Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
488
 

İşte öyle bir şey III - Sabah telaşları ve işkence

İşte öyle bir şey III - Sabah telaşları ve işkence
 

Sabah telaşları ve İşkence

dinsdag 13 december 2005

9:08

Çoktandır görülüyor hissediliyordu. Birkaç aydır giderek artan bir biçimde Casper merdivenleri inmek istemiyordu. Bu durum Casper'ın merdiven çıkmak istememesiyle başladı. Aşağı kolay iniyor ama yukarı çıkmakta zorlanıyor, bütün gücüyle karşı koyuyordu. Önceleri konuşarak, biraz itekleyerek her seferinde değişik bir şeyler bularak çıkarmayı başarıyorduk, örneğin dış kapıyı çarptırarak kendisinde alışkanlık yaratmaya yöneldik. Başta bu metot etkiliydi ama birkaç hafta sonra başarısızlığa mahkum oldu. Şimdilerde Casper’ı itekleyerek, boynundan biraz çekerek merdivenin ilk basamağına adım atmasını sağlıyoruz. İlk adımını attıktan sonra da kendisi basamakları tırmaıyor. Casper merdiven çıkmakta zorlanıyordu ama merdivenden inmede her hangi bir sorunu yoktu. Sonraları merdiven inmesi de problem olmaya başladı. Son günlerde kandırarak bu da yetmezse boynundan çekerek merdiven başına getiriyor ve ilk adımını attırıyorduk. İlk adımdan sonra kendisi aşağıya iniyordu.

Ve bu sabah korktuğum başıma geldi; Casper şiddetle merdiven inmeye karşı koydu. O’nu ilk defa böyle gördüm; Dört ayağı da önde, sanki fren yapıyor, homurdanıyor, merdiven başına gitmemek için her fırsatı deniyordu. Filiz elinde bir kilimle yukarı geldi; hem de bekleme odasında hastaları varken. Kilim bir işe yaramadı. Ben teslim oldum ve bilgisayarın arkasına geçtim, belki Casper sakinleşir diye: Yoksa sakinleşmesi gereken ben miydim!!! On dakika sonra Filiz elinde ince uzun bir koridor kilimiyle yeniden oturma odasına geldi. Kilimi yeniden yere sardık. Casper kayıp! Mutfaktaydı. İte kaka yerinden hareket ettirdim ama hemen yatağına gitti. Birkaç bisküvi elime aldım ama nafile, bana mısın demedi. İlk bisküviyi verdim, yedi ama gene bir sonuç yok, kaçıyor. Tenis topuna hastalık derecesine bağlıydı ve her zaman oynamak isterdi. Topunu aldım, değişik şaklabanlıklarla Casper’ı yerinden kaldırdım. Başardığım tek şey koridora çıkmasını sağlamak oldu ama topunu kapınca hemen geri kaçtı. Yeniden deneme ve gene ayni sonuç. Bu dört kere tekrarlandı. Ben sinirlendim, çaresizlik işte. İnsan çaresiz kalınca sinirleniyor.

Şimdi ben bunları yazarken o yatağında uyuyor. Bakalım kim kazanacak? Bizim kazanmamız zorunlu ve şimdi beklemedeyim. İhtiyaçlarını görmeyeli 17 saat oldu. Acaba sidik torbası patlar mı, kakasını ne yapacak? Sonuçta bu bir işkence, ama kim ona bu işkenceyi uyguluyor? Ben mi, biz mi yoksa kendisi kendisine mi? Kim sorumlu bu durumdan, biz mi? Bu durumun ortaya çıkacağı önceden belli değil miydi? Benim ittirip çektirerek merdiven indirip çıkartmamın korkusunun artmasında bir rolü hem de çok önemli bir rolü olmadı mı?

Şimdi o yatağında ben bilgisayarın arkasında. O kasıkları bağırsakları patlar durumda uyumaya çalışıyor ve uyuyor ben ise bu satırları yazıp niye bu durumun ortaya çıktığını düşünüyorum. Paradoksal değil mi???

Ben hiç işkence görmedim ama hep merak ettim: insan nasıl işkence yapar, işkence öncesinde, esnasında ve sonrasında ne düşünür kendisini nasıl hisseder? O da işkence sonrasında masasına oturup neden istediğini başaramadığını mı düşünür, nerelerde hata yaptığını, hangi yöntemleri uygulamasının daha efektif olduğunu, hangi daha farklı yöntemler uygulaması gerektiğini mi? İstediğini elde edince nasıl sevinir, nasıl güler, nasıl şakalaşır?

İşkence sonrasında nasıl eve gidiyor, varsa eşi ya da çocuklarının bugünün nasıl geçti sorusuna ne yanıt veriyor? Bugünüm yoğun ve yorucu geçti derken ne düşünüyor? Nasıl gülebiliyor, hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranabiliyor?

