- Kategori
- Felsefe
Kelimeler... (2)

Kar yolları kesmeden önce, kanattan kopan tüy saçlarıma düştüğünde, kırmızı nehirler azgın sularını kafeslerden bırakmış safrasıyla birlikte sel olmuştu. Kan; çekici, kavgaya davetkar kokusuyla sarınca her yeri, ilk kaçanlar sevgi, saygı, şeref, onur,arkadaş, dost kelimeleri oldular. Aşk, inat, öfke, merak gitmemişlerdi. İnat’ın bir ayağı gidiş yolunda, diğer ayağı “merak”ın kolunda.
”Çek ayağını elimin üzerinden” dedi merak yerden kalkarken.
"Umarım bilerek basmadın elime.
Dinledim yeni bir sel dalgası var mı diye.
Sesler karışmış dünyanın mırıldayan sesiyle.
Düşünürdüm de “ilgi” minik patileriyle giderken,
denizin dibinde balık; dışında fırtınalar, kasırgalar
koparken,
ne hisseder evinden."
Aşk söz aldı izinsiz, ilgisiz;
”şımarık olmaktır ruhum, çişdeninden severim dünyanın.
Bana bağlansın isterim, ele geçirdiğim ruhun ve aynanın.
Tüm emirlerime uyulsun isterim, rüyanın...
Kavgalar ettiririm.
Kavgasında yumruğun,
Her yumrukta yeniden doğar,
Kibrim, neşem, gururum.
Önce,
Düşüncelere sızarım, oradan hafıza bölgesine.
Boşaltırım tüm bilgileri, yüklerim disketlerimi.
Artık benimdir koca ruh; bakma elimdeki kırbaca,
Bazen iyi olurum ben de, rengim alaca.
Ondaki “aşk ruhu” uyarsa tenime,
Kapanır tüm kapılar dünyanın yasalarına;
dipteki balığa gidip fırtınadan kaçarız,
sıcak sulardan gökyüzüne soğuğa çıkarız.
Hepsinden öte “seviyorum” kelimesinin içine;
etmeden önce insanlar içine,
aşk gezegeninde mutluluk girmişti herkesin içine..."
"Yeter" artık "sus" diye kükredi öfke,
"Millet acının -açlığının-derdinde.
Sense keyfinde…
Hem, herkes kaçıp giderken,
ne demeye kaldın sen?
Çıkıp ilgisiz; döner dünyanda sanıyorsun herkes,
Açlığın, sefaletin, hastalığın içinde."
"Öfke, ah öfke,benim en büyük abim.
Kıyamam sana sinirlenme.
Ben,43'te katil Mengele'nin kampında,
Berlin’de bombalanan sığınaklarda,
ben Afrika’da açlığın pençesinde
ben 80'lik ölüm döşeğinde ellerinde eşin."
İnat öne bir adım atılarak ,girdi söze;
“sen önce topuklu ayakkabılarınla,
tüylü kostümünle televizyonların dizilerinde
milyonluk evlerin bahçelerinde,
salonlarında…
sen, neşeli film müziklerinde şımarık,
sen, hüzünlü müziklerinde; hep ayrılık ve ölümlü sonlarında.
Varlığın yokluğunu istemekte."
Pışşık, ne derseniz deyin bana,
ben uyarırım hormonları, mutluluğuna.
Bebekler doğar benim geçtiğim evlerde,
Hayat benim,yaşam da...
(Merak, çekingen tavrıyla söylendi:”Demek aşk bir dişi”)
Onur göründü uzaktan,
söylendiler hep bir ağızdan:”Seni gitti sandık,neden geldin geri?”
"Aslında gitmek istedim,arkadaşlarım çağırdığından,
Kopamayız sanırdım sevgiden,şereften,arkadaştan, dosttan.
Yolda anladım, benim adım onur.
Kopmalıyım bazen, doğrularım budur
sevgi,şeref,arkadaş ve dosttan
görürler artık yanlarında fazladan
Merak, kaşlarını alnına yapıştırıp sordu:
“Onur ne dedin sen biraz önce,
Sen yoksan onların içlerinde
Olamazlar kendince”
Onur ağlamaklı oldu birdenbire
Çıkınca ağzından birkaç kelime:
“Selleri yapan,ağaçları kesen,toprak düşmanı,
Evrim trenine kesildi dönüşü
Beni istemiyor insanların düşü…
Benimkisi eski alışkanlık,
Takıldım peşlerine
Ortak etmezlerdi zaten
Dertlerine…
Bilirim başınıza geldi sel,
Bırakıp gitmek yakışmazdı
sizler burada çaresizken,
uzatmalı dedim bir el:
Tut.
Şimdi düşünmeli, ne yapmalı?
bize lazım gelir “umut.”
Çalıların arasından çıktı umut:"Ben zaten hiç gitmemiştim ki,
fıkradaki kaplumbağa gibi."
Aşk karıştı söze “bize lazım sevgi,
kuracaksak,
dünyamızı eskisi gibi."
Sevgi göründü uzakta,
yanında biri var olmasın; saygı.
Ayrılamaz ikizler;
çift yumurta ikizleri gülümseyerek geldiler.
“Sizi bıraktığımıza üzgünüz.
Ama nasıl oldu da kötüler kaldı burada?
Siz nasıl kuracaktınız kavgalarınızda?”
“Ne kötü” dedi öfke, “bazen tanınmak kötü.
En olasılığı azken bu an.”
Herkesten bir eksik olacağız
arkadaşla dostta geldiği an.”
“Ne güzel, ne güzel” diye sevinçle bağırdı aşk o an:Yine toplandı insan.
Not:Çişden:Şımarık,kendini beğenmiş.
Sağlıcakla…