- Kategori
- Psikoloji
Kaybedilen yol

Çıktığı yolun bu kadar engebeli olacağını bilemezdi, yola çıkmadan.
Düzlüklerin bile bir yerlerinde, onu senn taşlar takıldı ayağına.
Bazen o taşlar yuvarlanmana sebep oldu. Hatta zaman zaman dizlerinin ve avuçlarının kanamasına.
Acılar çektin, çok ağladın. İnsan vazgeçemiyor yinede umutlarından.
Vazgeçmedin.
Hayat acıttıkça sen umutla baktın yaşama. Bu acıların bir sonu olacağına inandın hep.
Olmalıydı.
Hep acılarla gitmezdi yaşam.
Oysa ne kadarda kolay gelmişti sana yaşam. O gencecik halinle, herşeye gücün yeter sanmıştın.
Herşeye dayanabilirim, kimse acıtamaz beni sanmıştın.
Ne kadarda çok yanılmışsın oysaki.
Her yanılgı daha çok yaralar açmış, daha çok acıtmış canını.
Bazen kendini ifade etmemenin bile faydalı olabileceğini bile gördün yaşamda.
Ne kadar susarsan o kadar yaşam hakkın var belkide.
Çünkü seni anlamayan insanlar ne ifade ettiğini nereden bilecekler.
Ve o herşeyi halledebilecek kadar kendini güçlü gören bu yürek, şimdi susuyor.
Çünkü anlaşılamamak, boşa konuşmak çok daha acı veriyor ona.
Şimdi aynaya bakıyorsun, ne kadarda uzaksın kendinden.
Çıktığın yol kendine yakın bir yol değilmiş, ilerledikçe daha çok uzaklaşmış ve sonunda kaybetmişsin kendini bu meçhule giden yolda.
Geri dönüşü olmayan bu yola girmeseydin, anlayamayacaktın hayatı.
Aynı hataları tekrar yapacaktın belki.
Ama kaybolan zaman neyin telafisidir.
Hangi kaybedilenin, hangi yitirilenin, hangi aldanışın...