- Kategori
- Aşk - Evlilik
Kanadı kırık kuş gibi

İsa YILMAZ
Dışarıda yağmur taneleri çılgınca dans ediyordu.
Sokağa bakan pencerenin önünde bir heykel gibi;
Nereye baktığını görmeden dalıp gitmişti bal rengi gözleri.
Kanadı kırılmış bir kuş gibi titriyordu
Ve ürkekti.
Korkuyordu.
Bir zaman sonra
Yutkunarak kafasını kaldırıp bana baktı
Bir şeyler söylemeye çalıştı.
Olmadı.
Konuşamadı.
Buğulu camlara bir şeyler çizmeye koyuldu;
Ne çizdiğini anlamadım.
Kendi de bilmiyordu
Dalga dalga gitti bal rengi gözleri;
Uzaklara, çok uzaklara kaçmıştı bakışları.
Bomboş ve amaçsızca
Derin bir nefes çekerek kafasını yeniden kaldırdı
Ve uzun uzun baktı gözlerime.
Ağlamamak için zor tutuyodu kendini.
- ''Ne garipsin, neyin var senin'' dedim
Zoraki tuttuğu göz pınarları patladı sonunda.
Belime sarılıp
Öptü, öptü
Hıçkırıklara boğulmuştu.
Küçücük parmakları ile saçlarını toplama çalıştı
Düzeltti mi
Dağıttı mı anlayamadım.
- ''Bir daha ayrılmayalım n'olur'' diyebildi zar zor.
gözlerime bakarak.
- '' Seni görmediğim, sesini duymadığım zaman
içim ürperiyor korkuyorum.
Yalnızlık, zehir gibi dalıyor damarlarıma,
şaşırıyorum.
Yanında iken susmayı bilmeyen dilim,
sen yokken lâl oluyor, kuruyor.'' dedi tane tane.
Biraz önce titreyen bedeni ter döküyordu adeta.
Buz kesmiş ellerimle gözlerini yine sildim.
- ''Bak tatlım yanındayım artık. Hiç ayrılmayacağız artık '' dedim
Sobanın yanındaki mindere birlikte oturduk.
Başını omuzuma yatırdı.
Sokulduça sokuldu. İçime girecekti sanki.
Göğsümdeki başını kaldırıp bir kez daha baktı
Alltan yüzüme doğru.
Gözyaşları dinmiş, titremesi bitmişti.
- '' Seni seviyorum '' dedi
Ve bir kedi yavrusu gibi büzüldü dizlerimde.
Bal rengi gözlerini kapadı, derin bir uykuya daldı.