- Kategori
- Aşk - Evlilik
İşte Türkiye'nin yatak odası sırları

İşin gerçeğini ararsak yetmiş milyonun dinlendiği iddia edilen bir ülkede hangi yatak odası sırrı olabilir ki? Üç otuz paraya serbestçe satılan cihazlar insanların birbirlerini dinlemesine gözetlemesine olanak sağlıyor.
Yinede hiçbir gazetenin vaz geçemediği bölümün magazin bölümleri olduğunu düşünürsek, insanlarımızın bu magazin bölümlerinde en çok takıldıkları kısımların erkek kadın ilişkileri bölümü olduğunu biliyorsak, iki kişinin bir araya geldiklerindeki dedikodularının da erkek kadın ilişkisine dayalı olduğu bir gerçekse, yatak odası sırlarımızın da ilgi çekeceği ve toplumumuza bazı konularda öneriler getireceği kesindir.
Gazetemiz Milliyette http://www.milliyet.com.tr/iste-turkiye-nin-yatak-odasi-sirlari/turkiye/sondakika/28.06.2010/1255999/default.htm isteyen detayları okuyabilir. Ben ilginç gelen iki madde üzerinde durmak istiyorum.
1) Birlikte yaşamaya karşıyız,
“Kadınların sadece yüzde 38'i evlenmeden önce birlikte yaşamanın gerekli olduğunu düşünüyor. Kadınların yüzde 62'si birlikte yaşamak istemiyor. Erkekler bu konuda daha istekli. Erkeklerin yüzde 44'ü birlikte yaşamanın birbirini tanıma sürecinde gerekli olduğunu düşünüyor. Erkeklerin yüzde 56'sı birlikte yaşamanın kendisine göre olmadığını belirtiyor veya toplum ahlakına aykırı buluyor.”
2) Seks hayatı tatmin etmiyor
“Aktif seks hayatı olan yüzde 66 kadından sadece yüzde 37'si seks hayatından tatmin olduğunu belirtirken, aktif seks hayatı olan yüzde 74 erkekten sadece yüzde 34'ü 'tatmin ediyor' yanıtını verdi. Buna göre erkeklerin ve kadınların seks konusunda tatmin olamadıkları ortaya çıktı.”
Bu iki maddeyi birlikte incelediğimizde çarpıcı sonuçlara ulaşmak mümkün. Bir sevgilisi olanlar ve onunla evlenmeyi düşünenler zaten günün büyük bölümünde beraber oluyorlar olmadıkları zamanlarda da ya telefon kulaklarında ya da oparötörlerin bolca dağıttıkları bedava sms lerle yazışıyorlar. Geriye kalan tek şey ise yatağa birlikte girmedikleri oluyor.
Bahsettiğimiz bu flört dönemi en fazla birkaç yıl sürüyor. Yani insan ömrünün çok kısa bir bölümü.
Ahlak anlayışımız, ananelerimiz, göreneklerimiz böyle davranmamızı emrediyor. Bir yandan da ikinci maddede itiraf edilen büyük oranda tatminsizlik. Üstelik ömür boyu sürecek olan büyük bir eksiklik.
Bir çok konuda açılım içinde olan beynimizin artık bekâret konusunu fiziksel bir durum olmaktan çıkarıp beyinsel/ruhsal bir duruma getirmesi gerekmez mi. Ne dersiniz?
28/06/2010