- Kategori
- Eğitim
Karnenin sağ tarafı 2

“Karnenin Sağ Tarafı” başlıklı yazımı 11 Ocak’ ta yazmıştım. O günden bugüne çok şey değişti.
Karneler, öğretmenler tarafından hazırlandı, öğrencilere verildi, veliler inceledi.
Umarım, öğretmenler karneleri hazırlama sırasında öğrencilerin kişisel ve sosyal beceri değerlendirirken; öğrenci ve veliler değerlendirmelerin yorumunu yaparken, bu bölümü de en az akademik başarı bölümü kadar önemsediler.
Bu becerilerden özellikle dördü, geçen hafta yaşadığımız Hrant Dink cinayeti nedeniyle daha da önem kazandı gözümde. Hem de hepsi birbirini tamamlayan; kendi haklarının bilincinde olma, başkalarının haklarına saygı gösterme, kararlarında adil olma becerilerinde eksiğimiz var.
Eksiğimiz var.
Toplum olarak eksiğimiz var.
Çok önemli kişisel ve sosyal becerilerde eksiğimiz var.
Birey olmak, birey olmanın özgürlüklerini ve sorumluluklarına sahip olmak, doğduğu andan itibaren ailenin sonra da biz eğitimcilerin her çocuğa ilk kazandırmamız gereken değerler. Öğrenci ben bir değerim, ben bir bireyim, farklı düşünebilirim diyebilmeli. Bunu diyebileceği ortamı sınıfta yaratmalıyız. Bir tek ders kitabındaki bilgileri öğrenen, ezberleyen, yaratıcılığını ortaya koyamayan, risk alamayan bireyler yetiştirdiğimizin farkında mıyız? “Sorular kitaptan çıkacak”, “ÖSS’ de bu çıkmaz” diyerek çocukların meraklarına gem vurmuyor muyuz? Soruların yanıtlarını sadece belli seçeneklerin arasından seçmelerini isteyip sonra da değerlendirme türünü “çoktan seçmeli” yapmıyor muyuz? Çoktan seçmek milyondan, milyardan seçmektir. Çünkü her bir bireyin kendine göre farklı bir seçeneği vardır. Birey olmak, özgür birey olmak seçme şansının çokluğuyla orantılıdır. İnsan kendini ancak birey olarak görürse haklarının bilincinde olur.
Haklarının bilincinde olan birey ne kendini ezdirir, ne de başkalarının haklarını çiğner. Başkalarının haklarına saygı gösterir, ama bunu kanunlara uymak için, günaha girmeyip sevap kazanmak için değil, sadece ama sadece bu şekilde yapmak içinden geldiğinden yapar. İşte buna “vicdan” diyoruz. Vicdan, vicdanlı olmak maalesef son zamanlarda hiç üzerinde durmadığımız, çoktan unuttuğumuz bir olgu ve hemen sahip olmamız, geliştirmemiz gereken bir değer. Şiddet nasıl önlenir, hoşgörü nasıl geliştirilir, insanlar bir birine karşı nasıl saygı duyar... hepsinin yanıtı vicdanımızın bizi denetim altına alması. Annemiz, babamız, öğretmenimiz, güvenlik güçlerimiz her zaman yanımızda olamıyorlar. Ama vicdanımız hep bizimle.
Haklarının bilincinde olan birey ne kendini ezdirir, ne de başkalarının haklarını çiğner. Çünkü o yaşamında aldığı önemli önemsiz tüm kararlarında adildir. Adil olmak, birçok değerde olduğu gibi ailede verilir, okulda da geliştirilir. Adil olmak eşit olmakla karıştırılmamalıdır. Eşit olmak, adaletli olmaya göre çok kolaydır. Ama her zaman eşit olmak, eşit davranmak adalet getirmez. Bir çocuğa, bir büyüğe davrandığınız gibi eşit davranır ve eşit sorumluluk beklersek adaletsiz davranmış, haksızlık yapmış oluruz. Adil olmanın ölçütü yine vicdandır.
Kendi haklarının bilincinde olma, başkalarının haklarına saygı gösterme, kararlarında adil olma becerileri elbette geliştirilebilen beceriler. Bu geliştirme ailede başlar, okulda devam eder. Günümüz çekirdek ailelerini düşünürsek -ki artık pek çoğu tek çocuklu- ailelerin bunu evde yapması çok zor. Özellikle büyük şehirlerde çocukların sokak oyunlarının da olmaması işin yükünü okullara bırakıyor. Bazı öğrenciler okula geldiklerinde ilk kez kendi yaşıtlarıyla eşit şartlarda buluşuyorlar. Sosyalleşmeleri okulda başlıyor. Ancak yoğun olarak sınava hazırlanma kaygıları öğrencileri birbirlerine yaklaştıracağına kıyasıya bir rekabete sürüklüyor, daha fazla bilgi depolayıp test çözmek uğruna kişisel ve sosyal becerilerin geliştirilmesi üniversiteye kadar erteleniyor. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. Elbette öğrenciler kaçınılmaz olarak merkezi yerleştirme sınavlarına girecekler. Elbette bu sınavlarda başarılı olmak için hazırlanacaklar. Ama bu hazırlık öğrencilerin tüm zamanlarını alıp kişisel ve sosyal eğitimin önüne geçiyorsa toplum için tehlike yaratıyor demektir.
Kişisel ve sosyal becerilerden biri olan grup halinde çalışma becerisi işte bu noktada devreye giriyor. Sınıf içi çalışmalarında öğrenci beş altı kişilik bir grupla ortak amaç için çalışıyorsa bir çok beceri, tutum kazanır, davranış geliştirir. Öncelikle kendini tanır. Yeterliliklerini, eksikliklerini bilir. Arkadaşlarını tanır, onların kendisinden farklı yönlerini görmeye çalışır. Sonra arkadaşlarıyla iletişime geçer ve onların da haklarını koruyarak olabildiğince yararlanmaya çalışır. Sorumluluk alır, bu sorumluluğu yerine getirirken kendi haklarının bilincindedir, başkalarının haklarına saygı gösterir ve adaletli olur.
Şimdi lütfen çocuğunuzun karnesinin sağ tarafına tekrar bakın. Özellikle kendi haklarının bilincinde olma, başkalarının haklarına saygı gösterme, kararlarında adil olma ve grup halinde çalışma kriterleri kendi yaşıtlarının düzeyinde ise akademik notları ne olursa olsun ona sarılın, öpün, kutlayın. Değilse, gelişmesi gerekiyorsa üzülmeyin. Bu yazıyı sonuna kadar okuduğunuza göre iyi bir başlangıç yaparak kişisel ve sosyal becerilerin önemini anladınız. Siz de çocuğunuza sarılın ve ona bu konuda yardımcı olmak için çalışacağınıza söz verin.