​ Kabuğunda yaşam / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '07

 
Kategori
Güncel
 

Kabuğunda yaşam

Kabuğunda yaşam
 

Sizi bilmem, ama ben yazılarımı yazarken, kalemim, neşeliysem neşeli, karamsarsam karamsar. Anlık ruh halim kesinlikle kalemimle paralel gidiyor. Yazmadan evvel ruh halimi sakin bir duruma getirmeye çalışıyorum.
Aşka ihtiyacım varsa konusu aşk olan, yemeğe ihtiyacım varsa konusu yemek, hayal kurmaya niyetliysem absürt yazılar yazdığımı farkettim. Etkileşim yaratılan bir obje veya bir konu sizin yazmak istediğiniz yazının ana fikri olmuş, haberiniz bile olmamış sanki. Bu kadar duyarlı bir ruh halimiz var, ama o kadar da boş vermişliğimiz var.

Ya vurdumduymazlık ya da boşvermişlik bizi derinden sarsarken yine de bir çok şeyi es geçmemizin sebebini anlamış değilim. Dükkandan fiş almadık, manav çürük domatesi çaktırmadan verdi, kasap illa pirzolanın kemiğini kısaltır, gibi basit örnekler hiç önemli olmazken kafamızın bir köşesine takılır kalır. Ama aynı manavdan bir daha çürük domates de almayız. Bu karşılıklı menafaat çatışmaları günlük oluşabilen olaylar. Buna benzer kimbilir kaç olay yaşıyoruz. Hatta iş hayatı bu örnekleri çoğaltır da çoğlatır. Neler görüz yaşarız. Yaşımız ilerledikçe adına tecrübe denilen biraz da bilmişlik hepimizi kasıp kavurur. Her gün daha hin olmaya çalışır, hatta elimizde ki ile yetinmeyip başkasının elindekine göz diker hale geldik. Hırs desek bu hırs değil. Arsızlık desek hiç değil. Sadece günlük yaşantımızın değişmemesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermek belki de bu uğurda savaşır hale gelmek. Sadece basit günaydınlar, yalancı gülümsemeler, en ufak bir haksızlıkta veryansılar etmek. Belki de müsahamakarlık kelimesinin anlamını yitirdik.

Bazı kişiler birleşerek seslerini yükseltebilirken çoğumuz sessiz kalıp idare etmeye çalışıyor, bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Yaşasın da o yılan bir gün gelecek. O zaman ne olacak ?

20 yıl geriye gidebilenler bir düşünsün. Arkadaşlıklar, dostluklar nasıldı acaba? Telefon yokken bile en az bir arkadaşımızla görüşmüyor muyduk ? Şimdi telefon var, kimimiz kaç kişiyi arar sorarım size?

Bu kadar egoist, kendi kabuğuna çekilmiş bir toplum yaratıldı, ve maalesef o toplumun üyeleriyiz. Neymiş, mega town. Hadi canım olmaz öyle şey demeyin. Çevremizi biraz irdelediğimizde ortaya çıkan yapı budur.

Vurdumduymaz ve kendi kabuğunda yaşayanlar topluluğu. İşte biz buyuz.

Her gün evlatlarımız ölüyor sınırda. Hangimizin gücü yetiyor bunu engellemeye? Ne ülkeler var bir askeri için bir başka ülkeyi yakan. Biz de ise terörist başı özel otelinde benden kesilen vergilerle yemeğini yiyip televizyon seyrediyor. Bu kadar anne baba ise onun ölümüne dua ederken o odasında yeni hedef belirliyor. Umudumuz Ankara diyenler ise, hüsrana uğruyor. Çünkü bizi idare etsinler diye seçtiğimiz kişiler maalesef bizi idare etmekten yoksun kişiler. Daha kaç evlat vereceğiz bilmiyorum. Kaç evden çığlık yükselecek bilmiyorum.

Siz hiç sınırda evladını kaybetmiş bir milletvekili gördünüz mü? Tok tabi ki açın halinden anlamaz. İçi yanan aileler ve ordu mensuplarından başka ağlayan gördünüz mü? Ateş düştüğü yeri yakar.

Hayır ! Ateş bizim kalbimize düşüyor artık. Bunu farketmeyenimiz var mı bilmiyorum?

Teröristler bizim ittifaklarımızın silahlarını kullanıyor ve biz ittifaklarımıza yalvarıyoruz bizi aranıza alın diye. Kimbilir nasıl gülüyorlardır arkamızdan. O ittifaklarımız değil mi ki bizi toraklarımızdan etmek için her şeyi yapan, artık her şeyi beklemeliyiz onlardan. Oyunlar çok yavaş oynanır hale geldi. Kimse anlamadan yavaş yavaş.

Aceleye gerek de yok zaten.

Vurdumduymayız diyorsam, inanın öyleyiz. Sadece kabuğumuzda yaşar ve oraya çekiliriz. Yılan inşallah bize gelmez.

 
Toplam blog
: 51
: 628
Kayıt tarihi
: 12.04.07
 
 

Hayatı farklı gözle bakmayı seven, haksızlığa tahammül edemeyen, olaylara sessiz kalıp yerinde mü..