​ Kapitalizmin Fareleri / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '14

 
Kategori
Felsefe
 

Kapitalizmin Fareleri

Kapitalizmin Fareleri
 

Milliyet Foto Galeri


“Kapitalist birikimin önündeki en büyük engel, yine kapitaldir.” (Marks)*

 

Şundan hiç şüpheniz olmasın ki, kapitalizmin fareleri, Titanik’in farelerinden daha akıllı.

Neden? Diye soracak olursanız; gidilecek başka bir yer olmadığını biliyorlar da ondan.

Akılları bundan daha fazlasına ermeyen bu küreselci küresel güruh, ne kadar inkâr ederse etsin, kelimenin tam anlamıyla küresel bir "buhran" yaşıyoruz.

Tanrının, bize ironi yaparcasına karşımıza diktiği ve bilinir tarihte başka bir örneği olmayan bu devasa parasal "sfenks," kendisine sunulan kurbanlara doymak bilmiyor.

Hatta kan kokusu almış vahşi bir hayvan gibi, üstümüze daha bir hırs ile saldırıyor.

Sistem karşıtı eleştirmenlerin söylediği her şeyi, yalnızca sistemden nemalananlar inkar ediyor. Çünkü bu hastalıklı, iğrenç yapının iyice kölesi olmuş durumdalar.

Dikkatinizi çekerim! Sfenks derken kastettiğim şey, asla "sermayedar" değil; "sermayenin" bizatihi kendisidir.

Çünkü sanılanın tam tersine, bu rejimde hiçbir şey, "insan" için yapılmaz. Aklın alıp alamayacağı her şey, bizzat sermaye için olup bitmekte ve sermaye sahiplerininki başta olmak üzere, tüm "insanlığın" içi, sermayenin arzusu doğrultusunda boşaltılmaktadır.

Ve böylece, geri dönüşü olmayan bu insanlık dışı yolda insan ruhuyla beslenerek ilerleyen sermaye, yavaş yavaş "özneye" dönüşürken; insan ise, git gide "nesneleşmektedir."

İşte tam da bu yüzden Marks, “insan, "şey" değildir; kapitalizm insanı şeyleştirir,” diye konuşmak ihtiyacını hissetmiştir.

Yine bu bağlamda, kapitalizmin kaçınılmaz yol haritası olan bu kısır döngüyü, günümüzden yaklaşık yüz elli yıl önce fark etmiş olan Marks’ın, “kapitalizmin önündeki en büyük engel, yine kapitaldir,” yani; “sermayeciliğin ve sermayedarın önündeki en büyük engel, yine sermayedir,” tespiti, önümüzde duran soruna ışık tutmakta ve sermaye biriktirme yöntemimizin hatalı olduğunu işaret etmektedir.

Kapitalistlerin bile, “bu iş böyle gitmez” dediği bir geçiş çağında yaşıyoruz. Ve sorun, Fransız devriminin mimarlarından Jean-Jacques Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşme” adlı eserinde sık sık altını çizdiği "mülkiyet hakkı" kavramında kilitlenmiştir.

Eğer, dünyada, milyonlarca insan başını sokacak bir evi olmadığı için kış geldiğinde sokakta donarak ölürken; bizler, “bu ev benim evim!” Diyebilme hakkını kendimizde bulabiliyorsak eğer, mülkiyet kavramı konusunda daha gidecek çok yolumuz var demektir. Üstelik açlıktan ölenleri ve yüzlerce evi olanları saymıyorum bile.

Evet! medeniyetimiz, “mülkiyet anlayışı” açısından mutlaka merhale kaydetmek ve derhal, yeni bir küresel sözleşmenin altına imza atmak zorundadır.

Ben, Marksist değilim. Ama yine de Marks’a kulak verelim diyorum. Çünkü medeniyetimiz, bunu başaramazsa, sermayenin "dışkısından" başka bir şey olmayacaktır.

*Kaynakça: Erinç Yeldan. Devrim Sevimay’la yaptığı bir söyleşiden.

Dip Not: Bu metin 19 mayıs 2009'da Milliyet Blog'da aynı başlıkla yazdığım metnin yeniden düzenlenmiş halidir.

 

 
Toplam blog
: 164
: 710
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

1956 yılında doğmuşum. Tanrı Bilimi Eğitimi aldım. 78 kuşağından olmanın verdiği şevkle olsa gerek;..