Belki O da işkence sonrasında çaresizlik içerisinde kıvranıyordur. Çaresizlik zor, insanı sinirlendiriyor ve daha acımasız ve katı davranışlara sürüklüyor sanıyorum.

Bu yaz birlikte gittiğimiz bisiklet tatilinde Aydın’a biraz da tereddüt ederek sordum: Sana işkence yapanları tanıyor olsan ve onlarla karşılaşsan ne yaparsın, dedim. Yüzü karmakarışık oldu, böyle bir soruyu hiç beklemiyordu sanıyorum. Hemen yanıt vermedi, işkencecilere kızıp küfürler savururken biraz da düşündü sanırım. Verdiği yanıtı hiç beklemiyordum: 'Bunu hiç düşünmedim. Bilmem ama herhalde bir şey yapmam, bir tepki göstermem' dedi. Bana sorsalardı böyle bir soruyu, çok sert bir tepki verirdim diye yanıtlardım herhalde. Ama ben hiç işkence görmemiştim. Aydın’ın duyduğu nefret mi azalmıştı, artık kızmıyor muydu yoksa, affetmiş mıydı onları, başından geçenleri ve işkencecileri unutmuş muydu, işkencede ölen yüzlerce kişi, sakat kalan binler, cezaevlerinde ve dışarıda en güzel yıllarını geçiren onbinler, yüzbinler bir anlam ifade etmiyor muydu ona? Tam tersine hala nefret doluydu, işkencecileri ve kendisine yapılan işkenceyi yeni yapılmış gibi belleğinde tutuyordu, dört generalin yaptıkları ve toplumun onları desteklemesi, desteklemeyenlerin ses çıkarmaması, çıkaramamasının verdiği acının tazeliği bu konuları konuşurken kasvetli bir hava yaratıyordu. Vücudunun çeşitli yerlerindeki işkence izlerini, meme uçlarındaki elektrik kablolarının yarattığı tahribatı bana gösterdi. Ona ben sormuştum. işkencenin izleri duruyor mu diye? İşgüzarlıktı benim yaptığım. İzlerin hala durduğunu biliyordum, Hollanda' ya yeni geldiğinde af örgütünün doktoruna birlikte gitmiş, tercümanlığını yapmıştım. Ona yapılanların ayrıntılarını bilmeme rağmen şimdi hiç bir şey hatırlamıyorum. Ya da hatırlamak istemiyorum, bir yerlere sakladım gibime geliyor. Aydın 3 aydan fazla bir süre emniyette bir hücrede kalmıştı.

Bunların üzerinden 25 yıl geçti. İnsan çektiği acıları unutuyor ya da unutmak istiyor ama bunu başarmak kolay değil. Belki en doğru olanı, çekilen acıları unutmak değil, acılarla birlikte yaşamasını öğrenmek, bunu başarmak.

Ne zamandı şimdi tam olarak hatırlamıyorum, 2 yıla yakın bir zaman oldu herhalde. Bizim evdeyiz; Naciyeler ve teyzemin kızları. Konu nasıl açıldıysa açıldı, içeriden, işkenceden, işkencede konuşmaktan, cezaevi yaşantısının zorluğundan, baskılardan, kısacası her şeyden konuşuldu, İçeride olmayanın içeriyi bilemeyeceğinden de. Ben mi, Filiz mi bilmiyorum ama birimiz içeride olanın da dışarıda neler geçirdiğini neler çektiğini hangi zorluklarla karşılaştığını bilemeyebileceğini söyledi. Tabi ki biz içeriyi bilemezdik.. Bu mümkün değildi. Acıları anlatabilmek için yaşamak gerekirdi. Ama bizde acıları dışarıda yaşadık.. Darbeye muhalefet sürdürülmeli, para ve kalacak yer bulunmalı, dergi çıkarılmalı, aç kalınmalı, herkesten ve her şeyden şüphe duymalı, sürekli tedirginlik içinde yaşanmalı.. Anlatmakla bitmez ki, bitmiyor ki!!

