- Kategori
- Aşk - Evlilik
Kadın eli

Bir kadının yakanızda özenle bağladığı bir kaşkol, aşkın işaretidir. İkisinin de hayatında yeni bir aşkın tomurcuklandığını önemli bir ânı gösterir bu... Onları sokakta yüz metre öteden fark edersiniz. Bulundukları köşeleri aydınlatan bir ışık gibi akıverirler sokaktan çünkü.
Hiç ummadığınız anda tanıştığınız bir yüzün, belki kaderinize de “el koyacak” olması, insanı kızgın korlar üzerinde çıplak ayakla yürümeye kalkan acemi göstericiler gibi hem komik, hem de sempatik kılıyor...
Aşkın hangi günün hangi saatine, nerde ve ne şekilde geleceği hiç belli olmaz... Bir aşk, bir mucizeden bile büyüktür bazen...
Bir kadında ise, bir mucizeden fazlası vardır daima!...
İşte o mucizeyi yaşamaya başladığımız anda, Nietzsche’nin deyişiyle daha iyi görebilmek için değil, daha çok parlayabilmek için koşuyorduk ışığa...
Tozu alınan bir kristal gibi parlamaya başlıyorduk bir kadının eliyle...
Her şey bir kadının eliyle başlıyor, bir kadının elinin ne gibi mucizelere kadir olduğunu gösteriyordu.
...Ve öğreniyorduk ki, bir kadının elinde, bir elden çok daha fazlası vardı...
Çünkü bir kadın, bir kadından çok daha fazlasıdır...
O günün o saatinin o dakikasında, orada olmasıyla başlayan bir mucizedir aşk ve kadın...
O kadının sahip olduğu eller, geleceğinizi de belirler. Yorulduğunuz an tekrar ayağa kalkacak gücü bulmanızı sağlar, hem kendini hem de sizi yeniler. Pırıl pırıl bir ilkbahar mevsimine girersiniz.
Her kadın usta bir sihirbazdır aynı zamanda... Elinin bir hareketiyle kaşkolunuz güzelce bağlanır, kravatınız düzelir, saçınız değişiverir...
İşte bu değişim rüzgârlarını yakalayabilmek ve beraber güzelleştirilen romans yürüyüşü için, kadınınızın elini sıkıca tutmak ve hiç bırakmamak gerekir...
Bir kadın bir çocuk gibidir aynı zamanda. Masum ve saf görünüşüyle hemen sizi aldatabilir...
Bir kadın erkekten çok daha güçlü ve savaşçıdır. O hayatını nasıl kuracağını, hayattan ne istediğini çok iyi bilir ve genellikle bunu da elde eder. Ve büyük bir şefkatle korur...
Bir kadın aslında göründüğünden çok daha değişmez biridir.
Erkekten çok daha şefkatliyken, erkeğinin ona şefkat göstermesini, sürekli onunla ilgilenmesini bekler... Eğer hiç ilgilenmezseniz, kadını şefkatli ellerinin yarattığı şeyler zamanla donuklaşır, sonunda da hiçbir şey kalmaz...
Zamanla ellerinin yarattığı mucizeyi, dilindeki ince kırbaçla nasıl dağıttığına tanık olursunuz... Dünyanız yıkılır, bütün yaşanmış anlar başınıza geçmeye başlar...
En kırıcı, en acıtıcı sözlerle göğsünüzü açar ve kalbinizi yağmalarlar... Usta bir avcıdır kadınlar. Şefkat göstermezseniz, önce şefkatle, sonra dillerindeki ve tavırlarındaki şiddetle yaralarlar sizi...
Akıllı bir adamsanız, işler daha kötüye gitmeden onu sevdiğinizi anlatan sevgi sözcükleri mırıldanır, bir çiçek ya da ilginç ama onu heyecanlandıracak bir hediye alırsınız. Belki bir şiir de yazarsınız... Hem usta şairlerin aşk şiirleri ne güne duruyor, öyle değil mi canım?!...
