- Kategori
- Kültür - Sanat
İzmir 6. Uluslararası Şiir Buluşması

Kendi objektifimden...
Ünlü şairimiz Ülkü TAMER’in onur konuğu seçildiği İzmir 6. Uluslararası Şiir Buluşması, 19 Mart 2010 Cuma günü, Dünya Şiir Günü Bildirisi’nin okunması ile başladı Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde.
.
Binaya girer girmez nefis bir fotoğraf sergisi ve mavi giysili bir manken karşıladı beni. Göğsünde şu dörtlük yazılıydı hoş bir sürpriz olarak:
.
Bülbüle tuzak kurdum,
Tutulan serçe mi?
Ağzın gül kokuyor,
İçin bahçe mi?
.
Özdemir İNCE’nin yazdığı Dünya Şiir Günü Bildirisi şöyleydi:
“New York’un Brooklyn Köprüsü’nde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin önünde duran, sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”
.
Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci: “Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Eskiden en fazla beş dolar veriyorlardı. Şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey! Tabelâya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız?” demiş.
.
“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelânızda ‘Doğuştan Kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”
.
Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok kullandım ki bu sözleri, sonunda sanki benim oldu. Okurlar artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait olduğunu sanmaya başladılar.
.
Ancak, ben, şiirin söz gücüne ağırlık verirken, olgunun bir başka yönünü unutmuşum: “Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim” cümlesi tersine bir etki yapıp kör dilenciyi beş dolarından da edebilirdi. Demek ki şiirin şiir olması için algılanması, alımlanması da gerekir. Bu da mümkün. Ama bu ilişki de tehlikeli. Ya alımlayıcı kişi şiiri algılayacak düzeyde değilse. Bu da çok olası. Özellikle yeni ve yol açıcı şiir için.
.
Uzun süredir, yazdıklarımın alımlanması artık hemen hemen ilgilendirmiyor beni. Bu nedenle şiir sanatının övgüsünü yapmayacağım; şairin ve şiirin varsayımsal gücünü öne çıkartmayacağım.
.
Şiirlerimi soyut ve yaşsız bir okur (sadece “bir” okur) için yazdığımı anlamış bulunuyorum. Şairlerin Tekel emekçilerinin eylemi için şiir yazmaya teşvik eden benim gibi birinin onu sorumluluklarından soyundurduğum ve çelişkiye düştüğüm sanılmasın sakın. Ben şairlerin şiirlerini o biricik ve anonim okur için yazmalarını istedim. Tekel işçilerinin eylemi sadece yaralayıcı, acıtıcı bir izlek!
.
Bugünlerde yayımlanması gereken Toplu Şiirler’imin birinci cildinin önsözü şöyle bitiyor:
“Size içtenlikle bir şey söyleyeceğim: Şiirlerimin, kuramsal yazılarımın, denemelerimin, çevirilerimin ve gazete yazılarımın ölümümden sonra başlarına gelecekler hiç ilgilendirmiyor beni. Unutulurlar mı, unutulmazlar mı, yaşarlar mı, yaşamazlar mı? Bunlar hiç ilgilendirmiyor beni. Ben onları yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu hayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu etmişimdir. Olabilir!”
.
Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır: Ne zamanı vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, hem de mekânı. Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama şairin ne borcu vardır, ne de alacağı. Habersiz gelir, habersiz gider.
.
SİYASETNAME XXXII
Ozan töresidir Devlet mülkünü tartışmak
ve sözün payıdır: Mızrağın ucu, palanın ağzı,
ama yasa mı erişir tımarına el koymaya
ve yoktur şiir mülkünün reayası;
.
Ozan işler şiirin derviş toprağını,
çift akçesini öder:
Sözün büyüsünde, ipin ucunda.
.
Ozan töresidir mülkü ve fetvayı tartışmak,
ama kimi saf, birkaç densiz, bazı daltaban
sanır ki şiir mülkü devlet mülkünden sayılır.
.
Gümüştür sözü ozanın, susması altın değildir,
karşı yasadır sözü, değiştirecek yoktur
ve dirhemle tartılmaz sarraflar çarşısında.”
.
Program bağlantısı: http://blog.milliyet.com.tr/VI___ULUSLARARASI_IZMIR_SIIR_BULUSMASI/Blog/?BlogNo=234312
.
20 kadar şairin nefis şiirlerinin özenle hazırlanmış görsel öğeler eşliğinde okunduğu Film Gösterimi bölümünde, not aldığım şiirlerin başında Oscar WILDE’ın aşağıdaki nefis şiiri geliyor:
.
HERKES SEVDİĞİNİ ÖLDÜRÜR
Ama gene de herkes sevdiğini öldürür,
Bu böylece biline,
Kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!
.
Kimi insan aşkını gençliğinde öldürür,
Kimi sevgilisini yaşlılığına saklar;
Bazıları öldürür Arzunun elleriyle,
Altın’ın elleriyle boğar bazı insanlar:
Bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü
Böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar.
