​ Keşke bana sevmeyi de öğretseydi babam ayrılığı öğrettiği kadar / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '09

 
Kategori
Öykü
 

Keşke bana sevmeyi de öğretseydi babam ayrılığı öğrettiği kadar

Keşke bana sevmeyi de öğretseydi babam ayrılığı öğrettiği kadar
 

hüzün en çok sana yakışıyor


Akşamüzeri vakitsiz bir zamanda çalan cep telefonumun ekranında şirket merkezinin numarasını gördüğümde anlamalıydım başıma gelecekleri. Kararsız kalışımdan belliydi aslında. Daha önceleri de hep böyle olmamış mıydı sanki. Yarın bitirilmesi gereken önemli ve acil bir iş diyeceklerdi. Adresi vereceklerdi. Kimle iletişime geçeceğimi söyleyecekler ama asla “-Ne dersin?” diye fikrimi sormayacaklardı.

Telefonu içimde uyanan sıkıntıyla kapatırken bilmiyordum bu telefonun sonrasında seni göreceğimi, sana tutulacağımı, asla ulaşamayacağım bir kadının daha aklımda yer edineceğini.

İlk olarak çıtı pıtı fiziğini görmüştüm önümden ceylan gibi süzülüp giderken. Kadifemsi kumral saçların, yüzünün görebileceğim kısmını kapatıyordu dalga dalga. Aslında ilgimi çekmemiştin taa! ki ben tam karşındaki masaya oturana kadar. İstem dışı olarak kaldırıp başımı önümdeki evraktan, bakmıştım yüzüne kısacık bir an. İşte o an umut etmiştim hayatımın kalan kısmında mutlaka bir şekilde yer edineceğini ve anlamıştım beynimin unutulmazlar bölümüne çoktan girdiğini.

Bu hiç sevmediğim, ölesiye sıkıldığım çalışma günümü senin tam karşında geçireceğimi bilmek sevindirmişti beni. Önümdeki sıkıcı ve anlamsız hesap tablolarına bakamamıştım daha fazla. Aklım sendeydi ve bırak işi gücü diyordu içimdeki serseri. Öyle de yaptım. Elimde değildi. Kaldırdım başımı yeniden ve seyre koyuldum seni. İnsanı hayata, mutluluğa, sevmeye, sevilmeye çağırıyor ve bir şeyler yapmalı dedirtiyordu yüzünün güzelliği. Bir metre ya var, ya yoktu aramızdaki mesafe. Kumral saçların dalga dalga ve kadifemsi yumuşaklıkta ve en çok da senin yüzüne yakışan kesimdeydi. Ne çok istiyordum şu an ellerimi uzatıp saçlarını okşamayı, parmaklarımın arasından kayıp gidişini seyretmeyi.

Ben öyle hayran hayran bakarken güzelliğine, baktığın ekrandan yavaşça kaldırıp başını gözlerimin içine baktığında elim ayağıma dolanmıştı yaramazlık yaparken yakalanmış mahcup bir çocuk gibi.

Uzunca müddet kaldıramamıştım başımı dizüstü bilgisayarımın ekranından. Çalışıyor numarası yapmaktan yorulup kaldırdığımda başımı bu kez ben yakalamıştım beni seyrederken seni. Birkaç saniye sürmüştü göz gözeliğimiz.

Sorular dönüp duruyordu beynimin içinde. Kimdin? Kimindin? Seni etkilemiş miydim? Sevecek miydik , sevişecek miydik ilerde. Acı olan ise bütün bunları asla öğrenemeyecek oluşuma dair içimdeki kuvvetli histi. Sadece bir gün için buradaydım. Bir ikinci gün olmayacaktı ve akşam olduğunda karışıp gidecektim bir başıma İstanbul’un kalabalığına ismini dahi öğrenemeden. İnce, narin yapılı ve saçları dalga dalga ve kadifemsi kimi görsem sen sanacak ve içim ürpererek geçecekti günlerim uzunca müddet. Hoş bir sürpriz bekleyecektim şans eseri bir gün karşıma çıkarsın diye. Çıktığında ise ne diyeceğimi bilemeden geçip gidecektim büyük ihtimalle yanından. Sense hiç hatırlamayacaktın beyninde unutulmazlar dosyasında yer edindiğin kırklarına yaklaşmış bu erkeği.

Ben bunları düşünüp kahroluyorken yanına yaklaşan iş arkadaşının isminle sana seslenmesi bir an olsun yüzümü güldürdü. “Sumru!...” Hiç olmazsa ismini öğrenmiştim. Sen aklıma düştükçe ismini mırıldanabilecektim artık kendime usulca. “Sumru…! bana yeniden sevmeyi öğreten kadın”

İkinci göz göze gelişimiz ilkinden uzun sürmüştü. Kendimize beş on saniye engel olamamıştık gözlerimiz birbirine kenetlenmiş bakarken. Sonra indirmiştin gözlerini mahcup bir edayla ve narin parmaklarınla kulağının arkasına toplamıştın dalgalı kadife saçlarını.

Bir an olsun her şeyi bir kenara bırakıp, “-Sana bakmaya doyamıyorum” demek isterdim. “- Sana tutuldum, ne olur sende bana tutulduğunu, sende aynı şeyleri hissettiğini söyle ” demek isterdim. “-Artık kaçmaktan, kovalamaktan yoruldum. Sende durmak istiyorum” demek isterdim.

Bu iç karartan işyerinden küçük ellerin elimde iken bir an önce çıkıp gitmek, Moda sahilinin emektar kahvesine oturup saatlerce seni dinlemek, gözlerinin içine bir yabancı gibi değil, sevdiğin erkek olarak doya doya bakmak isterdim.

Söyleyemedim.

Söyleyemezdim.

 
Toplam blog
: 8
: 412
Kayıt tarihi
: 25.01.09
 
 

İstanbul Üsküdar'da yaşıyor ve geleceğimin  bana neler getireceğini bekliyorum merak içinde. Seni..