​ Kamu'da, İstihdam ve Ücretlendirmede Kadının Adı / Çalışma Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '08

 
Kategori
Çalışma Yaşamı
 

Kamu'da, İstihdam ve Ücretlendirmede Kadının Adı

Kamu'da, İstihdam ve Ücretlendirmede Kadının Adı
 

Denge ve eşitlik! Şimdi değilse daha ne zaman?


Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, dahi öngörülerinin veciz bir ifadesi olarak bu alanda da önemli bir tespitte bulunmuştur. Der ki; ”Bir sosyal topluluk, bir millet, kadın ve erkek denilen iki tür insandan oluşur. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını geliştirelim diğerine müsamaha edelim de, kitlenin bütününü ilerletebilmiş olsun”

Bir atlı araba düşünelim. Önde yan yana iki at koşulu olsun. Fakat atlardan biri çok daha bakımsız, cılız ya da yürüme özürlü. Tanrı aşkına! Bu atlı araba istenilen hız ve rahatlıkla hiç ilerleyebilir mi?

Çalışma yaşamında kadın incelemeye alındığında, konu, süreç içinde, 'toplumsal ilişkiler' ve 'kadının toplumdaki konumu' üzerindeki değerlendirmeler alanına odaklanır. Kadının toplumsal konumunu incelerken olduğu gibi, onun iş yaşamını ele alırken de; ataerkillik, kadının mülksüzlüğü ve kadın işgücünün konumu yine anahtar kavramlar olarak karşımıza çıkar. BM'in 2006 yılındaki bir araştırmasına göre, dünyadaki toplam işlerin yüzde 66'sını gerçekleştiren kadınlar, toplam gelirin ancak yüzde onunu alabilmekte, toplam mal varlığının ise sadece yüzde birine sahip olabilmektedirler.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=123635

Jan Jacques Rosseau’nun 1762’de basılan ünlü ‘Toplum Sözleşmesi’ adlı eserinde söylediği bir söze kulak verecek olursak”…insan özgür doğar, oysa - doğanın insanı olmaktan çıkıp toplumun politik insanı olmasıyla birlikte - her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendisini başkalarının efendisi sanır ama, böyle sanması, onlardan daha da köle olmasına engel değildir…”. Bu söz, bir anlamda benim de bu konu ile ilgili olarak, empatik bir algılama ve çağdaş bir erkek kimliğiyle yazıp çizme uğraşımı açıklayan bir söz.

Türkiye’de iyi eğitimli kadınlar, üst düzey yönetimlerde neden yoklar?

Aslında ülkemizde bu konudaki tartışmalar kadın istihdamının artmaya başladığı 1970’lerde başlamıştır; 1980’lerde de ODTÜ İşletme Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ülkü Dicle, konuyu daha o günlerde masaya yatırmıştır. Prof. Dicle, iyi eğitimli ve yetişmiş kadının, ABD, Avrupa ve Türkiye pazarlarından hangisinde kariyer merdivenlerini tırmanabilmesine daha fazla imkân tanındığını araştırmış ve o dönemde Avrupa ve Amerika, Türkiye’ye göre daha muhafazakâr çıkmıştı... Bugünlere geldiğimizde ise Prof. Dicle’nin kızı Ayşegül Aydın, Türkiye’de iyi eğitimli kadının son yıllarda iş hayatından neden çekilmekte olduğunu sorgulumakta (1).

Aydın; kadınlarla ilgili araştırmalardan derlediği, çok sayıda, anlamlı ve önemli istatistiki bilgiyi Dünya Ekonomik Forumu DEF’ in İstanbul’daki bölgesel toplantısında, “Türkiye’de Cinsiyet Uçurumu” oturumunda dile getirmiştir. Birkaçını ben de burada sizlere aktarıyorum:

- Üniversitelerden mezun olan kızların oranı 1998’de yüzde 21-22’yken, 2006’da yüzde 31’e yükseldiği halde, 1998’de yüzde 31 olan istihdam oranı, 2006’da yüzde 21-22’ye gerilemiş durumdadır.

- 2003’ten bu yana 20-24 yaş arası kadınlarda işsizlik oranı yüzde 30, 3; erkeklerde ise yüzde 23, 9’dur.

