Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
373
 

Kavram ve uygulamaların tahribatı

Kavram ve uygulamaların tahribatı
 

Kamusal alan sınırı


Bizde laikliğe, sosyolojiye, hukuka dair kavramları ve uygulamaları tahrif ve tahrip etmek, son yıllarda bir gelenek halini almıştır. Şimdi bunları kısaca gözden geçirmeye çalışalım.

1- Laiklik kavramının tahribi. Devlet yönetiminin dinden bağımsızlaşması diyebileceğimiz laiklik, "başörtüsü yasağı" halinde tanımlanır olmuştur. Kadınlarımızın yarıdan fazlası başörtülü olduğu halde, türban/başörtüsü, Anayasa Mahkememiz tarafından laikliğe aykırı bulunmuştur. Bununla da kalınmamış karar, anayasanın değişmez ve değiştirilemez 2. maddesiyle irtibatlandırılarak bu aykırılık garantilenmiştir. Üniversitede rejim tehdidi olan örtünün, sokakta niye olmadığı anlaşılamamıştır.

Eğitimli bir kişinin laikliğin, başörtüsüyle alakasının olmadığını bilmemesi imkansızdır. Bu, ideolojik bakış dışında, hiç bir argümanla ifade edilemeyecek bir anlayıştır. Ben, bu noktayı referans alarak laiklik tarifi yapacak bir insanın aklından şüphe ederim.


2- Kamu alanı veya kuamusal alan tanımları çorbaya döndürülmüştür. Yeni anlayışa göre, gerek devlete, gerekse özel vakıf ve şahıslara ait üniversitelerin bahçeleri dahil, tüm yapıları, "türbana nazaran" kamusal alandır. Fakat vatandaşın hizmet aldığı diğer devlet kurumlarıyla, yollar, caddeler, sokaklar, parklar ve bahçeler, "türbana nazaran" kamusal alan değildir.

1997 yılından itibaren iki çeşit kamusal alanımız olmuştur:

a- Türbanın/başörtüsünün yasak olduğu kamusal alan.

b-Türbanın/başörtüsünün serbest olduğu kamusal alan.

Bu anlayışın kaçınılmaz sonucu olarak laiklik te ikiye ayrılmıştır:

a- Türbandan/başörtüsünden etkilenen laiklik; bu üniversite kampüslerinde, orduevlerinde yaşar.

b- Dini konuşmalardan ve dini kitaplardan etkilenen laiklik. Bu da bütün kamu alanlarında, mecliste, evlerde ve camiilerde yaşar. Başbakan dahil belli bir dünya görüşüne sahip her vatandaşın konuşmasından etkilenir. Diğerlerinden etkilenmez. Adamını bilir kerata.

Tüm kamu kurumlarına girip çıkarken, umuma açık alanlarda gezip dolaşırken laikliğe ters düşmeyen, anayasanın değişmez ve değiştirilemez 2. maddesini tehdit etmeyen başörtüsünün, kampüse girince niçin tehlike yarattığı, yüce makamların dışında kimsenin bilemediği bir sırdır. Tapu hizmeti alırken, nüfus cüzdanı çıkartırken, vergi öderken girdiği kamu kurumunda poblem olmayan türbanın, üniversitede niçin ürkülesi bir fenomen olduğu anlaşılamamaktadır.

Hadi onu geçtik, özel üniversitelerin kampüsleri nasıl kamu alanı olabilmektedir? Adam gibi düşünen hiç kimsenin bu çarpıklıklara makul bir cevap verebileceğini zannetmiyorum.

3- Durum, hukuk konusunda da aynıdır. Önümüzde, siyasi inatlaşmaya resmen kurban edilen bir 367 kararı var. Bir dava görülürken değiştirilen, iptal edilen yasalar var. (Mesela, Apo yargılanırken anayasa değişmiş, FP davası görülürken SPK'nu (nun 103/2 si) iptal edilmiştir. Şimdi AKP davası görülürken, anayasa değişikliği yapılamazmış. Bu açıkça, "biz yaparsak olur, siz yaparsanız olmaz" demektir.

