- Kategori
- Siyaset
Kazlar (takke düştü kel göründü)
Atalarımızın çok güzel terimleri vardır, “takke düştü kel göründü” gibi. Oturup otuz sayfa yazı yazıp zaten okuma alışkanlığı olmayan topluma derdinizi anlatmaya kalkacağınıza bir tek cümle de ansiklopedi dolusu laf etmiş olursunuz…
Kabadayılar da korkar mı? Evet, hem de nasıl korkar. Hani “kodumu oturtur” diye bildiğimiz kabadayılar var ya korktukları zaman vurup kırmazlar, bunun yerine anlamsız bir şekilde bağırmaya aynı cümleleri aynı lafları döndüre döndüre kullanmaya başlarlar…
Bazen dilleri sürçer ama yine vazgeçmezler, çünkü korkmuşlardır. Siyaset arenasında buna kaybetme korkusu denir ki bakın bağıran çağıran vekillere Başbakanlara anlarsınız…
Olayları yani şu olay oldu o bunu söyledi gibi laflarla zamanınızı almayacağım, zaten sizler her şeyi “ampul” gibi ortalıkta görüyorsunuz. Görmeyenler de var ama geçin onları, bu memleketin geleceği değil “bugünü” ilgilendiriyor onları. Ne yaşarsak ne kaparsak kar hesabındalar…
Tabi huylu huyundan vazgeçer mi, serde kabadayılık var takke düşse kel görünse de kendine göre bir kılıf bulacaktır mutlaka.
Hatalar ihanetler ortaya çıkınca, bir telaş aldı kabadayıları, dört bir koldan o televizyon senin bu televizyon benim “yüzyılın” değişimi hikâyeleri ile haksızlıklarına haklı mazereteler aramaya başladılar. Güzel şeyler kötü şeylerin üzerini asla örtemez, güzellikleri kokutan kötülüklerdir. Ülkemizdeki son gelişmeler göstermiştir ki “kötü kokular” gelmeye başladı. Ve kabadayılığın başka versiyonu çıktı ortaya “gerisinde gelenlere vurma” versiyonu, yani “vur muhalefete” vurabildiğin kadar…
Bir fıkra ile pekiştirelim sonrası sizin yorumlarınıza engin görüşlerinize kalsın efendim. Bize düşen “sürçü lisan” ettiysek af dilemek o kadar…
***
Bir memlekette devletin “vergi” tahsildarları insanlara eziyet etmeye hatta zulmetmeye başlamışlar. Bunu yaparlarken öyle mazeretler bulurlarmış ki kimse sesini çıkaramaz paşa paşa öderlermiş vergilerini.
Kendilerinin istedikleri vergiyi vermek istemeyenlere öyle ağır cezalar keserlermiş ki belini bile doğrultamazmış vatandaş…
Yine bir gün bu vergi tahsildarları saf bir köylünün evine gitmişler ellerinde kalın kalın defterlerle, yanlarında devletin güvenlik görevlileri(?)
Kendilerine “ikram” edilmesini istemişler köylüden ama köylü oralı olmamış, anlamamış gibi yapmış. Bunun üzerine tahsildarlar(?) seslerini yükselterek sormuşlar;
“Ne yediriyorsun KAZLARA?”
Köylü saf saf ne desin “Buğday” demiş. Bunu duyan tahsildarların başı;
“Ne buğday mı, bu kıtlıkta insanlar süpürge sapı yerken sen kazlara(?) buğday mı yediriyorsun öyle mi? Yazıklar olsun sana al sana 5 akçe ceza…”
Aradan aylar geçmiş, aynı tahsildarlar aynı yere ayine saf köylünün yanına gelmişler. Olaylar tıpkı yukarıda anlattığım gibi gelişmiş.
“Ne yediriyorsun kazlara?”
Köyle;
“Mısır efendim bu sefer buğdayı bıraktım Mısır yediriyorum…”
Tahsildar(?)
“ne insanlar ekmek bulamazken en kazlara(?) MISIR yediriyorsun öyle mi? Al sana 10 akçe ceza…”
Aradan bir müddet daha geçmiş ve yine aynı tahsildarlar aynı yere aynı köylüye gelmişler ve yazdığım sahneler aynen tekrarlanmış.
Tahsildar; “Ne yediriyorsun kazlara…” deyince saf köylü boynunu bükmüş ve
“ben bir şey yedirmiyorum efendim. Artık sadece yemek ücretlerini dağıtıyorum. Onlar kendileri bulup yiyorlar. Ben aradan çekildim çünkü çok masraflı(?) oluyor…” demiş.
***
Daha ne anlatayım ki tahsildarlar belli, “KAZLAR” belli, “takke düştü kel göründü” epey zamandır, kılıf aranıyor, haliyle de olan bitenler söylenenler anlatılan masallar ortada…
Muhteşem “inanç” dünyamız değerli demokrasi ve özgürlük anlayışımız karşımızda “kabadayılar”
Bu güzel Pazartesi gününde yorumu size kalmış her şey gönlünüzce olsun…
Saygı ve selamlarımla efendim…
Erdoğan ÖZGENÇ