- Avrupa Birliği 2008 Raporu’na göre 27 AB ülkesinde 2000-2006 yılları arasında yeni işe alınan 12 milyon kişiden 7.5 milyonu (% 63) kadındır.” (1).

 Kamu sektöründe kadının yeri:

2007 yılı Temmuz ayı itibariyle ülkemizde kamu kesiminde , memur statüsünde kadrolu olmak üzere, 2 milyon 70 bin 207 kişi çalışmaktadır. Sözleşmeli ve geçici personelle diğer istihdam biçimlerinde çalıştırılan toplam dört grup personel de dâhil edildiğinde toplam çalışan sayısı 2 milyon 419 bin 225’tir (2).

- Kamuda görev yapan bu personelin yüzde 33'ü kadındır.

- Kurum ve kuruluşlarda üst düzey yöneticilerinin yüzde 72, 5’ini erkekler oluşturmaktadır.

- Şeften müsteşarlığa kadar uzanan orta ve üst düzey yönetici dağılımında kadınların oranı oldukça düşüktür. Kamudaki toplam 42 bin 837 yöneticiden 12 bin 532'si (yüzde 29, 3) kadındır.

- Yönetim derecesi arttıkça kadınların sayısı da azalmaktadır.

- Daire başkanlarının yüzde 11'i kadın iken, bu oran genel müdürler düzeyinde yüzde altıya, müsteşar yardımcılığında yüzde 4, 3’e düşmektedir.

- 19 müsteşarın tamamı ise erkek olup hâlihazırda kamu bürokrasisinde tek bir kadın müsteşar bulunmamaktadır.

- Adalet Bakanlığı'na bağlı tüm kurumlarda, kadın hâkimlerimiz genel toplamın yüzde 27, 2’sini, kadın savcılarımız da yüzde 4, 3’ünü teşkil etmektedirler.(*)

- Dışişleri Bakanlığı'mızda mevcut 'meslek memurları' arasında kadınların oranı yüzde 33'ü bulmakla birlikte, 187 büyükelçimizden sadece sekizi kadındır.

- İçişleri Bakanlığı'mızda vali, vali yardımcısı ve kaymakam statüsünde toplam 2230 'meslek memuru' bulunmaktadır. Bu grup içerisinde günümüz itibariyle 30 kadın da yer almaktadır. Lale Aytaman dışında günümüze değin kadın bir vali olmamıştır. Emniyet teşkilatında çalışan kadınların ise sadece yüzde 3 ila 4’ü emniyet müdürü konumundadır.

- Üniversitelerimizdeki 500 dekandan 49'u, son kurulan 15 üniversitemiz ile birlikte 134 rektörden ise sadece 11’i kadındır. Yüksek öğretimde 67 bin 880 öğretim elemanından yüzde 35, 9’u kadındır.

Statüler itibariyle alt ayrımlara bakıldığında; bu oran profesörlerde yüzde 20, doçentlerde yüzde 33, uzman ve araştırma görevlilerinde yüzde 45 ve okutmanlarda ise yüzde 60’dır (*)

- Hekimlerimizin yüzde 33, 8’i kadındır (*)

Genel olarak kadının işgücüne katılımı ve zorlu kariyer merdivenlerindeki tıkanışı konusunda “umutsuzluk “, buna dayalı bir tür “özlem eksikliği“ ve deneyimlerden hareketle “öğrenilmiş çaresizlik eğilimi " gündeme getirilebilir. Oysaki bu olgunun altında hiç şüphesiz ki dev bir buzdağı var! Bu dağın altınsa ise; kadının ortalama eğitim düzeyinden, evlenme yaşı ve şekline, geleneksel-toplumsal olarak ailece içerisindeki yük dağılımından siyasal ve sosyal katılımına değin uzanan geniş bir sorun katmanları silsilesi bulunmaktadır!

Ülkemizde kadın istihdamına kısa bir bakış;

Kadınların işgücü piyasasındaki varlıkları ve buradan aldıkları güç ve güven olgusu toplumsal yaşam için kritik önemde bir konudur.

Genel olarak kadın istihdamının belirleyicileri olarak, kadın işgücü talep ve arzına bakmak gerekmektedir.

İlk önce talep cephesine bakacak olursak;

Kadınlar çoğunlukla iş alanlarındaki gelişmelerden en son yararlanan, kısıntılardan ise ilk zarar gören kesimi oluşturmaktadır.

