı Burgaz Heybeli Büyükada yayılmış güneşleniyorlar.

Bir sabah kendimi Beylerbeyi sarayı önünde otobüs durağında gördüm. Sahil boyunca yürüdüm. Karşıma inanılmaz yalıları ile Çengelköy, yeşilliği kendine örtü yapmış içerisine mor salkımlar serpiştirmiş büyüsü ile Emirgan. Denizin diğer kıyısında gençlerin eğlence mekanları sabah akşam sönmeyen ışıkları ile Ortaköy, Bebek. Devam ettikçe gerdanında neler barındırdığına şaşırıyorsunuz.

Havanın kokusu değişiyor birden anlıyorum ki boğaz turum artık bitiyor, sanki daha bir doğa içerisine giriyorum etrafım artık sırf yeşil örtü değil aralarında çiçekler böcekler ve ağaçlar belirmeye başlıyor, bir diğer taraftan kuş cıvıltıları yüzyıla meydan okumuş duvarları görüyorum su kanalları ile Anadolu Hisarı karşımda.

Başka bir sabah gözlerimi Tevfik Fikret’in Aşiyan daki evinde açıyorum. Üzerinde her lise öğrencisinin hayali Boğaziçi Üniversitesi. Kocaman muhteşem bir bahçe içerisinde bir sürü genç.

İlerliyorum önüme Rumeli Hisarı geliyor. Denizin rengi koyulaşıyor, balıklar çoğalıyor, martılar karabataklar derken önümde yılların rakı roka balık üçlemesi ile Tarabya geliyor. Aklımdan annemlerin hatıraları hikayeleri geçiyor. Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy, Adnan Şenses geliyor.

Sağımda kocaman heybetli yalılar, konaklar. Artık her biri ülke konsolosluğu olmuş, İstanbul’un ne kadar muhteşem olduğunu hatırlatıyor. O kadar ünlü ve meşhur olmalı ki, her ülke burada bir elçi bulunduruyor. Dünya üzerinde bulunan iki kıtayı birleştiren başka neresi var?

Bir sabah kendimi Sarıyer de balık tutarken buluyorum. Boğazın son noktası, balıkçıların ilk noktası. Yunusların yuvası, sakinlik dinginlik isteyenlerin buluşma noktası.

Bir sabah kendimi tarihi yarımada da uyanmış elimde fotoğraf makinesi dolaşırken buluyorum.

Mimarisi, büyüklüğü, ihtişamından dolayı sanat dünyasının gözdesi olan Ayasofya Müzesi, müze olmanın yanında ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Yerebatan Sarnıçı, şehirin göbeğinde yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri olan Kapalı Çarşı, konumu sayesinde Haliç Boğaziçi ve Marmara Denizini gören inanılmaz manzaraya sahip dünyanın en eski sarayı Topkapı Sarayı, altı minaresi ile İstanbul’a hakim heybeti ile büyüleyen Sultanahmet Camii, yokuş aşağı sağlı sollu her çeşit kıyafet takı eşyanın satıldığı Mahmutpaşa, anlamı iki çarşının birleşmesi olan en büyük aktar olarak bildiğimiz Mısır Çarşısı hangisinden başlamalıyım bilemiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

istanbul'da yağmurun rengi mavidir der süheyla açar...

die stimme des mondes 
 16.07.2015 12:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 52
Kayıt tarihi
: 02.03.15
 
 

beynimin içinde amaçsız dolaşan harfleri bir araya toparlayıp önce kelimeler haline getirmeliyim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster