- Kategori
- Siyaset
Balık tutmayı Öğrenmek

Balığımızı kendimiz tutalım..
“Sadaka toplumu oldu toplumumuz.”
d iyenlere Başbakan “ Toplumu böyle yapan biz değiliz, ben geldiğimde onu kucağımda öyle buldum” diye cevap veriyor, il başkanları toplantısında...
Yine bir konuşmasında, kömür dağıtmasını eleştirenlere “ hiç üşümüş fakir eli sıkmamışlar ki “ diyor.
Sadaka, zekat, yardım ,dinimizin sosyal adaleti ,topluma yerleştirmede en fazla hassasiyetle üzerinde durduğu konu.Keşke tam anlamıyla yardımlaşma olsa, ülkede tek bir fakir kalmaz. Kamyonla parası olanlar -istisnalar hariç- eli titreyerek verirken , kendi yardıma muhtaç olan ,ekmeğinin yarısını bölüp veriyor maalesef. Vergi adaletsizliği de bunun somut bir göstergesi.
Osmanlının görkemli dönemlerinde, devletin, sosyal adaleti gerçek anlamda sağladığı zamanlarda, İstanbul’un bir semtinde, insanlar zekat verecek kimse bulamamış. Bir torba içine yüklü miktarda para konularak bir ağacın dalına bağlanıldığı anlatılır.Günlerce o torba orada asılı kalmış, dokunan olmamış. İnsanın inanası gelmiyor...
O günün idarecileri, aşevleri, yardım kuruluşları oluşturmuşlar. Sayıları çok olmayan ihtiyaç sahiplerini açta açıkta bırakmamak adına girişimlerde bulunmuşlar. Ama önce; çalışabilecek durumda olanlar için iş olanakları sağlanılmış lonca sistemi işlerliğini korumuş. Kimsenin sosyal güvenlik endişesi duyması için bir sebep de bu nedenle yokmuş.
İşte, sözü burada Çinlilerin ünlü atasözüne getirmek istiyorum.
“BALIK VERECEĞİNE, BALIK TUTMAYI ÖĞRET”
Ne zamana kadar insanlara ; pirinç, soğan, patates, kömür dağıtacak iktidar? Ne zamana kadar insanımızı bunlarla susturabilecek...
İşsizlik artıyor, üniversite mezunları eğitim gördükleri alan dışında küçük işlerde bile çalışmaya razı...
Küçük atölyeler, ufak çapta fabrikalar, çiftçinin durumunu iyileştirme gibi, belki orta vadede çözülebilecek girişimler yerine, insanlara sus payı vermek daha akılcı bir çözüm, onlara göre...
Bu durumda insanımızın da suçu yok değil...Şöyle ki ; birileri kızacak bana ama herkes için değil zaten sözüm. Az gelişmiş bir ülkenin insanı olarak işi beğenmeme parasını az, emeğini çok bulma lüksüne sahip değilken bu yanlışı yapanlar çoğunlukta..Örneğin ev hanımları. Muhtaç durumda olduğu halde eşin getireceği ekmeğe bakan sağlık sorunu olmayan kadınlarımız.Kahve köşelerinde vakit geçiren iş beğenmeyen gençler...
Aksi örnekler de var.Yaşadığım köyde, oturduğu evi kendine ait olup ev temizliğine giden kadınlar var.Kendisi apartman dairesinde oturup başka apartmanlara merdiven temizliğine gidenleri de biliyorum.
Çalışmak ayıp değil...Yeter ki namusunla , alın terinle çalış...
78 ‘de , okuduğum okuldaki öğrenci olayları nedeniyle devamsızlıktan sınıfta kalmıştım. Antalya’ yeni açılan bir mağazada tezgahtar olarak çalıştım.Babam öğretmendi.Orta halli bir aileydik.Hiç gocunmadım. Ağabeyim mimarlıkta okurken düğünlerde gitar çaldı. Eşim de tatillerde su tesisatçılığı, gibi işlerde çalışmış,,,
Dediğim gibi bazıları kızacak bana iş varda çalışmıyoruz sanki diye...Oysa bir yerden başlamak gerek. Hayat demek, mücadele demek.
Özel yaşantımdan fazlamı bahsediyorum bilemiyorum.Ama belki bir iki kişiye ışık olurum ümidi içinde yaşantımdan kesitler aktarıyorum.
Rahmetli babam bir köy çocuğuydu.Anne babasını küçük yaşta kaybetmiş.Eş dost sayesinde Meslek Lisesini bitirmiş.Tatillerde fabrikalarda çalışarak kendi çabası ile yüksek öğrenimini tamamlayıp öğretmen olmuş.Onun, gençliğine ait şu anısı, her aklıma geldiğinde gözyaşlarına boğar beni. Şöyle anlatmıştı: “Yatılı okul günlerimde, bir ev sıcaklığına, bir ev sofrasına hasrettim.Tatillerde bile böyle bir imkanım yoktu.Karnım aç dolaşırdım çoğu zaman. Köyümdeki evde olduğum bir gün yine çok acıkmıştım.Özellikle sofra zamanı bir akrabamın evine gittim. Fakat akrabam ısrarla beni sofraya çağırmasına rağmen “az önce yedim, tokum “ deyip sofraya oturmadım...
Babacığım, o nedenle, sofrada hepimizin olmasını ısrarla isterdi. Sofradan da herkes kalktıktan, sofra toplandıktan sonra kalkardı.
En mutlu olduğu anlar, birlikte yemek yenilen zamanlardı...
Evet, kötü yönetiliyor olabiliriz.Ama toplum olarak, bizim hiç mi suçumuz yok..
Bunun cevabını; bizden önceki kuşaklarla bizim kuşak farklı; bugünkü kuşak farklı cevap verecek...
Birilerinin balık dağıtmasını beklememeliyiz Onlar öğretmiyorlarsa, balık tutmanın bir yolunu kendimiz bulmalıyız..