Ekonominin genel gelişme süreci içinde kadın işgücüne olan talep başlangıçta artarken; bir noktadan sonra kadınların ücretli işgücü içindeki oranlarının azaldığı araştırmalarla kanıtlanmıştır (3).

İşsizliğin ve süreğen düşük istihdamın olduğu dönemlerde, kadın çalışanlar, erkeklerin egemenlik alanına yönelen bir tehdit olarak algılanmaktadır. Aileleri için gelir sağlama zorunluluğunun kritik bir önem kazandığı hallerde bile kadınlar erkeklerle haksız rekebet ediyormuş gibi değerlendirilmektedirler.

Toplumda 'kadınlık rolleri' ile ilgili kavramlar, kadınlar için çalışma alanında ciddi sınırlar oluşturmaktadır.

Kadın işgücü arzını etkileyen etmenlere baktığımızda ise;

Kadının çalışmıyor oluşunun toplumca kabul gören bir durum olması onlara bu konuda bir serbestlik tanımaktadır. Bunu yaratan temel etmen de, evliliğin - hele de anne olma konumunun - çalışma yaşamına katılma konusunda adeta bir seçenek gibi görülmesidir.

Çocuk sayısı, yaş, tayin, işin güçlük derecesi gibi etmenler de kadınların bu alanlardaki hassasiyetleri nedeniyle işgücü arzını sınırlandıran özellikler taşıyabilmektedir.

Bu çerçevede ülkemizde kadın işgücünün durumuna verilerle bakacak olursak;

- 1988’den bu yana Türkiye’de kadın nüfusu yüzde 35 arttığı halde, kadın istihdamındaki artış yüzde 10 düzeyinde kalmıştır (1).

-2002'de yüzde 9, 4 olan kadın işsizlik oranı 2008 yılı temmuz'unda yüzde 10, 3'e yükselmiştir.

-Lise seviyesinin altı eğitimli kadınlarda işgücüne katılım oranı yüzde 23, 7 iken bu seviyenin üstünde bu oran da yüzde 33.8'e yükselmektedir.

- İşgücündeki kadınların yüzde 56, 8’i tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışırken, yüzde 14, 4’ü sanayide, yüzde 28, 8’i hizmet sektöründe çalışıyor. İş gücüne katılan kadınların yüzde 70, 4'ünü yüksek okul ve fakülte mezunu kadınlar oluşturmaktadır.

- Türkiye'de kadınların sadece yüzde 27,2' si işgücüne katılmaktadır. İşgücüne dahil olmayan kadın sayısı 18 milyon 409 bin olup bu sayının 11 milyon 896 bini ev kadınıdır.

- İşgücündeyeken evlilik gerekçesiyle işten ayrılanların oranı ise yüzde 11, 2'dir (4).

Ücretlendirmede kadın;

Türkiye, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün direktif ve önerileriyle 1923 Şubat'ında toplanan 1. İzmir İktisat Kongresi’nde, amale birlikleri bünyesinde kadın işçilerin ve çalışanların da katıldığı bir ortamda, cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin ‘eşit işe eşit ücret’ prensibini daha o dönemlerde seslendiren ve kabul eden tarihsel bir kültüre sahiptir.

Kadın olarak halen ataerkil ağırlıklı bir yapı sergileyen yönetimler içinde, özellikle kamu dışında ve sermayedar bir kimlik haricinde özel kesimde var olmak ücret ve statü açısından önemli zorluklar içermektedir. Ancak bu durum sırf Türkiye için söz konusu değildir. Avrupa ve ABD’de de aynı zorluklar bulunmaktadır. BM’ in Küresel Cinsiyet Eşitliği 2006 Raporu’na göre, Türkiye, 'Cinsiyetler arası ücret eşitsizliği sıralaması'nda 115 ülke arasında 105. sırada yer alırken, ‘ liderlik pozisyonuna yükselebilme’ ölçütünde ise, oldukça önemli bir mesafe kat ederek 57. sıraya oturmaktadır.

Kadınlar aynı ya da benzer işi yaptıkları halde, kamu sektörü dışında, ülkemizde de özel sektörde çoğu iş sahasında erkeklerden daha düşük ücret almaktadırlar.

