- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kalbimdeki cinler...

"Birşey oluyor, birşey oluyor, birşey oluyor..." deyip duruyor içimdeki ses. Sanki göğüs kafesimde muzip bir çocuk var da ciğerlerimi çimdikleyip duruyor. "Git başımdan" desem fayda eder mi? Hangi muzip çocuk kendisine kızan bir yetişkinin sözünü dinlemiştir ki? Elbette benim muzip iç sesim de beni dinlemiyor. Ona defalarca söylüyorum "lütfen beni rahat bırak. Bırak da şu güzel kış akşamında kitabımı okuyayım."
Yok. Susmuyor. "Birşey oluyor, birşey oluyor, birşey oluyor..." "İyi de ne oluyor. Ben ne birşey görüyor ne de duyuyorum. Hem beni korkutuyorsun. Sus ve git." Aklımdan binlerce insan ve binlerce senaryo geçiyor. Ben burada bu kitabı okumaya çalışırken ve bu akşamın güzel bir kış akşamı olduğunu düşünüp huzur içinde otururken ya sevdiklerimden birinin başı beladaysa?
İç ses amacına ulaşmış görünüyor. Hemen aklımdan bu kötü düşünceleri savıyorum. "Hayır canım" diyorum yüksek sesle. "Kendimi kötü düşüncelerin kollarına bırakmamalıyım." Bu kaygı ve endişe halini iyi tanıyorum. Bir insanın saatlerini, günlerini nasıl da mahvettiğini çok iyi biliyorum. Boş kuruntuların peşinde koşmanın büyük bir aptallık olduğunu çünkü dünyanın bizim fikirlerimizi almadan nasıl da kendi kafasına göre döndüğünü çoktan öğrendim. Kitabıma dönüyorum.
"Bütün o öykülerin içeriğini hayal bile edemezdim, ama sırf benim için var olduklarını, benim tarafımdan keşfedilmeyi bekledikleri duygusunun yoğunluğunu net olarak hatırlıyorum." [1]
"Hala birşey oluyor..." Defooool defol başımdan. Hiçbirşey olmuyor. Sen sadece aptalca bir kuruntusun. Ve farkındayım oyun oynamak istiyorsun. Ama oyun oynayacak halim yok. Hem böyle bir konuda bana şaka yapma.
Dakikalardır aynı sayfayı okuyorum. Ya sevdiğim birine birşey olduysa. İnsan sezgilerine ne zaman güvenmeli? Ya da güvenmeli mi? Ya sezgilerin bazen canı sıkılıyor da bizimle oynuyorlarsa? Herşey mümkün. Kendi kendime yine tekrarlıyorum: "Boş kuruntuların peşinde koşma.Bu büyük bir aptallık. Çünkü, dünya bizim fikirlerimizi almadan kendi kafasına göre dönüyor."
Kitabı yeniden açıyorum: "...şimdiye kadar bütün bunlara bir anlam verememiştim, gerekmemişti, o kadar. Hep daha sonraya, ileriye, bir başka aşamaya bırakmıştım. Çoğumuz da hayatı böyle yaşarız, durumu değiştirecek bir şey oluncaya kadar." [2]
Durumu değiştirecek birşey oluncaya kadar mı? Tamam bu kadar yeter artık. Kitabı kapayıp kendi kendime neden böyle eziyet ettiğimi düşünüyorum. O sırada içeriye babam giriyor. "Bu ne surat böyle" diyor. Omuz silkiyorum. "Haydi söyle ne oldu?" diye ısrar ediyor. Aklımdan geçen tüm bu saçmalıkları tek tek anlatıyorum. Ve "Sezgilerimin canı sıkılıyor galiba" diyorum. Babam kahkahalarla gülüyor: "Bence senin canın sıkılıyor." Gülmesine kızıyorum. "Nedenmiş o?" "Hayalgücün" diyor. "Hayalgücün, canın sıkıldığı için senaryolar yazmakla meşgul. Ve sen bunun farkında değilsin. O sadece seni eğlendirmeye çalışıyor." Şaşkın şaşkın "İyi ama beni eğlendirmiyor beni korkutuyor." Babam gülümsüyor: "Sen hiç korku filmi izlemez misin?" "İzlerim" diyorum. "İzlersin ama korkmak için değil. Eğlenmek için değil mi? Çünkü sinema bir eğlencedir. Aklının içinde de bir sinema var. Ve o sinemada korku filmleri de, komedi filmleri de, romantik filmler de gösteriliyor. Ve programı sen yaptığın halde ne zaman hangi film var bilemiyorsun. Şimdi aklının sana yaptığı da bu?"
Söyledikleri üzerine düşünüyorum yüzüne bakarak. Haklı galiba. "Haydi bakalım şaşkın, kalk da biraz yürüyelim." diyor babam elimden tutup beni oturduğum yerden kaldırarak. "Bu akşam pek soğuk değil hava. Hem aklındaki sinemanın perdesinde 10 dakika ara yazıyor."