Kadınların “hiç de öyle değil şekerim!” dediklerini duyar gibiyim. Evet, yukarıda sıraladığım küçük illüzyonlardır, belki bir süre işe yararlar ama kesin çözüm değildir hiç biri...
Bana bakmayın, bunu siz hak ettiniz... Ona ilgi ve sevginizi gösterseydiniz böyle olmazdı... mı acaba?!...
Çok ilgi göstererek sevdiğini kadını boğan erkekleri tanıdınız mı? Zamanla ilgi kıskançlığa ve güvensizliğe dönmüş, ilkbaharın o güzel havası, temiz gökyüzü kararmaya başlamıştır...
Hava soğumakta, yapraklar dökülmekte, kuşlar bir bir göçmektedir. Tıpkı kadının içindeki sevgi ve hoşgörü gibi...
Aşk bir oyundur... Romansı ayakta tutabilmek, seyircilerin ağzı açık, hayranlık dolu bakışlarıyla siz ipte yürürken, dengeyi sağlayabilmek için bir sırığa ihtiyacınız vardır... Hiçbir işe yaramayan gibi gözüken sırık, hayatınızı kurtarır.
Peki nedir bu sırık...
O esas dengeyi sağlayan şey, her ilişkiye uygulanacak bir reçete midir peki?
Hayatta olduğu gibi ilişkilerde de “ölçülü” olmak, belki her kapıya uymasa da, bir çok kapıda işe yarayan bir anahtar olabilir...
Efendim, duyamadım; “maymuncuk mu?” dediniz?
Yok yok! Siz adam olmazsınız!...
Bir kadın sevdiği erkeğe karşı arzularını, bir erkekten çok daha cesur şekilde gösterebilir. Hele de erkek bu aşk işini çok ağırdan alıyorsa.
Ona şefkat gösterecek, güçlü kollarınız ve geniş omuzlarınızla onu kollarınızın arasında sıkacaksınız. Onu yüreğinizle dinleyecek, sorunlarını çözecek, sırtınızı dönmeyeceksiniz. Onun başı ağrıdığında sizin de ağrıyacak, komşu kadın canını sıkıyorsa siz de sevdiğiniz kadının yanında olacaksınız, her ne kadar üç gün sonra o kadınla barışırsa da...
Ondan yana değil misiniz? İşte o zaman üzülür ve bazen içine akıtır gözyaşlarını...
O anlarda bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak onu göğünüzde okşayacaksınız... Bir kelebeğin kanatları kadar hassa dudaklarından nazikçe öperek...
Bir kadın bir erkekten çok daha güçlü olabilir ama gücünü ortaya koymayı sevmez erkek gibi... Bu güç, onun için övünülecek bir şey değildir çünkü.
Erkeğin gücü ona huzur verir çünkü... Bir çok yalnız yaşayan kadın bile, musluk tamirinden döşemelerin onarımına kadar her şeyi kendileri yaparlarken, içten içe özlemle, bunları yapacak, yaptıracak, kendilerini güvende hissedebilecekleri bir erkeği ararlar.
Her kadın rahatça üstesinden gelebileceği şeyleri, erkeğin yapmasını tercih eder. Böylece gerçek bir “kadın” olduğunu hisseder...
Bu arayış uzadıkça, kadınlar erkekleri küçümsemeye başlar. Küçümsemeler fazlalaştıkça, kadının küstahlığı artar... Artık her erkeği küçümser noktaya gelir ve işin üzücü yanı noktalı virgülü nereye koyacağını hâlâ bilememesidir!...
Bir kadın bir şeye karar verirse, onu engelleyemezsiniz. Engellemeye kalkarsanız, daha güçlü bir şekilde geri dönecek ve engeli aşacak, hatta yıkacaktır...