*** *** ***
Sonra, Nazım HİKMET’in “NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK SENİ” adlı şiiri okundu:
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
...
...
.
Ne güzel şey hatırlamak seni:
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
.
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
*** *** ***
Ve Mahmud DERVİŞ’in FİLİSTİNLİ SEVGİLİ adlı şiirinin son bölümü:
Sakının hey
kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
Benim gençliğin yüreği!
Benim beyaz kanatlı atlı!
Benim yıkan putları!
Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
tüm sınırlarına Suriye'nin!
Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
"Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!"
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
( http://siir.gen.tr/siir/m/mahmud_dervis/filistinli_sevgili.htm )
.
PUSULA
Annemin öldüğü yaşı çoktan geçtim
suyun vefası ve acılar
-bir de gökyüzü
çocuklarım olsa da.
.
Babamın öldüğü yaştayım artık
gurbeti sıla, sılası hicran
-bir de yalnızlık
arkadaşım olsa da.
.
Rüzgârlar yazsın aşkımı
.
Ama gönlüm hâlâ
oğlumun âşık olduğu yaşta
-sevdanın pusulası
anılarım olsa da.
.
İki güvercin ey ömrüm
yılların omzuna tünemiş
-biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da.
.
Biri Refik, öteki Durbaş aslında.
.
Zülfü LİVANELİ’nin sağlık sorunları nedeniyle gelip katılamadığı “Şiirle Geçti Bunca Yıl” adlı panelde soruları soran Namık KUYUMCU, yanıtlayanlar Ülkü TAMER, Refik DURBAŞ ve iki değerli şairin de yayıncısı Fahri ÖZDEMİR’di.
.
Ülkü TAMER: Öncelikle çok sevdiğim iki kentten biri olan İzmir’de bulunmaktan (diğeri Gaziantep) ve bu Onur Ödülü’nü Konak Belediye Başkanı Hakan TARTAN’dan almaktan büyük sevinç ve onur duyduğumu söylemek isterim. Bu etkinliğe emeği geçen herkese ve İzmirli tüm dostlara çok çok teşekkür ediyorum.
.
Namık KUYUMCU: Ülkü Ağbi, şairliğinizin yanı sıra sizin sinema oyunculuğunuz var, eski Papirüs dergisinde karikatürcülüğünüz var, tercümanlığınız var, hatta Harry Potter’ın ilk cildini siz tercüme ettiniz ve o serinin en iyi tercüme edilmiş ve en çok satmış cildi olarak bilinir. Bize biraz da bu özelliklerinizden söz eder misiniz?
.
Ülkü TAMER: Evet, aslında benim hiçbir sinema eğitimim ve deneyimin olmadan bana “Direkler Arasında” filminin bir sahnesinde oynamam teklif edildi. Oynadım, beğenildi. Genco ERKAL ve Engin CEZZAR sınıf arkadaşlarımdı, onlar da teşvik ettiler ve “Keşanlı Ali Destanı”nda, “Teneke”de, “Kurban”da oynadım. Keşanlı Ali’de Aydemir AKBAŞ da vardı. (Burada uzun bir öykü anlatıldı, ne yazık ki hepsini not alamadım...)
.
Aslında bana sinemayı ta çocukken sevdiren kişi Antep’te, hatta Güneydoğu’da ilk sinemayı kuran Nâkıp Ali’dir. Çok bilinçli ve eğitime önem veren biriydi. Sineması öğrencilere bedavaydı. O zaman okuma yazma bilmeyen yetişkin insanlar çoktu. Onlar için geceleri okuma-yazma kursları vardı. O kurslara yazılan ve kurs müdüründen öğrencilik belgesi getiren büyüklerden de para almazdı.
.
12 yaşımdaydım, tatilde İstanbul’dan Antep’e gelmiştim. Sinemaya gittim, çıkışta beni gördü ve “Nasıl beğendin mi?” diye sordu. Evet; ama gelecek program daha güzelmiş, ben İstanbul’a gideceğim için göremeyeceğim, dedim. Ertesi gün beni sinemaya çağırttı, salonun ortasında tek başıma oturttu ve o filmi bana başka hiçbir seyirci olmadan bedava izletti. Bana sinemayı sevdiren kişi işte o değerli insandı. (Bunları dinlerken içimden “Nerde şimdi o insanlık, diyerek, kocaman bir iç çektim!)
.
Keyifli ve sevecen bir insandı Nâkıp Ali. Hacılarla ilgili bir film getirmişti. İmamlara bedava gösterdi. Ve herkes görsün diye, “7 kere gören Tam Hacı, 3 kere gören Yarım Hacı olur diye bir yaygara kopardı. Filmi görmeyen kalmadı. Öyle ki, bazı kadınlar gelip, “6 kere gördüm, yedinciye param yok, lütfen sonuncudan para almayın!” diye yalvarmaya başladılar.
.