Bunlara Danıştay'ın, öğretmenin dışarıda bile başörtüsü takamayacağına, Yargıtay'ın, Başbakan'a "mazoşist, sadist" demenin hakaret sayılmayacağına dair kararlarını da ekleyebiliriz. Bunların ne anlama geldiği açıktır. Yargı, bu toplumun mayasını oluşturan temel kültürle barışık değildir. Ondan izler taşıyan herkese karşı taraftır.

Hukuka saygılı olmamızı isteyenler, milletin bütün bu olanları görmediğini veya görse bile anlamadığını sanıyorlar. Hukuk profösörü M. Erdoğan, "Türk yargı camiasının ortalama zihniyet dünyası içinde, bir yüksek yargıcın veya savcının AKP gibi bir partiyi ‘rejim’ açısından sakıncalı görmesinde hiçbir gayrı tabiîlik yoktur, " diyor.

İşte sonuç budur. Bu milletin yargıya güvenebilmesinin tek yolu, toplum üzerinde bıraktığı bu olumsuz kanaati silmesine bağlıdır.

4- Bir diğer çarpıtılmış kavram ise kamuoyudur. Ülkemizde kamuoyu olarak tescillenmiş grupları şöyle ifade edebiliriz. Bunlar;

- Ulusal medya ile onun yazar, çizer ve proğramcıları,
- Yüksek bürokrasi; (çeşitli resmi kurumlar, yargı, üniversiteler, ordu, )
- Nasıl olduysa sonradan rejimle kenetlenen solcu/ulusalcılar,
- Bunların kurduğu veya hakim olduğu STK lar, sendikalar, birlikler ve barolar;
- Ve bu ideolojik yapılanmaya gönül verenler... dir. Bu sayılanların dışında kalanlar, kamu yerine konmadıkları için kamuoyu da sayılmazlar!

İşte laikliği, kamusal alanı, kamuoyunu anlaşılmaz hale getirenler de hukuku, kaybettikleri yürütme ve yasama gücünü elde etmenin aracı olarak kullanmaya yeltenenler de bu kesimin öncü grubudur. Tüm çevresiyle toplumun % 25 ini bile temsil edemeyen bu grup, 85 yıldır %75 in ensesinde boza pişirmektedir.

Bunların demokrasi, laiklik, hukuk ve insan hakları anlayışı son derece sorunludur. Farklı fikir ve düşünceler, farklı inanış ve yaşam biçimleri için önerdikleri çözümler net ve kesindir. Şimdi çözümlerini sıralıyorum:

Cumhuriyete, hukuka ve demokrasiye ait çözümleri;
"Bu ülkede ancak bizim borumuz öter" dir.

Farklı fikir ve inançlar için çözümleri:
"Ne kadar fikir üretileceğine, neye ne kadar inanılacağına, ne kadar kanaat oluşturulacağına biz karar veririz." dir

Gerilimi durdurmak için çözümleri;
"İktidar kimde olursa olsun muktedir biz olmalıyız"dır.

Başörtüsü için çözümleri;
"Tümüyle yasaklanmalı"dır.

Ekonomi için çözümleri;
"Milli gelirden bize düşen pay artırılmalıdır. Ötekileri boş ver"dir.

Halk için çözümleri;
"Hala halk diye birileri mi var"dır.

Hani şu ramazan çadırı müdavimleri, nohuta pirince oy verenler canım;
"Onlar hala yaşıyor mu? Vay anasını be... Şu halktan kurtulamadık gitti"dir.

Son zamanlarda boyun eğip, itaat etmeyenler, bununla da kalmayıp kafa tutanlar efendilerimizi çok kızdırdı. Bazı pisliklerin ucunun gözükmesi de kendilerini biraz ürküttü. Yani iş, hayat-memat meselesine gelip dayandı. Bu yüzden ortaya çıkacak sonucu çok merak ediyorum.

Resim: img162.imageshack.us/img162/5443/kamusal9pk.png

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize sağlık Hüseyin bey. Elmanın diğer yarısınıda göstererek çok gerçekçi tespitlerde bulunmuşsunuz. Saygılar ve sevgiler

Matilla 
 09.04.2008 10:07
Cevap :
Teşekür eder selam ve saygılarımı iletirim.  09.04.2008 11:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 703
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster