- Kategori
- Deneme
Bir sevgili(1)

Artık çizimlerimle de tanışma vakti geldi...
“Hocam siz Milliyet Blog yazarı mısınız?”
Evet, öyleyim.
Beni internetten araştırdığınız vakit karşınıza ilk çıkacak özelliğim blog yazarı olmak! 8 yıl önce Rotaryan olarak çıkardım karşınıza, sonrasında Facebook ve Linkedin hesabımla ön plandaydım. Nihayetinde özüme dönüp BLOGGER olarak karşınızdayım.
19 yaşında çizgi süper kahramanım John Daygon’un çizgi romanını yazarken ne kadar zorlandığımı fark edince başladığım bir şeydi yazmak! O zamanlar kelimenin sihrini daha keşfetmemiştim. Sadece cümleler üzerinde gezinmeye çalışan eğitimsiz bir serüvenciydim bundan tam 25 yıl önce! Öte yandan o kadar da yabancı sayılmazdım; sevgiliye –çoğunca hayaldeki- duygular boyunca şiirler döşeniyordum. O kadın için methiyeler, güzellemeler ve hüsnü tahliller yapıyordum; ne de olsa edebiyat dersimde gayet iyiydi. Hani aşık olamıyordum ya, yani duygularımı denetleyemeyip ne yaptığımı bilmeden, sadece göğsümde ağrı bırakacak bir yoğunlukla yazıyordum. Hayali sevgili burnumun direğini kırıyordu ama ben bir türlü ona yaklaşamıyordum.
Yaza, yaza şekillendirmeye çalışıyordum onu. O kimdi nasıl bir insandı, ne kadar güzeldi ve beni benden alıp götürecekti!
Yazdıkça cesaretim artıp kadınlarla daha açık konuşmaya başladım. Kendimi açtıkça kadınlar bana ulaşmaya başladılar. Eskiden kafamın dikine gidiyordum. Ama artık kafamı kaldırmaya başlamıştım. Meğerse kadınların bakışları etrafımdaymış. Yine de çok zordu çünkü benim istediğim sonsuz aşktı! Ama hayatıma yepyeni bir şey girmişti: sevişmek!
Hem yazıyor, hem oynuyor, hem de sevişiyordum. Yepyeni piyesler yazıp yönettim. Duygularımı yazdıkça kadınlara sınırsız ulaşıyordum ve tıpkı Ahmet Altan gibi ulaştıkça, daha net ve gerçek yazabiliyordum duygularımı ve onların duygularını! Ve böylelikle birbirinden farklı, yeni duygulara ulaşabiliyordum. Biraz karmaşık ama gerçeğinde basit bir arama süreciydi o sevgiliyi!
Beni okuyan kadınlar, hayatımı merak ediyorlardı ya da daha çok nasıl bir erkek olduğumu? Yaşadığım duble hayatın da etkisi büyüktü; gündüz bileği bükülmeyen bir mühendis, geceleri barlardan çıkmayan şair bir dansçı! Sadece kadınlar değil, erkekler de o kadar hızlı dans nasıl ettiğimi merak ediyorlardı. Ve şayet keyfim yerindeyse ve yanımda tefim de varsa, o şarkıları mikrofonsuz bağıra bağıra nasıl hem söyleyip hem de dans ettiğimi!
Her iki işimde de ciddiydim!
Evet, etrafımda kadınlar oluşmuştu ama ne hikmetse, o kadar yazmama, etmeme rağmen o kadınla karşılaşmamıştım bir türlü!
Evet, birisi ölüme yakın bir his uyandırsa da, karakter anlamında, hayalimdeki masumluğu bana verememişti. Ve anlıyordum ki yaşadığım o hayat keza masum bir hayat değildi artık! Ve ne yaparsam yapayım, o şekilde yaşarsam hiçbir zaman bulamayacaktım onu!
Artık yazmak için ilham beklemiyordum. İlham her vakit içimdeydi. Ve özellikle hayalimdeki o kadın en büyük etkendi yazmama ve bir de YALNIZLIK adında yanımda ikinci bir kişiyi keşfetmiştim.
O hayattan uzaklaştıkça bu sefer de yalnızlık hüküm sürmeye başladı hayatımda. Evet, döşediğim tüm methiyeler güzeldi ve eşsizdi ancak ben de gerçek hayatta eşsiz ve bir taneydim. Yıllar boyu süründüm desem yalan olmaz! Arayışlarım yılda bire, hormonlarıma yenik düştüğüm yaz aylarına tekabül ediyordu!
Ve bir gün bu arayışlara dayanamayıp evlendim. O güne kadar tanıştığım kadınlar arasında en iyi kalpli olanıyla evlendim ve bu sefer farklı bir şey denedim. Kendim gibi iyi niyetli bir kadın buldum ve en az benim kadar yalnız! Ve yazmamı, dans etmemi destekliyordu