- Kategori
- Siyaset
Kefenli siyaset

"Bedel ödemeye hazırız, biz o beyaz çarşaflarla yola çıktık."
Bu sözü söyleyen Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı. Söyleten ise türban.
Tam arabesk makamında bir siyaset. Başına sonuna bir iki söz daha ekle, ver Müslüm babaya okusun. Yetmiş milyon vatan evladı, jiletle doğrar kendini vallahi.
Başbakan'ın "beyaz çarşaf" dediği giysi, fani insanların son yolculuğunda giydikleri kefen. O halde Başbakan son yolculuğuna mı hazırlanıyor?
Tanrı uzun ömür versin. Daha genç ve dinamik bir insan. Gerçi ecel bu, gençliğe falan bakmıyor ya!
Başbakan, hasta falan da değil bildiğimiz kadarıyla. O halde neden kefeniyle çıkmış yola?
Acaba bir zamanlar İstanbul'da yaşarken, deprem söylentilerinin etkisinde kalmış da "deprem çantası" hazırlarken kefenini de o çantaya mı koymuştu?
Yoksa, Başbakan şiir okumayı sever ya, duygu girdapları içinde gidip gelirken Mayakovski misali bunalıma girer de intihar ederim, her olasılığa karşı kefenim hazır olsun mu dedi?
Şimdi diyeceksiniz ki: Ya ne anlayışsız adamsın, Başbakan Türkiye'yi yönetmeye talip olduğunda kefenini de hazırlamış.
Ne alaka canım, seçimle iktidara gelmiş bir Başbakan neden kefenini de hazırlasın? Alt tarafı bir ülkeyi yönetmeye geliyor, Malazgirt Meydan Savaşı'na çıkmıyor ya!
Sizler hâlâ ısrar ediyorsunuz değil mi? Başbakan ülkeyi yönetmek için kefenini hazırlamış diye. Yani insanı zorla felsefi ve siyasi düşüncelere itiyorsunuz. Ben burada Başbakan'ın masum masum kefen hazırlama nedenlerini tahmin ederken, sizler bana neler diyorsunuz?
Başbakan seçilmiş. % 47'de oy almış, eee daha ne istiyor? Ona kim neden kefen giydirsin ki?
Bu ülkenin anayasası var, yasaları var, kuruluş ilkeleri var ve kurucusu olan büyük önder Mustafa Kemal'in yazılı ve yazılı olmayan kuralları var ve büyük önderin ona bağlı bir ordusu var. Ayrıca bu ülkeyi "devlet" yapan kurum ve kuruluşları var. Yargısı var, üniversitesi var.
Başbakan değil % 47, % 100 oy alsa bile yukarıda saydığım her şeye uymak zorundadır. Devletle iyi geçinmek zorundadır.
Heee, o ekonomiyi yönetir, milli eğitimi yönetir, bayındırlık işlerine bakar, maliyeyi yönetir... Yani bakanları ile birlikte verilen işleri yönetir. Amma, iş ülkenin "temel ilkelerine" geldiğinde akan sular durur. Çünkü, hükümet demek devlet demek değildir. Hükümet, devleti yönetmez. Sadece onun çalışmasını kolaylaştırır. Devlet süreklidir, hükümet gelip geçicidir. O nedenle de hükümetler, devleti esastan değiştirme işine girişemezler.
Örnek: Lâik bir ülkenin lâiklik ilkesini hiçbir hükümet devrim yapmadan değiştiremez. Çünkü, lâiklik gibi temel kurallar ülkenin bütün sistemini değiştirir. Devleti çökertir.
Yani, bir ülkede iktidara gelen Başbakan devleti yıkmak için, devletin sistemini değiştirmek için savaşıma girmezse başına herhangi bir iş gelmez.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın böyle bir niyeti yoktur! Ya da iktidar yolculuğuna çıkarken böyle bir düşüncesi yoktur! O halde neden kefenini başbakanlık koltuğunun altında, paraşüt gibi saklar?