[1] Cinlerle Yolculuk- Jamal Mahjoub. Sayfa:12
[2] Aynı kitap Sayfa:13
Resim: http://www.deviantart.com/print/2449860/
Yok. Susmuyor. "Birşey oluyor, birşey oluyor, birşey oluyor..." "İyi de ne oluyor. Ben ne birşey görüyor ne de duyuyorum. Hem beni korkutuyorsun. Sus ve git." Aklımdan binlerce insan ve binlerce senaryo geçiyor. Ben burada bu kitabı okumaya çalışırken ve bu akşamın güzel bir kış akşamı olduğunu düşünüp huzur içinde otururken ya sevdiklerimden birinin başı beladaysa?
İç ses amacına ulaşmış görünüyor. Hemen aklımdan bu kötü düşünceleri savıyorum. "Hayır canım" diyorum yüksek sesle. "Kendimi kötü düşüncelerin kollarına bırakmamalıyım." Bu kaygı ve endişe halini iyi tanıyorum. Bir insanın saatlerini, günlerini nasıl da mahvettiğini çok iyi biliyorum. Boş kuruntuların peşinde koşmanın büyük bir aptallık olduğunu çünkü dünyanın bizim fikirlerimizi almadan nasıl da kendi kafasına göre döndüğünü çoktan öğrendim. Kitabıma dönüyorum.
"Bütün o öykülerin içeriğini hayal bile edemezdim, ama sırf benim için var olduklarını, benim tarafımdan keşfedilmeyi bekledikleri duygusunun yoğunluğunu net olarak hatırlıyorum." [1]
"Hala birşey oluyor..." Defooool defol başımdan. Hiçbirşey olmuyor. Sen sadece aptalca bir kuruntusun. Ve farkındayım oyun oynamak istiyorsun. Ama oyun oynayacak halim yok. Hem böyle bir konuda bana şaka yapma.
Dakikalardır aynı sayfayı okuyorum. Ya sevdiğim birine birşey olduysa. İnsan sezgilerine ne zaman güvenmeli? Ya da güvenmeli mi? Ya sezgilerin bazen canı sıkılıyor da bizimle oynuyorlarsa? Herşey mümkün. Kendi kendime yine tekrarlıyorum: "Boş kuruntuların peşinde koşma.Bu büyük bir aptallık. Çünkü, dünya bizim fikirlerimizi almadan kendi kafasına göre dönüyor."
Kitabı yeniden açıyorum: "...şimdiye kadar bütün bunlara bir anlam verememiştim, gerekmemişti, o kadar. Hep daha sonraya, ileriye, bir başka aşamaya bırakmıştım. Çoğumuz da hayatı böyle yaşarız, durumu değiştirecek bir şey oluncaya kadar." [2]
Durumu değiştirecek birşey oluncaya kadar mı? Tamam bu kadar yeter artık. Kitabı kapayıp kendi kendime neden böyle eziyet ettiğimi düşünüyorum. O sırada içeriye babam giriyor. "Bu ne surat böyle" diyor. Omuz silkiyorum. "Haydi söyle ne oldu?" diye ısrar ediyor. Aklımdan geçen tüm bu saçmalıkları tek tek anlatıyorum. Ve "Sezgilerimin canı sıkılıyor galiba" diyorum. Babam kahkahalarla gülüyor: "Bence senin canın sıkılıyor." Gülmesine kızıyorum. "Nedenmiş o?" "Hayalgücün" diyor. "Hayalgücün, canın sıkıldığı için senaryolar yazmakla meşgul. Ve sen bunun farkında değilsin. O sadece seni eğlendirmeye çalışıyor." Şaşkın şaşkın "İyi ama beni eğlendirmiyor beni korkutuyor." Babam gülümsüyor: "Sen hiç korku filmi izlemez misin?" "İzlerim" diyorum. "İzlersin ama korkmak için değil. Eğlenmek için değil mi? Çünkü sinema bir eğlencedir. Aklının içinde de bir sinema var. Ve o sinemada korku filmleri de, komedi filmleri de, romantik filmler de gösteriliyor. Ve programı sen yaptığın halde ne zaman hangi film var bilemiyorsun. Şimdi aklının sana yaptığı da bu?"
Söyledikleri üzerine düşünüyorum yüzüne bakarak. Haklı galiba. "Haydi bakalım şaşkın, kalk da biraz yürüyelim." diyor babam elimden tutup beni oturduğum yerden kaldırarak. "Bu akşam pek soğuk değil hava. Hem aklındaki sinemanın perdesinde 10 dakika ara yazıyor."
[1] Cinlerle Yolculuk- Jamal Mahjoub. Sayfa:12
[2] Aynı kitap Sayfa:13
Resim: http://www.deviantart.com/print/2449860/