Refik DURBAŞ: Ben 1950-1965 arası İzmir’de yaşadım, Küçük Yalı’da otururduk, liseyi burada bitirdim. İstanbul’da Ülkü ile iyi arkadaştık ve beraber birçok anımız vardır. İkimizin de yayıncısı Kırmızı Yayınları’nın sahibi Fahri ÖZDEMİR’di. Yayın derken hatırladım; o yıllarda şiir bir suç aleti gibi görüldüğü için Ülkü’nün de mahkemeye düşen bir kitabı vardı, adı Gök Onları Yanıltmaz’dı. Ben sözü bırakayım da öyküsünü kendisi anlatsın; çünkü dünyada kimsenin başına gelmemiş bir olaydır o.
.
BARIŞ KOYUN ÇOCUKLARIN ADINI
Oyunu sever bütün çocuklar
birdirbir, uzuneşek, körebe
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
- Oyun sözcüğünün halkların dilinde
.
(Oyun koyun çocukların adını)
.
Savaşa karşıdır bütün çocuklar
kışın: kar altında her sabah
tükenip erise de solgun nefesi
yazın: göğsü sırmalı fabrikalarda
çarkları döndürse de yoksul alevi
savaşa karşıdır bütün çocuklar
nice ölümlerden geçmişlerdir
nice rüzgârlar içmişlerdir
- Gelincik tarlası çocuklar
.
(Emek koyun çocukların adını)
.
Gökyüzünün penceresinden şimdi
bir kuş havalansa
kanat çırpınışlarında
hayatın yağmalanmış sevinci
- Kuş uçar rüzgâr kalır
.
(Sevinç koyun çocukların adını)
.
Uzay denizlerinde şimdi
bir balık ağlasa
gözyaşı billurlarında
yüz bin umut kıvılcımı
- Alev uçar nazar kalır
.
(Umut koyun çocukların adını)
.
Çocuk bahçelerinde şimdi
bir çiçek açsa
hüzün sevince dönüşür
sevinç çiçeğe
- Ölüm uçar çocuklar kalır
.
(Mutluluk koyun çocukların adını)
.
Barıştan yanadır bütün çocuklar
sabah: kuşatılmış bir toplama kampında
ayrılığın tepsisini okşasa da elleri
aksam: yıldızların mor orağıyla
sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi
barıştan yanadır bütün çocuklar
nice çığlık emmişlerdir
nice korku gezmişlerdir
yürekten hisli sevmişlerdir
- Güvercin harmanı çocuklar
.
(Devrim koyun çocukların adını)
.
Barışı sever bütün çocuklar
beştaş, saklambaç, elimsende
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
- Barış sözcüğünün halkların dilinde
.
(Barış koyun çocukların adını)
Refik DURBAŞ
.
Ülkü TAMER: 1960 yılında Antep’teydim. 13 tane şiirim vardı bastırmak istediğim. Antep’teki matbaalarda kitap basma olanakları yoktu o tarihlerde. Ben de 13 ayrı kartpostala bastırdım. Sonra İstanbul’a gittiğimde, bir matbaada bir de kapak bastırdım ve hepsini zımbaladım, oldu ince bir kitap, satmaya başladım. Fakat kitabın kopyasını matbaa denetime yollamamış, yani sansürden geçmemiş şiirler. Kitap mahkemelik oldu.
.
Savcı önce kartpostalları basan Antep’teki matbaayı mahkemeye vermiş. Sonra kapağı basanı, sonra beni... Mahkemeye çıktık. Antepli “Efendim ben kitap basmadım ki, 13 tane kartpostal bastım, onların da denetime gitmesine gerek yoktu.” dedi. İstanbul’daki matbaacı “Ben kitap basmadım ki, bir kapak bastım.” dedi. Ben de “Sayın yargıç, ben kitap yazmadım ki, şiirlerimi 13 ayrı kartpostala bastırdım.” dedim. Yargıç: “Yaz kızım” dedi, “Adı geçen eser kitap olmadığı için beraatına karar verilmiştir!”
.
NEFES
Dağın uykusuna, kuşun gözüne,
Sabahın sesine, taşıdım seni.
Kerem’in yaralı, ince dizine,
Irmağın yasına taşıdım seni.
.
Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.
Elma kabuğunda, nar tanesinde,
Gizlenen mermere taşıdım seni.
.
Gecenin ördüğü, gün kafesinde,
Dolaşan kedere taşıdım seni.
Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.
.
Arının yazına, kışın otuna,
Yaprağın güzüne taşıdım seni.
Yürekten yüreğe mekik dokuyan,
Sevginin göçüne taşıdım seni.
Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.
Ülkü TAMER
.
.
.
Dip not: Şimdilik bu kadar, gerisini daha sonra yazıp sizlere sunmaya çalışacağım.
.
.
.
.
.
.
Günün Sözü: Şiir başka birinin hayatında yaşadıkları ile örtüşüyorsa, şiirdir. (Fahri ÖZDEMİR)