- Kategori
- Siyaset
İnancı sorgulamak

" Yaşam yolculuğunda bulunduğunuz nokta, neye inandığınızın göstergesidir. Sizi bu noktadan ileriye taşıyacak olan da geriye düşürecek olan da gene inançlarınız olacaktır."
Yazarı beni affetsin, şimdi adını hatırlayamadığım bir kitapta çok seneler önce okuduğum bu cümle, uzun süre zihnimi meşgul etmişti.
Hepimiz farkında olsak da olmasak da kendimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz. İnanç bu noktada en önemli aracımız.
Çok başarılı satıcıların bile, inanmadıkları ürünü satamadıklarını çok gördüm meslek hayatımda.
Hayallerini paylaşan ama bir türlü hayata geçiremeyen kişilerin en önemli eksikliği, yapabileceklerine ya da hayallerinin gerçekleşeceğine dair inançlarının olmayışıdır.
Seneler önce kişisel gelişim eğitimleri vermeye başladığımda ilk tepkiyi dine inanmadığını söyleyen bir yöneticiden almıştım. " İnancınızı kaybetmeyin arkadaşlar." dediğimde o zatı muhterem inanç lafını duyunca, bunu hemen dinle birleştirip, ülkenin en ünlü okullarını bitirmesine rağmen alaycı tavırlarını uzun süre devam ettirmişti.
Oysa inanmadığını söyleyen de, aslında inanmadığına inanan değil midir? Son tahlilde o da inancını beyan etmekte değil midir?
Ya da inançlı olduğunu ya da inanmadığını söyleyen çoğu kişi gibi aslında neye inandığını ya da inanmadığını sorgulamış mıdır?
Ya da inancı bir dogmalar bütünü sanmak ya da ideolojilere hapsetmek, bu çok önemli yaratıcı enerjiye haksızlık etmek değil midir?
Ben ilkokuldan bu yana, ülkemin; " Az gelişmiş ülke", " Gelişmekte olan ülke " gibi tanımlanmasından rahatsızlık duydum. Çocukluğum sağ-sol çatışmalarının olduğu, gencecik ağbilerimiz ablalarımız inançları uğruna öldürüldüğü korkulu dönemlerde geçti. Şimdi çocuklarım o döneme ilişkin sorular sordukların da verdiğim çoğu cevaba " Ama neden?" diyorlar.
Şimdi yaşananları görüp, olanları az çok algıladıklarında " Anne, senin anlattıkların mı tekrarlanacak ?" diye korku dolu gözlerle soruyorlar...
Oysa hep birbiri ile sürtüşen insanların olduğu bir yer olmamalı benim memleketim...
Fizik kurallarının toplumbilimde de geçerli olduğunu öğrenmeli artık ülkemi yöneten zat-ı muhteremler... Fizikte sürtünme nasıl, yol, zaman ve sonunda iş kaybına neden oluyorsa; insanlarımız arasındaki sürtüşme de senelerdir ülkemi güçten düşürdü...
Okuma yazma bilmeyenlerin, ilkokuldan sonra eline kalem almamış, bırakın kitabı; gazete okumamış, Ayşelerin, Fatmaların, Alilerin, Velilerin ülkesi ola geldi benim memleketim... Siyasetçilerin, şer odaklarının, gücün peşinde olanların, Yaradan adına ahkam kesenlerin yüzünden...
Hem de taammüden... Okursa, sorgular; sorgularsa araştırır; araştırırsa aklın yoluna ulaşır; ulaşırsa cesaretlenir insanlarım diye...
Cesur insan tehlikelidir...
Çünkü yönetilemez... Çünkü boyun eğmez...
1 ton kömüre, bir koli yiyeceğe tamah etmez...
Ama oldu...
İnsanlarımı buna mecbur edenler kadar, insanlarımın bu durumdan siyasi çıkar uğruna faydalananlar da bu ülke insanlarına karşı kocaman bir ayıp içerisindedirler. Makamları, mevkileri, ünvanları ne olursa olsun...
İnsanoğlu unutmamalıdır ki, " Yanlış şeyler yaparak, doğru sonuçlar almak mümkün değildir."
Az gelişmiş bir ülkenin insanlarının gelişkin olması beklenebilir mi? Bu ülkeyi, kendilerine gelişmiş diyen ülkeler aralarına kabul eder mi?
Geldiğimiz noktada;
Kimimiz öteki dünyayı kazanamama korkusuyla, kimimiz bu dünya nimetlerini kaybetme korkusuyla yaşadığımız bu memleketi birbirimize dar etmeye çalışıyoruz.
Oysa hep birlikte cesurca dogmaların üzerine gitsek.
Giderken de bugünün biliminin, geçmişin bilinmeyenlerinden oluştuğunu unutmasak.
Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu her zaman hatırlasak...
Birbirimizi yargılamak yerine, farklılıklarımızla bütün olmanın yollarını tartışsak ve bulsak ne güzel olurdu.
Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur demiş ya Einstein...
Keşke bu kez biz millet olarak; tüm önyargıları parçalamaya gönüllü olsak...
Belki o zaman çocuklarımız, torunlarımızın " Ama neden?" sorularına muhatap olmazlar...
Ayşegül Tekfidan
Nakkatepe- Şubat 2008