İşin trajik yanı, bir çok kadın bu gücünü bilmez. Erkekler bu güçlerini onlardan uzun yıllar boyunca saklamıştır.
Bir kadın içindeki parıldayan gücü, çoğu zaman gerçek bir felaketle baş başa kaldığında ortaya çıkarır.
Bir kadın, çocuklarını sevgiyle büyüten bir anne, işten eve evden işe koşan bir çalışkanlık destanı olabilir. Üstelik bütün bu işleri yaparken son derece bakımlı ve kadındır.
Ancak akşam tüm işleri halledip sevdiği adamın yanına uzandığında, bir kadının aynı zamanda “bir sevgili” olduğunu anlarsınız... Elinde öğle uykusuna dalmış bir gelinciğin sapını tutar gibi narin, içinde her zaman sevgiyi taşır. Parmaklarını saçınızın içinde dolaştırırken bile, bir sümbülün yapraklarını tutar gibi narindir...
Zor seven ama sevdi mi tam seven kadın, erkek gibi kolay kırıcı değildir.
Bir kadının yüreğinin kabul ettiğini, aklının da kabul ettiği bir erkekseniz şayet, “çok şanslısınız” demektir... Dünya sizindir. En azından onunla romansı eksik etmediğini sürece...
Bir kadın el ele tutuşup sinemada ilgiyle filmi izlerken, hiç görmediği bir yerlere keşfe çıkmışken, en ateşli sevişmenin ortasında dahi biraz “yalnızdır”...
Hiçbir kadın bütünüyle bir erkeğin değildir ve olmayacaktır... Büyük burçları ve yıkılmaz gibi gözüken surlarıyla asla tam anlamıyla ele geçmeyen bir kale gibidir her kadın...
Çünkü her kadın kendi içinde üçe ayrılmıştır... Her kadın biraz kendine, biraz geleceğe ve biraz da çocuğuna aittir...
Yine de geriye kalanlar sizindir diyemem...
Bir kadın dünyasına sokmak istediklerini sokar ve elediklerini de hayatından çıkarmakta hiç tereddüt göstermez... Yalnızlık onun sıcak ve güvenli kalesidir. O kalenin büyük kapılarının ne zaman ve kime açılacağını ancak kendisi bilir...
Hiçbir koç başı, hiçbir anahtar o kapıyı açamaz. Zaten zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedersiniz...
Hayalleri, sezgileri ve yol almada kolayca içlerinde beliriveren bilgileriyle lacivert bir okyanustur kadınlar... Ancak bu sular ancak sevilebilecek bir erkekle anlamlı ve güvenlidir.
Eğer bir kadını seviyor ve o da sizi seviyorsa, yaşamınız asla sıradan olmaz...
Çünkü hiçbir kadın sıradan değildir... En sıradan görünenleri bile...
Onlar büyük bir gizemle çevrilmişlerdir ve yüzyıllardır bu büyü sayesinde erkeklerin anlayamadığı “anlam”ın kendisidirler.
Bir kadını elinden içtiğiniz su bile bir başka lezzetlidir... Bir kadında, bir mucizeden fazlası vardır daima!
Tozu alınan bir kristal gibi parlamaya başlıyorduk bir kadının eliyle...
Her şey bir kadının eliyle başlıyor, bir kadının elinin ne gibi mucizelere kadir olduğunu gösteriyordu. Boynumuza rasgele sardığımız kaşkola atılan ve İtalyan modacıları bile kıskandıracak bir düğüm, özensiz bağladığımız bir kravatın bir el hareketiyle düzeltilmesi...
Saçlarımızda gezinen narin parmakların büyüsü gibi... Bir piyano çalarken ya da bir hemcinsine karşı koyarken bir tehdit olarak kaldırdığı parmaklar, aynı zarafetteydi...
Evden çıkarken ve evimize girerken, onunla yan yanayken biliyorduk artık:
Bir kadın, bir kadından çok daha fazlasıdır!...