Çalışma sahaları ve sektörler bazında farklılıklar olmakla birlikte, Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkı kadınlarımız aleyhine ortalama yüzde 25’dir. Bu oran Avrupa’da ise ortalama yüzde 15 dolayındadır.

Harvard Business Review’un bir araştırmasına göre ise, en yüksek ücret alan, 41–55 yaş arası kesimde kadınların yüzde 49’u bekâr; erkeklerde ise bu oran sadece yüzde 19'dur.(1)

Değerlendirme ve sonuç:(**)

Bu alandaki sorunlar sadece ülkemize özgü değildir. Tüm dünya kadınlarının sorunudur. Bu anlamda sorun evrenseldir.

Bu çerçevede kadının kendi sınırlarını zorlamak açısından sergileyeceği mücadele gücü kadar eğitim düzeyi de çok büyük bir önem kazanmaktadır.

Son dönemlerde ülkemizde (özellikle de 2003 yılından günümüze) eğitimliler başta olmak üzere kadınlarımızın işgücüne katılımlarında endişe verici ölçüde bir düşüş vardır.

Hem evrensel hem de ulusal ve toplumsal olarak gelenekselleşmiş birtakım tarihsel ön kabullerin kırılabilmesi, kadın işgücü arz ve talebinden, statü ve ücretlendirmeye kadar uzanan geniş bir yelpazede kritik bir önem arz etmektedir.

'Kadınlık rolleri' ve 'erkeklerle haksız rekabet' gibi cinsiyet ayrımı gözeten yaklaşımlara sapmaksızın, herkese, eğitim ve yeteneklerine uygun istihdam olanakları sunabilecek iktisadi yapı ve konjonktürlerin varlığı ile sürdürülebilirliği bu konuda eşitlikçi ve uygun ortamı sağlayabilecek temel unsurdur.

Bu konuda, gerek dünya ölçeğinde gerekse ulusal bazda azımsanmayacak önemde, yasal ve örgütsel çaba ve çalışmalar sürdürülmektedir. Hem sivil toplum kuruluşları hem de kamu bürokrasisi alanındaki bu gelişmelerden özel sektörün de payına düşen sorumluluğu almasını ummak ilgili tarafların doğal ve haklı bir beklentisidir. Yoksa, yakın gelecekte, uygun bir siyasal ve iktisadi konjonktürde bu alan da bazı yasal zorunluluklarla ( 'kotalar', 'olumlu ayrımcılık', 'çeşitlilik dengesi zorunluluğu' gibi) dengelenmek durumunda kalabilir.

Kaynakça:

(1) Meral Tamer, 'Kadın beyin avcısıyla kadınların dünyasında...', Milliyet Gazetesi, 11.Kasım.2008

(2) Yol-İş Sendikası, 'Türkiye'de İstihdam', Temmuz 2007.

(3) 'Bankacılık Sektöründe Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık', T.C. Başbakanlık KSS Gen.Müd.Yayını, Ocak 2000, Ankara.

(4) Yaprak Özer, 'Kurtardı ama kurtulamadı' Milliyet İK Eki, 2.Kasım.2008. syf.8.

Blognot:

(*) Bu bölümde yıldız işaretli veriler <ı>Türkiye Sosyoloji Derneği ve <ı>Gönül Birliği Derneği ortak araştırma sonuçlarına dayalı verilerdir (Temmuz 2008 ).


(**) Bu blog yazım aynı konuda daha önceki iki blog yazımla bir panel tebliği haline getirilerek, Gönülbirliği Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından Türkiye Sosyoloji Derneği, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Ümitköy Şubesi ortaklığında yürütülen ve Çayyolu Platformu'nun desteklediği " Yönetimde ve Siyasette Kadın " konulu iki panelde sunulmuştur.

Söz konusu panellere konuşmacı olarak çağrılmamda, Milliyet Blog'da (MB) yayımlanan " Kadının Siyasal ve Sosyal Katılım Eşitliği (I) ve (II)" konulu bloglarım vesile olmuştur. Değerli okumaları ve yorumları ile bana destek olan MB'lu tüm okur-yazar arkadaşlarıma, emeği geçen editörlerimize ve bir bütün olarak MB ortamına teşekkürlerimi borç bilirim.

 
Toplam blog
: 366
: 2333
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..