Filiz saat 12 ye doğru geldi ve Casper’ ın çektiği işkenceyi bitirdi. Ben arka ayaklarından o da ön ayaklarından tuttuk, koridora çıkardık, kapıyı kapattık. Tek çıkış yolu merdivendi. Öyle korkuyor ya da istemiyordu ki başını salon kapısına poposunu merdivene çevirmiş öylesine duruyordu Caspercık. Ne mi yaptık, itekleye kakalıya başını merdivene çevirdik sonrada çekerek ilk adımını attırdık, gerisi kendiliğinden geldi. Dışarıda en azından beş kere çişini yaptı. Casper çektiği acılardan şimdilik kurtulmuştu. Tıpkı bizlerin yurtdışına gelerek çektiğimiz acılardan şimdilik kurtulmamız gibi, tıpkı işkence görenlerin acılarından şimdilik kurtulmaları gibi. Ama işkence yapanlar, işkence yapılmasını isteyenler, buna göz yumanlar, bilip de sesini çıkarmayanlar, işkence görenlere işkence görmemiş raporu veren doktorlar vb. acılarından şimdilik de olsa kurtulmuşlar mıdır? Sanmıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Selam Haluk bey, yazınız beni çok duygulandırdı gerçekten,dilerim ne acı çekilsin ,nede onları yaşadık diye anlatmak ihtiyacı duyalım. Garip gelebilir ama sanki sizi tanıyorum yada tanıdığım kişi ile ortak bir çok şey var hayatınızda.Gerçekte nereli olduğunuzu bilmiyorum ama benim tanıdığım Haluk bey, Karadeniz de güzel bir sahil şehrinde yaşıyordu ve aynı sokakta evlerimiz vardı. Tesadüf değilse garip bir durum bir arkadaşımı yirmi yıl sonra bu şekilde bulmuştum. Yazılarınızın devamını dilerim, sevgiyle kalın. Nerissa

Nerissa 
 27.12.2007 15:11
Cevap :
Merhaba, Mesajınızı bir kaç gün önce okuyabildim. Sonuçta yaşam biraz acı biraz sevinç, biraz hüzün biraz da neşe değil mi? Evet keşke acı çekilmes keşke onlar yazılmasa... Sanıyorum ayni şeyleri yaşayanların ortak bir çok yanı oluyor. Ben karadenizde bulunmadım yalnızca çocukluğumda akrabalarıma yaz tatillerinde bir kaç ker gitmiştim. Yaşamımın en güzel yıllarını, gençliğimi doya doya Ankarada, odtu, hacettepe ve sıyasal bahçelerinde geçirdim. Bu yüzden kendimi Ankaralı sayıyorum. Kimbilir belki de ankaradan tanışıyoruz....! Hoşça Kalın  10.01.2008 20:14
 

aglayarak okudum yazinizi.. anilar canlandi dusuncemde ama gozumun onune sermedim yasanilanlari. cunku yeniden gormek aciyi bir kez daha yasamak demektir...
ama aramizda olmayan guzel arkadaslarimizin hem hatirasi hem yuzleri capcanli geldi goruntume..
tesekkurler haluk

Nehar Ay 
 15.09.2007 18:39
Cevap :
bir daha böyle acılar yaşamayacağımız günlerin gelmesi dileğiyle  18.09.2007 15:46
 

Haluk Bey, yazınızı içim acıyarak okudum.. Yaşananların gerçekliği, etkiyi biraz daha arttırıyor sanırım.. Umarım birçok insana ulaşır yazınız.. Belki böylelikle insanlar 12 Eylül'ün yalnızca bir tarih olmadığını tekrar hatırlarlar.. saygılarımla..

la sera 
 14.09.2007 21:08
Cevap :
Gerçeklerin daha fazla şnsana ulaşması dileğiyle, teşekkürler  18.09.2007 15:56
 

Köpeklerin basamak inip çıkmayla ilgili -henüz nedeni bulunamayan- korkularına bu isim veriliyor: Step-phobia! En yanlış tutum ilk kez ya da daha sonraki birkaç kez merdiven inip çıkması için zorlamak. Ondan sonra Casper'ınız gibi tamamen reddedebiliyor. İlk merdiven deneyiminde güzel sözler söyleyip ödüllendirme yöntemi öneriliyor. Daha önce yaşadığım bir şey olduğu için epeyce bilgi sahibi olduğum bir konu.

Konuyla özdeşleştirdiğiniz "işkence" konusu ise üzerinde konuşulması, fikir üretimesi, yorum yapılması çok zor bir toplumsal olay. Arkadaşınızın "intikam alma" konusundaki tepkisizliği sizi şaşırtmasın. Araştırmalar ağır işkence gören birçok kişide bu tepkisizlikle karşılaştıklarını söylüyor. Keza psikoterapistler de. Çünkü intikam duygusu bile bu insanları yeniden o anlarda yaşadıklarına geri götürüyor. Çoğunlukla bilinçaltına itmek, ya da tamamen reddetmek gibi çözüm yolları arayışında oluyorlar. Konu derin ve çok yaralayıcı. Yazı için teşekkürler

Moenia 
 14.09.2007 20:35
Cevap :
Ödüllendirmenin öne çıkarılması önerinize katılıyorum. İşkencenin derin ve yaralayıcı bir konu olduğu doğru. Belki bundan dolayı işkencenin bir dönem sistematik olarak uygulandığını toplum olarak kabul etmek hesaplaşmak istemiyoruz istemiyoruz. Katkınız için teşekkürler.  18.09.2007 15:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1439
Kayıt tarihi
: 24.10.06
 
 

Yıllar farkında olmadan çabuk geçiyor. Yurtdışına çıktığımda yeni 23 yaşına girmiştim, şimdilerde 45..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster