​ Karaktersiz sinema / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '06

 
Kategori
Sinema
 

Karaktersiz sinema

Karaktersiz sinema
 

Son bir aydır bir senaryo atölyesine başladım. Hazır Türk Sineması atağa kalkmışken bu fırsatı kaçırmayayım dedim ve soluğu atölyede aldım.

İstanbul’daki en ilginç insanlar seçilip bir odaya tıkılmış ve başlarına üniversiteden yeni mezun bir hanım konmuş. Herkes konuya o kadar yabancı ve aç ki ilk iki ders yalnızca soru sormakla geçiyor. Birkaç ders sonra başlıyoruz karakter yaratmaya. Herkes kafasında oluşturduğu karakterini kağıda döküp getiriyor. Aman ne karakterler çıkmış! Kimi maden ocağından babasından gizli çalışan bir genç kız. Caz dinliyor, arkeoloji ile ilgili, üç dil biliyor, vs Kız her şeyi yapıyor. İdeal kız! Benim gibiler namuslu, etliye sütlüye karışmayan, dürüst insanlar yaratmış. Ortaya öyle bir karakter çıkmış ki adama acıyıp para vereceksin. Kimisi o kadar detaylı anlatmış ki “göğüs uçları yumuşaktı ve…” gibi tasvirlerle karakteri birebir yaşadığını gösteriyor. Yani ortaya öyle karakterler çıkıyor ki gerçek dünyada yaşamaları mümkün değil ya da çok nadir rastlanan insanlar. Bu da onları yaşatmaya yetmiyor. En azından sinema dünyasında. Hal böyle olunca çıldırmayan bir hoca görmek mümkün değil. “Çocuklar görsellik, görsellik, görsellik!”. Bir sinema atölyesinde en çok işiteceğiniz kelimedir görsellik. Adamın kafasına vurmadan ancak bu şekilde anlatıldığı için hocamız da tekrar tekrar söyleyerek öğretmeye çalışıyor. Herkes biran önce öğrenip bir şeyler yapma peşinde.

Prodüktörler son bir yıldır hepimizi dizi manyağı yaptığı için ilk defa senaryo kursu bu kadar ilgi görmüş. Bahse giriyorum bu yazıyı okurken TV’ye şöyle bir göz atsanız en az üç kanalda dizi yayınlanıyordur. Günün hangi saati olursa olsun artık dizisiz kalmak mümkün değil. Tabi o kadar çok dizi oldu ki sayı arttıkça kalite de düşme başlıyor. Sanırım sinema kursundaki arkadaşlarımı ve hatta beni heyecanlandıran bu. Yani o kadar dandik diziler var ki arkadaşımın yarattığı babasının madeninde işçilere yardım eden, herkesin taptığı güzellikte caz ve arkeolojiyle ilgilenen, iki üniversite mezunu bayanın dizisi yayınlansa muhakkak izleyici bulur. Yarattığımız karakterlerin kendi kendileriyle bir tezatlık içinde olmaları onları gerçeğe dönüştürmemizi engelliyor. Arkeolojiyle ilgiliysen babanın madeninde ne işin var? Git Mısır’da kaz nereyi istersen! Yani madende çıksa çıksa ya kömür çıkar ya taş ya da başka bir maden çıkar. Taşı çıkarıp “hmm, sanırım onyedinci yüzyıldan kalma değerli bir çakıl örneği…” derse madenci arkadaş bundan ne anlayacak? “Abla o kömür sanırım, sen vortmenini tak da caz dinle ben oraya bi kazma vuram”. Böyle karaktere böyle madenci oluyor maalesef. Siz nasıl zihninizde böyle bir bayan hayal edemiyorsanız bu gibi karakterler de sinemada yer alamaz çünkü “görsellik,görsellik,görsellik” yok!. İçtiğiniz su bile saf değil, insanlar nasıl saf güzellikten, saf iyilikten, duruluktan oluşabilir ki? Mükemmel değiliz, bunu göz önünde bulunduralım çünkü bu sık sık unuttuğumuz bir nokta.

 
Toplam blog
: 128
: 1989
Kayıt tarihi
: 03.10.06
 
 

Gözlerini kapat ve düşün: bir cümle kaç kişide farklı etki yaratır? Birbirimizi anlamanın gittikçe z..